Aylardır yükseliyordu zaten tansiyon… İmar Planı konusunda, muhalefet partilerinden vekillerin defalarca meclis kürsüsünden fikrinin ne olduğunu sorduğu Ersin Tatar; nihayet ekibiyle birlikte İskele’ye gidip “bu plan tamam değil” diyene kadar; kamuoyu, hükümetin büyük ortağının İmar Planı tavrını öğrenemedi. Hatta süreç öyle garip bir hal almıştı ki, Ersin Tatar’ın kızı Canev Tatar, bir paylaşım yapıp, İmar Planı’nın bu haliyle çevre ve doğa için çok ciddi tahribat yaratacağını da savunarak “Kimsenin bu planı bizlere yani halka tatmin edici açıklamalar yapmadan geçirmesine hakkı olduğunu düşünmüyorum” demişti. Yani Tatar soyadı taşıyan bir ismin bu konudaki net duruşunu öğrenmemiz, Ersin Tatar’ın değil kızının takındığı tavır ile oldu. Her ne kadar, planın 4’lü koalisyon hükümeti döneminde hazırlandığını ve UBP’nin o zamandan muhalif olduğu noktaları belirttiğine dair parti yetkililerinden açıklama gelse de; bu konu belli ki hükümet ortakları arasında fikir ayrılığı olduğu bilindiğinden, son güne kadar gündeme taşınmadı.

Nasıl olduysa, geçtiğimiz hafta Başbakan Ersin Tatar ile Yardımcısı Kudret Özersay’ın İstanbul’da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptıkları görüşme sonrası, aylardır yükselen ama bir şekilde kontrol altında tutulan bu krizde köprüler atıldı. Yıl sonundan itibaren nasıl bir yol izleyeceği merak edilen Ersin Tatar, nihayet İmar Planı’nı Resmi Gazete’de yayınlamayacağını duyurdu.
İstanbul ziyaretinden bir gün önce Cumhurbaşkanlığı için adaylığını açıklayan Özersay’ın bu hamlesinin değil ama; Dolmabahçe’de yapılan 3’lü görüşmedeki tavrının Başbakan Tatar’ı rahatsız ettiği bilgisi siyasi kulislerde konuşuluyor. Zira Tatar’ın başta çok istemese de bugün; gerek parti içerisindeki bazı kesimlerden kendisine yapılan baskı, gerekse yaşanan bu son gerilim üzerinden sandıkta bir mesaj vermek anlamında Cumhurbaşkanlığı adaylığı için istekli olduğu yönünde bilgiler geliyor. Ancak, parti içinde Tatar’ı aday çıkarmak için adeta seferber olanların, yarın o koltukta oturma hesapları yapmadığını kim söyleyebilir? Ersin Bey kararını verirken bu durumu göz önünde bulunduracaktır.
4’lü koalisyon hükümetinden çekilirken “temiz toplum” vurgusu yapan HP’nin şimdi neden “hukuksuz” olmakla suçladığı Ersin Tatar Başbakanlığı’nda hükümete devam ettiği de başka bir soru. Özersay’ın “hükümetin bozulması durumunda, ülkenin yeni bir seçimi kaldıramayacağı”nı söylemesi aklıma; hükümet ortaklığından çekildği 4’lü koalisyon dönemi ve yeniden hükümet kurulması, sil baştan kadrolar, yeni bir istikrarsızlık ortamı ile tüm bunların gölgesinde aşılacak denen ekonomik darboğazın da aşılamadığı süreç; geçip giden 2019 geliveriyor.
Gel gelelim; ulaşım, sağlık, eğitim gibi kronik sorunlarımızla cebelleşirken; İmar Planı gibi bir konuda boğuluyoruz. Tamam ülkenin uzay programının açıklanmasını falan beklemiyoruz ama plan diye yola çıkıp bunu krize çevirmek; üstelik o krizi de son derece kötü yönetmek çok hakettiğimiz bir durum değil sanki…
Bu Arada…
YDP’nin çatı aday çıkarmak konusunda UBP’ye yaptığı ziyaretten eli boş dönmesi ve dokunulmazlığının kaldırılması sürecinden partisi ile görülmemiş bir hesabı olan Hüseyin Özgürgün’ün DP ile birlikte, Meclis aleyhine Anayasa Mahkemesi’nde dava açma hazırlığı yapması gibi iki konu da, hem hükümetin bozulması ihtimalindeki süreci hem de Cumhurbaşkanlığı sürecini etkileyebilecek cinsten. Zira, bugüne kadarki göstergeler, HP’nin hükümetten çekilmeyeceği yönünde olsa da; bu yazıyı yazarken henüz toplanmamış olan Bakanlar Kurulu’nun çetin geçmesi ve bu yönde bir durumun ilerleyen günlerde ortaya çıkması durumunda, meclis aritmetiğinin gösterdiği UBP – YDP – DP hükümetidir. Ancak yine siyasi kulislerde konuşulan, her ne kadar bu formülün 26 sayısına ulaşması mümkün gibi görünse de; Özgürgün isminin YDP tarafından çok sıcak karşılanmadığı. Bununla birlikte, DP cephesinde de dokunulmazlık sürecinde partilerinin tavrını doğru bulmayan UBP içindeki bir kesimin, kendilerine katılması yönünde beklenti var gibi görünüyor. Elbette Serdar Denktaş gibi kurt bir siyasetçinin bu süreçte atacağı adım da mühim.

Öldürme Açlığı
İletiyi ilk gördüğümde yanlış anladığımı sandım. Naiflik ettiğimi; tekrar tekrar okumama rağmen, anladığım şeyin değişmemesi üzerine nihayet farkettim. Ciddi ciddi dünyanın bir ucunda yapılan katliama öykünüp, burada neden yapılmadığını soran bir grup var. Karpaz Koruma Derneği’nin, Karpaz eşeklerini öldürmeyi açık açık önerdiği o ileti bana bir kez daha insan denen varlıkla aramın neden çok da iyi olmadığını hatırlattı. Çünkü tamamen farklı coğrafyalarda olsak da, bu barbarlık kaçınılmaz olarak zuhur ediyor içimize. Oysa hem Avustralya’daki şuursuz güruh hem de bizdekilerin görmek istemedikleri şu; doğaya insandan daha zararlı bir canlı yok. Avustralya’daki yangınların, küresel iklim krizine kulak tıkayan siyasi erkin, kapitalizmi özümsemiş politikalarının ve bunu eleştiren ülke içi muhalefeti “Avustralya’nın menfeatini düşünememek”le suçlayan yaklaşımının bir sonucu olduğunu göremeyen oradaki şuursuzlar; aşırı sıcak ve kuraklığı bahane edip, öldürme açlıklarını develerle doyurma yoluna gitti. Bizde de, gelmiş geçmiş hükümetlerin ya da yerel yönetimlerin, doğru politikalarla özgür yaşarken, yaşam alanlarını da talan etmemesi yönünde, güne uygun çalışmalar yürütememesi nedeniyle, aslında doğal yaşam alanları olmasına karşın, eşeklerin öldürülmesi çağrısı yapılıyor. Besin zincirinin zirvesinde olduğuna inanan, dünya üzerindeki canlı ve cansız tüm varlıkların kendi için varolduğunu düşünen ve “insan” denen varlığın açlığı doymuyor.
































