Uzun süredir “KKTC’nin “Yönetim Sistemini” değiştirmesi gerektiğini yazıyorum. Ve bu savımı Anayasaya göre “beş yıllık bir süre için seçilen Cumhurbaşkanının “yetki ve sorumluluklarının.. Parlamenter Sistem ahkâmlarında oluşan Hükümetlerin “Yetki ve sorumluluklarıyla” örtüşmediğine dayandırıyorum.. Yani diyorum Başbakan’lı Hükümetle Cumhurbaşkanlığı Makamı bağdaşmıyorlar”
NİTEKİM: Anayasa’da Cumhurbaşkanı’nın Devletin “başı” olduğu yazılıdır… Fakat o “Baş” ayni Anayasaya göre “Devletin devamlılığı için kamu işlerinin kesintisiz ve düzenle yürütülmesi” görevinden de sorumlu olduğu halde; Cumhurbaşkanlığı makamı örneğin bugünkü “yetkisi” ile Hükümete “gözün üstünde kaşın vardır” diyemeyecek kadar “yetkisizdir!”
O kadar yetkisizdir ki “Bakanlar Kurulunun aldığı “kararları” imzalar ama o kararlardan asıl sorumlu olan ilgili “Bakanlardır, Yani Başbakanlı Hükümettir! Nitekim Anayasaya göre Cumhurbaşkanı imzaladığı kararlara karşın onların uygulanmasından sorumlu değildir!..
Anayasa’da yazmaz ama müsaadenizle şunu da ekleyim)
FAKAT diğer yandan ayni Cumhurbaşkanı o kadar yetkilidir ki Anayasada yazılı olmamasına karşın, Kıbrıs siyasi sorununu çözüme ulaştırmak için (BM’lerce de tanınıp kabul gören tek müzakereci olarak) Rum Cumhurbaşkanı ile müzakereleri yürüten KKTC’nin “Baş”ıdır.. FAKAT Devletin Baş’ı olan Cumhurbaşkanı ayni Anayasa’ya göre de o kadar yetkisizdir ki mesela “masada Kıbrıs’ın çözümünü ve kaderini konuşup müzakereler yaptığı Güney Rum Yönetiminden, sadece “insanlık” olarak anlamlaştırılacak ve kabul görecek her hangi bir “yardım” talebinde bile bulunamaz! Çünkü “Başbakan kızabilir hatta Türkiye’den getirtilmesi mümkünken bu ilaçların Rum tarafından getirtilmesinin suç olduğuna hükmederse, Cumhurbaşkanı aleyhine Savcılığa suç duyurusunda bulunur!
NİTEKİM şimdilerin Cumhurbaşkanı Sn. Akıncı da bu konuda o kadar “yetkisizdir” ki “Masada görüştüğü Anastasiadis’in ve İki Toplumlu Sağlık Kurulunun aracı olmalarıyla sağlanan Corena 19 virüsüne karşı kullanılacak bazı ilaçların bile yardım olarak Kuzey’e getirilmesini sağlayamayacak kadar!
Hatta bu olay o kadar suçmuş ki “devrin Başbakanı Cumhurbaşkanını, “yetkilerini aşarak ve Hükümete haber vermeyerek, kendi inisiyatifi ile Güney’den Kuzey’e virüse karşı kullanılacak ilaçları soktuğu için, “kaçakçılıkla” suçlanmasına varıncaya kadar! Hatta mahkemelik olan bir olay!
***
“KUSURUMU bağışlayın” demeden yazayım: Böyle bir “yönetim” maskaralığı olsa olsa bizde olurdu zaten oldu!
Şöyle ki şu anda “Koronavirüs” nedeniyle “padişah” olan Hükümet, yarın o virüs çekip gittiğinde ve “siyasi çözüm müzakereleriyle” birlikte Sn. Akıncı masaya döndükte; ayni zamanda Padişahlık da el değiştirebilir, Tatar değil, Sn. Akıncı öne çıkar! ***
HAYIR! Ne öyle ne böyle! Her ne kadar kendi yapımıza uygun yeni bir “yönetim sistemini” komşumuz Rum tarafında tıkır tıkır işleyen “Başkanlık Sistemini” kopya ederek kendimize giydirmek mümkünse de tutun ki “biz de başarırız” egosunda ithalini yapacaksak dünya Anayasacılarla doludur yararlanmamız mümkündür. Ki bir devrelerde Aldıkaçtı’lar, Soysallar’dan bu konularda az yardım almadıktı!
DİYECEĞİM şudur: Virüs olayının sonlanmasın bağlı olarak önümüzdeki aylarda ertelenen Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak.
Fırsat olmalıdır: KKTC’ye yeni yönetim biçimi saptamak! Yani “Başkanlık sistemine” geçmek.. Yoksa bu “iki başlı” yönetim sistemiyle; ispatı ortadadır, “tartışmadan çatışmadan” hiç kurtulunmaz!
KISACA TAKILDIĞIM: VİRÜSTEN SONRA NE YAPACAĞIZ?
Koronavirüs devam ettiği sürece “önce can” diyoruz da biline ki sonrası “patlıcan yada canan” falan değildir! Ki henüz KKTC’i nelerin beklediğini konuşup tartışmaya başlamadık.
Bu konuda kapıyı ilk tıkırdatan “Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer oldu.
Ve şu anda sektörde çalışan 3. Ülke insanlarının hepten ailelerinin yanına gittiklerini, sektör faaliyete geçse bile ancak yarım kalan inşaatların tamamlanacağını.. Ev satışı ve yeni inşaatların olamayacağını söyledi ve sordu:
“Normalleşmeye kadar geçecek sürede ne yapacağız?”
İşte o görmezden dolayısıyla işitmezlikten gelinen soru! Gürcafer “haberiniz olsun diyor!” Ki virüsün kendisi bile bu kadar tehlikeli ve tahripkâr olmaz eğer İnşaat sektöründen başlayacak “ekonomik çöküntü” memleketi sararsa!
Gürcafer bu konuda “ne yapacaksınız” dedikten sonra “bize de söyleyin bilelim” diyor. Doğrusu memleketini seven herkes tabi ki merak eder: Sahi Virüs’ten sonra ne yapacağız?
































