Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Canım Kendim Deme Zamanın Gelmedi Mi?

Sevilmek, değer görmek, onaylanmak… Dünya üzerinde varlık bulurken özdeğerimizi ve kimliğimizi şekillendiren en temel ihtiyaçlarımız… Bir çocuk ne kadar içten ve koşulsuz bir şekilde sevilirse, kendisine ve düşüncelerine kıymet verildiğini ne kadar çok hissederek büyütülürse özdeğeri de özsaygısı da özgüveni de o kadar yüksek olacaktır. Varlığına saygı duyulan ve ayrı bir birey olarak kabul gören, bu bağlamdaki girişimleri cesaretlendirilen çocuğun kimlik gelişimi de o denli sağlıklı olacaktır. Sürekli eleştirilen, belli koşulları yerine getirdiği takdirde onay gören (başarılı olmak, zayıf olmak, ailesinin sözünden çıkmamak vb) çocukların kendilerine dair öğrendikleri şey ise ‘Ancak belli koşullarda değerli oldukları’ ve ‘Bir başkasının onların değerini belirleyebileceği’ yönünde olmaktadır maalesef. Bu kişilerin özdeğerleri gün içinde yaşanan olaylar çerçevesinde borsa gibi dalgalanmalar göstermektedir.

Özdeğeri düşük insanlar başkalarının eleştirilerinden çok kolay etkilenirler, kendi içindekileri onaylanmam/reddedilirim korkusu ile dışarıya yansıtmaktan kaçınırlar. Kendileri gibi değil de kendilerinden olunması beklenen kişi gibi davranırlar. Yani kendi benliklerini sosyal ilişkilerinde ortaya koyamazlar. Örneğin; evde terör estiren bir adam sosyal çevresinde çok sakin biri gibi davranabilir, ya da çekirdek ailesi ile hiç ilgilenmeyen bir başkası dünyanın en yardımsever insanı olabilir. Madde kullanan bir başka birey madde ile mücadele kapsamında yapılan yarışmalarda pekala bayrağı en önde çekebilir. Bu örnekler çoğaltıldıkça çoğaltılabilir. Ama sürekli olarak kendi benliğini reddeden bir birey giderek kendine daha çok yabancılaşır ve saygısını yitirir. Bu da bir noktadan sonra kısır döngüye ve çıkmaza sürüklenmesine yol açar. Başını yastığa dayadığında varlığını sorgular ve kendine karşı biriktirdiği öfke ile uykuya dalar ya da herşeyi yok saydığı hayali bir dünyaya süreklenir. Bu durum aslında bir insanın kendine verebileceği en büyük zarar ve kendine karşı yapılan çok büyük bir yok sayma… Ve kendini kabullenmedikçe değişimin asla mümkün olmayacağını bunun süreğen bir mutsuzluk hali veya kendinden kaçışa dönüşeceğinin de en büyük göstergesi…

Herşeyden önce unutmamamız gereken şey sırf insan hatta sırf var olduğumuz için dahi çok değerli olduğumuzdur. Mesleğimiz, yaşımız, cebimizdeki para, kapımızdaki araba hiçbirimizi bir diğerimizden değerli yapmaz. Hayatta tek bir doğru tek bir yol tek bir başarı yoktur. Başardıklarımız kadar başaramadıklarımız da vardır. Bunlar her insan için farklıdır ve insanın değerini belirleme ölçütü değildir.

Sırf beğendiğimiz insan bizle ilişki istemedi diye, bir ilişkide yol ayrımına girdik diye, biri görüşlerimizi ya da davranışlarımızı onaylamadı diye bu bizi değersiz yapmaz. Hepimiz tekiz ve biriciğiz. Bizden bir tane daha yok. Düşünebiliyor musunuz bunun dahi ne büyük bir değer olduğunu?

Kendi değerini başkalarının kendilerini sevip sevmemesine bağlayanlar tüm bunları okuduğunuzda sizce de bu kendinize yapacağınız en büyük haksızlık değil mi?

Herkes beni sevsin diye nabza göre şerbet dağıtanlar, siz kendi varlığınıza ve değerlerinize sahip çıkmazsanız bu çırpınış boşa! Ben başkalarının saygısını önce kendime saygı gösterirsem kazanırım. Başkaları, beni ancak ben varlığımı ortaya koyarsam görür. Herkesin seni sevmesini bekleme. Sen herkesi seviyor musun ki? Sevebilir misin herkesi? Herkesle anlaşabilir misin? Eğer kendine ait doğruların, oturmuş bir karakterin varsa elbet birileri ile bir yerlerde çatışırsın. Saygıdan bahsetmiyorum. Herkesin fikrine saygı duymak ayrı, ama herkesi sevmek ayrı. Her yemeği, her çiçeği, her hayvanı sevemezken, her insanı sevmek, her insanla iyi anlaşmak ya da her insan tarafından sevilmek fazla iddialı ve kendi içinde çelişkilerle dolu değil mi sence? Herkesin bizi sevmemesi bir karakterimiz olduğunu gösterir aslında. Bu noktada durup kendini takdir etmelisin, bir varlık sergilediğin için, sahip çıktığın doğruların olduğu ve kendi arkanda durabildiğin için.