Dün sabah, yıllardır ayni rutin tekrarlarımla yine ayni saatte ve her zamanki gibi uyandığımda… Fark ettim ki “fakat bu sabah yıllardır uyandığım o sabahlardan değildir.!
Çünkü yıllar yılıdır her sabah yaptığım gibi yine televizyonu açıp şu bu kanallarda gezinirken, sadece Kıbrıs’la yada Türkiye ile ilgili haberleri izleyemeyeceğim. Artık bir de “virüsümüz” vardır izlenecek!
Saat 7’e doğru önce gazetelerimi alacağım yine.. Fakat her günkü gibi yine Mağusa surlar içindeki kahvehaneye gidemeyecek, arkadaşlarla çene çalamayacağım! Eve döndükten sonra hemen bilgisayarımın başına oturmayacağım çünkü artık çok zamanım olacak!
Yazımı bitirmiş de olsam da kendimi hemen dışarı atmak için hiç acele etmeyeceğim! Çünkü her taraf kapalı olurken, etraflarda laf ola dolanıp durmak bile yaşam şansımı rizikoya sokmak demek olacak!
BU nedenle daha düne kadar, “ha vurdum “ha çarptım,” “ha vurdular ha çarptılar” korkularında terlediğim trafikte arabamı kullanırken, yıllar yıllar sonra ilk kez ecel terleri dökmeyecek, iyice boşalmış yollarda sürücülerle ağız dalaşına giremeyeceğim!
VE yine de şöyle bir dolanıp yeniden eve dönerken can sıkıntısından patlamamak için yarım kalmış okuyamadığım kitapları yeniden okumaya çalışacak, gazeteleri didikleyecek, televizyonda yine haberleri kovalayacağım!
Ve artık sürekli “Koronavirüsüyle” igili gelişmeleri, ölümleri izleyecek; aşı bulundu mu diye merak etmeye devam edeceğim!
…VE ilk defa dün sabah daha iyi anladım: “Beş parasız da olsanız milyoner de olsanız ancak Koronavirüsünün müsaadeleri kadardır yaşam hakkınız! Hatta belki ovadaki çobandan, gemideki tayfadan, tarladaki çiftçiden, inşaatlarda çalışan işçiden… Bile daha az!
İŞTE budur “imtiyazsız sınıfsız toplum” gerçeği! Milyoner de olsanız kaç para edersiniz! Kapınızı çaldığında o virüs, çarşaf çarşaf serseniz de milyonlarınızı önüne, yaşam hakkınız ancak Allah ile biçilen canınız kadardır! ***
BU HÜKÜMNET DE BAŞARAMADI!
Belli olmuştur ki “Cumhurbaşkanlığı seçimleri” ertelenecek. Ertelenmesi gerekir çünkü “olağanüstü hal” gibileri bir dönemden geçerken zaten seçme seçilme hakkına şaibe düşer!
Fakat KKTC’nin şu anda içinde bulunduğu asıl “sorun” Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de aşarak “yeniden zuhur eden olağanüstü sorunlar külliyesidir!”
Ki hatırlatayım: “KKTC olağan olması gereken süreçlerde bile ne yapar ne eder yarattığı sorunlarla memleketi olağanüstülüğe çakardı!”
Nitekim eğer Koronavirüs vakası olmasaydı şimdi onları konuşur olacaktık.
ÖRNEĞİN soracaktık: “Ne oldu İmar Planına? Ne oldu Anayasa’da sözü edilen değişikliğe? Ne oldu hani bir zamanlar “birleştirilsin” diye toplumsal mutabakata varılan Belediyelere?
…Evet “müşavirlik mevkileri” ilga edildi ama yerlerine ne kondu? Ki Türkiye’de “İstişare Kurulları” vardır.. Rum tarafında siyasi sorunları da kapsamına alan “Ulusal Konseyler..” Var mı bizde de benzer yapılanmalar?
“Mağusa limanı sorunu, Kapalı Maraş ile KKTC’nin yüz karasıdır da bugüne kadar kim gocundu kim utandı?
ASIL büyük sorun ise kırk yılı aşkın süredir KKTC’nin “yeterince de olsa üreten değil, tüketen; ihracatçı değil ithalatçı bir yapıya sahip olması” dolayısıyla enflasyonu azdıran cari açıklarla boğuşurken, her zaman pahalı ülke konumundan hiç kurtulamamasıdır!
BAŞBAKAN Tatar ve tabi Koalisyon Hükümeti göreve geldiğinde ve diğer hükümetlere fark atarak açık seçik, “biz Türkiye ile en iyi ve üst seviyede işbirliği yapacağız” iddialarını yol haritası haline getirdiğinde, çok umutlanmıştık..
Çünkü yıllar önce yazdığımca bugün de sürdürdüğüm iddiamla diyorum ki “Türkiye için KKTC’nin sosyoekonomik kalkınması bir fiskelik dokunuşuyla bile mümkünün de ötesinde gerçekleşecek kadar kolaydır..
Yeter ki “TC-KKTC iş ve güç birliği karşılıklı taahhütlerle uygulansın.”
OYSA Mali ve Ekonomik anlaşmalara bile uyulmadı! Aynen bir dönemlerde Türkiye’de de yaşandığınca “devletçiliğe” dayalı ekonomi savunuculuğu çok uzun yıllar “sermayeyi, özel sektörü, “bakkal, tüccar, bezirgân oluşun esiri yaparken,” Devleti de sadece bunların idamesi ve kayırıcısı durumuna soktu! Hani şimdilerde de “ekonomi” dediğimiz çok farklı değil ama hâlâ yüreğim sızlar: Çünkü gün gele Türk Hava Yollarını kurtarmak için ihtiyaç duyulan dört beş iş insanının bir araya gelmesi zorunluluğu doğduğunda tek bir “özel sektörden” tıs çıkmadıydı!
ŞİMDİLERDE Koronovirüsle sarmalanan Devlet belki ötesi tüm sorunları ötelediği için rahatlamış olabilir ama ilanihaye bu virüsle yaşamayacağımız da bir gerçektir!
Mesela Yaz girer, Cumhurbaşkanlığı seçimleri kampanyası da yeniden başlarsa bakın sesler nasıl ayyuka çıkacak yine!
ÖTE yandan şunu yazacaktım: Başlarda TC ile Tatar Hükümeti arasında yaratılan yakın işbirliği bakıyorum da “müflis ile banker” “mağdur ile muktedir” arasında olagelen “pazarlıklar” haline getirildi! KKTC’nin sıcak karnı olan ve araya sokuşturulan “din okullarıyla kursları” gibi olaylar da cabası tabii!
Yani KKTC bir kez daha Tatar Hükümetinde de kaybetti!
































