Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DOMUZUN KUYRUĞU!

Yeri Geldiğinde “olaylara” lök gibi oturan sözlerimiz vardır, bazıları bir kitap dolusu anlatımı, iki üç kelimeyle ifade eder!

Mesela tam yeri ve zamanıdır: “Ne kadar uğraşsanız domuzun kuyruğu düzelmez” demenin!

Komşumuz Rum toplumundan söz ediyorum. Ancak bir ay dayanabildiler! Koronavirüs salgınıyla sarmalı başına karşın “paskalya” nedeniyle kiliselerinde dualar ederlerken; hiç başka sorunları yokmuş gibi   gene siyasi soruna bağlı olarak ve tabi yakararak; “ey Allahım” dediler, “bizi bu virüs belasıyla işgalden kurtar!”

HAYDA! Aradan 43 yıl geçti, Kuzey’de ayrı bir Devlet kuruldu. Bu Devletin garantörü olan  Türkiye  zaten 1960’lardan beridir üç garantör ülkeden biri olarak adadaydı…

Anlat ki sizin “işgal” dediğinize biz “güvencemiz” diyoruz!

Kaldı ki anlatmak da zor! Şöyle ki “Kuzey işgalden yani Türkiye’nin konuşlu askerinden kurtulursa ne olacak?” Yerine siz mi yerleşeceksiniz?

LAFIN kısası şu: Rum tarafı hâlâ “Kuzey’e nasıl geri döneceğini en azından bazı bölgelerine yeniden nasıl sahiplik koyacağını düşünüyor!

Belli ki kiliselerinde hâlâ “2 bin yıllık megali idea” ilkeli, Enosis adlı virüsü yaşamaktadır!  Yunanistan’dan başlayıp Kıbrıs’a kadar uzanırken Ege denizini de tümden kapsamına alan büyük bir Helenizm  imparatorluk hayali! Üstelik artık bu “virüs” Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarıyla beslenmektedir! Kısaca Rum tarafının  kuyruğu hiç düzelmedi!

***

     YA BİZ?   KKTC?

Güney’in siyasi yapısıyla özelliğini önce Kıbrıs siyasi sorununa yönelik politikalarından dolayı “bilirim..”

İktidar muhalefet ilişkilerini de “AKEl’in dışa yansıttığı siyasi tutumuyla izlerim tabi medyadan.

Dolayısıyla şunu da bilirim: “Güney’deki Rum siyasi partilerinin  çekişmeleriyle çatışmalarına karşın; “en azından Kıbrıs sorununu parti rekabetlerinde harcamıyor dolayısıyla  parça körçe etmiyorlar!

Kaldı ki “her zaman görüş ayrılıklarını” birleştirip ortak paydalarda bütünsellik yaratan bir “Ulusal Konseyleri” vardır ki Anastasiadis’in bile orada tek bir oyu vardır.

BİZDE ise durum farklıdır. Şöyle ki hani yukarıda Rumların “paskalyaları” nedeniyle Kiliselerinde, “Allah’ın kendilerini virüsle işgalden kurtarmaları” için dua ettiklerini yazdımdı  ya!..

Hayır! Bizde “Cumhurbaşkanı ile Başbakanın ayni koalisyonda bir araya gelmiş siyasi partilerin, dolayısıyla bu “makamlara” bağlı olan “kurumların” birbirleriyle sürgit çekişip kavga etmeleri teamüldendir, asıl yadırganan ise  “sağlanacak bütünselliktir!”

NİTEKİM  onlar kiliselerinde “virüsle  işgalden” kurtulmak için dua ederlerken; biz de kaç gündür tartışmaları hâlâ süren “Cumhurbaşkanı ile Başbakanın” yetki ve sorumluluklarından kaynaklı sorunlarını tartışıyoruz!

Bu da şu demektir: “KKTC yerli yerine oturmadı! Nitekim Rum tarafına nazire bizim içimizde de “Türkiye çek git” diyenler vardır..

FAKAT bizdeki tüm bu sürtüşmelerin kesinlikle dışında kalması gereken “tarafsızlığıyla “Ankara’dır.”     (Ki Ankara’nın bir diğer görevi de eğer Kuzey Kıbrıs “bağımsız ve egemen bir Türk Devletiyse”  bunu sadece kendi içindeki siyasi tutumuyla değil, dış politikasına da yansıtmasıdır.. Oysa bakın neler oluyor?                                           ***

OLMAMASI GEREKENLER:

Geçen akşam Sn. Akıncı bir Tv. programında soruları yanıtlarken, üç hafta önce Sn. Erdoğan’a mektup göndererek “sadece Sağlıkla değil; gitgide daha çok bozulan ekonomiyle de ilgili ve Kıbrıs Türk halkının içinde bulunduğu zor durumu anlattığını fakat hâlâ cevap alamadığını”  açıklamak zorunda kaldıydı..                             Üstelik  Sn. Akıncı Başbakan Tatar’a da serzenişte bulunarak, “öğrenmeden düşünmeden konuşmaktadır” dediydi!

…ÖNCE şu soruya  cevap verelim: “Gerçekten durum öyle midir?”

Bakın Başbakan Tatar öncesi Başbakanların aksine daha makamını ısıtmadan, sadece rutin hale gelmişliğiyle Ankara’ya koşup “size sığınıyoruz, yardımlarınıza çok ihtiyacımız” vardır demekle yetinmeyerek,  ayrıca   “çok samimi ve inançlı şekilde bağlılık ve minnetini de ifade eden bir siyasi yaklaşım sergilediydi..”

Ben bu yaklaşımın hakkını her fırsatta bu “köşeden”  vererek, “Tatar için koalisyon hükümetinin  başarısı Ankara’dan geçer” dedimdi…

ANCAK bilmediğim şuydu: Tatar Hükümetinin samimi  yaklaşımları Ankara’yı memnun ederken neden Sn. Akıncı ile ayni yakınlık oluşamadı? Hatta  mektubuna bile  cevap verilmedi!                                                 (Buna karşın yine de “eğer varsa bazı anlaşmazlıkların giderilmesine yönelik fırsat;  tam da Sn. Akıncı’nın  bu samimi yardım talebine, Sn. Erdoğan’ın vereceği cevap işte o fırsat olacaktı..)

…BAKIN koranavirüsten sonra “KKTC’i bu kez de sosyoekonomik felaket bekliyor! Hükümet 1500 TL’lik parasal katkı mükellefiyeti altına girdi ama nereye kadar? Eğer “gelirlerin kaynakları” bir iki ay daha devreye girmezse…

İşte o zaman Ankara’nın tutumunun nasıl olacağını merak ediyorum..

Kendinden yana olduğuna inandığı  “gönülleri”  hoş tutarken, bazı gönülleri  mi  kıracak? Yoksa KKTC’de asıl olmasının istendiği “birlik beraberliği” bizzat tesis mi edecek?..

Geçen gün bir okuyucum bana, yazılarımda sürekli “bakalım ne olacak” dediğimi   hatırlatı…  Bu kez kendisine    yukarıdaki yazımı sunuyor ve sonunda bir kez daha  “dur  bakalım ne olacak” diyorum..