Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şubat tatili mi dediniz?

İlk ve orta öğretimde çocuklar Cuma günü karnelerini aldı ve 15 günlük Şubat tatiline çıktı. Acaba çocuklar gerçekten tatile mi çıktı? Kıbrıs’tan uzakta olsam da haberler gelmeye başladı. Yine çocuklar bir dersten diğer derse koşacaklar. Ders değilse aktivite ve kursları var. Onlar gene bir nebze çocukların sevdiği şeyler olsa gerek…

Bir de çocuklarını zorunluluktan derslere, kurslara, etütlere götürenler var. Çalışan anne-babalar çocuklar yarıyıl tatiline girince kendileri de yıllık izinlerini kullanıyorlar. Bir kısmı çocukları ile vakit geçiriyor bir kısmı da birlikte tatile gidiyor. Elbette bunu yapamayanlar da var tabii ki.

Özel sektörde çalışan anne-babaların bunu yapması biraz daha zor… Bu ülkede elleri öpülesi neneler-dedeler olmasa çocukların ne yaşayacağını düşünmek bile istemiyorum. Bugünün nene-dedeleri savaş koşullarını yaşamış, kendi çocuklarını büyütmüş şimdi de 60-70 yaşlarında torun bakıyorlar. Açıkçası pek çoğu bu durumdan şikayetçi değil. Anne-baba çalışırken, nene-dedeler çocukları okuldan arama, özel derse götürme, spor aktivitelerine götürüp getirme işleri ile uğraşıyorlar. Bunu çağdaş batılı toplumlarda bulmak çok zor… “Kültürel farklılık mi?” diyeyim yoksa “zorunluluk mu?” pek karar veremedim.

Tabii ki bu koşuşturma içerisinde çocuk da perişan oluyor. Çocukluğunu yaşayamıyor. Sokakta oyun oynamayı unutan, bisiklet sürmeyi bilmeyen binlerce çocuk var. Son günlerde anne-babaların en çok şikayet ettiği konu ve onlardan en çok işittiğimiz cümle: “bu çocuklar bilgisayarın önünden kalkmıyorlar”

Kalkmayacak tabii ki! Sokağı unutan bir çocuk, o kadar dersin ve aktivitenin arasında yorgunluktan başka yapacağı şey ne olabilir ki? “Aman sokağa çıkmayın, kirlenmeyin, düşmeyin, tırmanmayın, hoplayıp zıplamayın” diyen bir de anne-baba profili var karşımızda… Eee! Hal böyle iken çocukların nasıl olmasını beklersiniz?

Çocuklar her ağladığında eline cep telefonunu veya tableti veren biz değil miyiz? Bugün 2-3 yaşındaki çocukların bile ellerinde tablet var. Bunu başarı ile kullanan çocukları da çok akıllı zannediyoruz. Halbuki zaten bu telefon ve tabletleri üretenler herkesin kullanabileceği şekilde bunlarını ürettiğini kendileri söylüyor.

Gelin bu tatilde çocukları sokağa atalım, ovaya tarlaya götürelim. Bırakınız kirlensin, çamur olsun, yerlerde sürünsün, yuvarlansın. Bir makine çamaşırdır yıkayacağınız. Kendi çocuğunuzun mutlu olmasını görmek daha önemli olsa gerek bir makine çamaşır yıkamaktan…

Bir nebze köy ortamında yaşayan çocuklar bu konuda biraz daha şanslı. En azından biraz olsun serbestçe sokağa çıkabiliyorlar. Köyün içinde biraz dolanıp, bisiklet sürebiliyorlar. Toprakla haşır neşir olabiliyorlar.

O çok öykündüğümüz Finlandiya’da oyun, öğretimin en önemli parçasıdır. Çünkü çocuklar oyun oynarken daha iyi öğreniyor. Biz zannediyoruz ki bütün gün ders çalıştığın zaman daha iyi öğreniyoruz. Halbuki öyle değil işte… Dersten derse koşan çocuklar çok mutsuz… Mutsuz bir çocuk da kolay kolay öğrenemez.  Bir yarış, bir koşuşturma içinde geçen çocukluk, ileride ciddi sorunları da beraberinde getiriyor.

Onun içindir ki çocuklara zengin karne hediyeleri yerine onları daha uzun süre mutlu edebilecek olanakları yaratalım.