Herkesler (ve tabi her halde) başını yastığa koyar koymaz uyur..
Böylesi bir uyku alışkanlığı yada “huyu” hele yanına “sabaha kadar deliksiz uyumayı” da aldı mı “sağlık afiyetin” ispatı sayılır.. Zaten doktorlar, diyetisyenler falan insanlara hep “böylesi kesintisiz uykular” tavsiye ederler…
Oysa dünyada varsa yedi milyar insan tutun ki yarısı uyku bozukluğundan şikâyetçidir bunu da yine “uyku adına kitaplar dolusu akıl fikir verenler yazıp söylerler!”
BEN de uyku ile başı dertte olanlardan biriyim. Yastık uyur ben uyumam! Ya ne yaparım. “Düşünürüm!”
HA! Avcılar gibi tüfek “pam” dedi de aklıma geldi:
Bir gün Hoca Nasrettin pazara gitmiş. Bakmış bir papağan 100 altına satılıyor! Hemen eve koşmuş bir süre sonra kucağında bir hindi ile geri dönmüş ve başlamış “200 altın” diyerek çağırmaya. Herkesler şaşkın Hocaya sormuşlar:
“A Hoca hiç bir hindi 200 altın olur mu?” “Olur ya demiş Hoca. Az önce bunun yarısı kadar kuş 100 altına satıldı!”
“Ama Hoca o papağandır. Marifetlidir, insan gibi konuşur” demişler!
Hoca hindiye şöyle bir bakmış, “Eee demiş benim hindi de insan gibi düşünür!”
KISACA uyuyamıyorsak bile hindiler gibi düşüne düşüne geçen ömürlere karşın bu memlekette hâlâ ne rahata huzura erdik ne de çözüme!
Hadi sohbeti azıcık koyulaştırayım. Eskiler ne derdi, “ev değil komşu al!”
Yoksa duvarları altından olsa eğer komşunun insanlıktan yoksa nasibi “on para” etmez!
RUM komşudan söz ediyorum ve ekliyorum:
***
EĞER “dünya insanlığı” Koronavirüs’ten bile bir “insanlık dersi” çıkarmamışsa bundan sonra çıkarmaya hiç fırsatı olmayacak çünkü “kıyamet” kopacak!
Nitekim 1. 2. Dünya savaşları ders olmadı! Veba sıtma salgınları ders olmadı! Tsunamiler, seller depremler ders olmadı!
Ve bir gün belki artık “ders” olur diye Allah “Colid-19”u gönderdi ki 1. ayetinde şöyle yazar: “Ey insanlar! Eğer aklınızı başınıza almaz.. Birbirinizi savaşlarla kıymaya devam eder.. İki karışlık toprak uğruna binlerce insanın kanına canına girerken.. “Dostluk birlik beraberlik” yerine.. Sürekli “düşmanlıkla kin ve nefreti” beslerseniz.. Irkçılığı bayrağınız yapar, dini silah olarak kullanırsanız…
Gün gelir gözlerinizin görmediği, kulaklarınızın işitmediği, hissedemediğiniz kadar küçük bir vürüs karşısında bile dünyanın en çaresiz mahlûkatları olarak sadece ölmeyi beklersiniz!..
…DÜNYA insanlığı hiç bugünkü kadar barışa, birlik ve beraberliğe muhtaç olmadıydı. Kıbrıs Türk ve Rum halkları da! Kavga etmeye değil, işbirliği içinde virüsle savaşmamız gereken bir dönemde bile Anastasiadis’li Rum tarafının Yunanistan’la birlikte hâlâ bizimle uğraşır olması ibretlik bir “düşmanlık” olayıdır. Fakat neden?
Oysa yarın virüs dalgası dinse bakın bu iki halk nasıl Kuzey’den Güney’e, Güney’den Kuzey’e akacak.. Nasıl birbirlerine tebessüm ederlerken alış verişlerini yapacak. Neden bu ada koronavirüs gibi ortak bir düşmanımıza karşın mücadele edecek “iki halkın” ortak vatanı olmasın?
Akşamlar boyu değil, yıllardır düşünüyorum hâlâ anlamadım!
AMAN DİKKAT!
BU gün Tatar Hükümeti tüm sorumluluğuyla yetkilerinin kendinde olduğu bir kararla “istikrara” dönüş kabilinden bazı yasakları kaldıracak bazılarını gevşetecek..
Öncelikle bugüne kadar “evde kal” sloganı ile sürdürülen ve kimilerimiz için “mahpus hayatı” olarak nitelendirilen bu “olağanüstülük” bitecek, “temkinli” denen bir olağan yaşam sürecine girilecek!
Bu konularda bilgisiz ve görgüsüzce ahkâm kesmek istemem! Ancak virüsü çok rahat hatta kendimiz için “talih” denecek bir vurgulamada atlatmamızın mucize olduğunu düşünüyorum. Kıbrıs Türk halkının mücadele yıllarından kalma “yokluk ve sıkıntılara katlanabilme direnci” belki de genetik bir miras gibi yeni yetişen nesillerimize de intikal etti.. Ki bazı insan topluluklarının “zor şartlara” dayanaklı oldukları bilinendir..
Belki de Kıbrıslılar bu virüse dayanacak kadar “güçlü ve sağlıklı yetişmektedirler.. Nitekim kızlı erkekli dal gibi yetişmekte olan gençlerimize baktıkça gurur duymamamız mümkün değil..
Ne olursa olsun ama. Eğer Hükümet virüs karşısında anında tedbirler almasaydı işimiz haraptı..
FAKATTT! işte bugün yeni bir sınav daha veriyoruz: Şöyle ki ya bugüne kadar başardıklarımızı yıkacağız yada bir kez daha aldığımız kararlarla doğru yolda olduğumuzu ispatlayacağız..
Bu konuda “önerilerde” bulunmak haddim değildir.. Fakat görüp ellediğimce bizim toplumca bir “huyumuz” vardır: “Kapıyı ört dediklerinde söküp sırtımıza vururuz!”
Yani kararlarımızı da uygulamalarımızı da kısa sürede yozlaştırıp sulandırır, “asli halimize döneriz” ki adı “meram anlamayan toplum”dur!
Bir kez daha 4 Mayıs’a aman dikkat diyorum!
































