Bildiğiniz gibi Libya, Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye, Türkiye, Kıbrıs ve Girit ile Rodos adaları vasıtasıyla da Yunanistan Doğu Akdeniz’i şekillendiren ülkelerdir.
Bu coğrafya’da, İsrail’in, 1999-2000 yıllarında kıyılarına yakın NOA ve Mari-B olarak adlandırılan alanlarda küçük miktarlarda gaz yataklarını keşfetmesinden beridir doğalgaz aramaları aktif bir hal almıştır. Buna rağmen Doğu Akdeniz’in halen %20’lik kısmı araştırılmış durumdadır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki bulunan gaz çok büyük oranda biyojenik kökenlidir ve biyojenik gaz olarak adlandırılmaktadır. Bunu neden belirtmek istedim? İsrail’in keşif yaptiği tarihlerde Kıbrıs’ın kuzeyinde gaz gündem maddesi değildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde ise ne yazık ki,gazın biyojenik kökenli olduğuna da etkin çevreler tarafından inanılmıyordu. Belki biyojenik gaza olan inanç olsaydı 2011 de Kıbrıs’lı Türk’lerin Kıbrıs adası için Suriye, Lübnan ve İsrail ile olması gerektiğini düşündüğü ve ilan ettiği kıta sahanlığı sınırları bugünkü halinden farklı olarak düşünülürdü. Umarım TPAO tarafından yapılan bilimsel araştırmalar siyasete de yön verir.
Nitekim başta 17 Ocak 2003 tarihli Kıbrıs Cumhuriyeti ile Mısır arasında imzalanmış olan, 17 Ocak 2007 Lübnan ve 17 Aralık 2010 İsrail MEB sınır anlaşmaları salt biyojenik gazın kökenine daha fazla yaklaşmak olarak algılanamaz belki ama,süreç göstermiştir ki sınıra yakın yerlerde gaz rezevleri de bulunmuştur. Örneğin 12. Blok 129 milyar m3 Afrodit, 6. Blok, 169 – 226 Milyar m3 Calypso ve 10. Blok, 142 – 227 milyar m3 Glaucus-1 bizlerin kabul ettiği kıta sahanlığı dışındadır.
Nehirler vasıtası ile getirilip deltalarda biriken canlı organizmalarından metanojenik bakteri faaliyetleri ile metan gazı (CH4) türetilmesine biyojenik gaz diyoruz. Bu bakteriler en fazla 80-100 ºC’lik sıcaklığa kadar yaşayabiliyorlar.
Bölgenin jeotermal gradyanı bakteri üremesi ve yaşaması içinuygun olmakla birlikte jeolojik zaman içerisinde organizma taşıyacak nehirlerde mevcuttur. Başta Nil Nehri, Libya’nın nehirleri ve Paleo Fırat (Euphra) biyojenik gaz için gerekli materyalı jeolojik zaman içerisinde taşımışlardır.
Bölgede biyojenik gaz denilince ilk akla gelmesi gereken yerler Kıbrıs’ın doğusunda Karpaz Yarım Adası’ndan itibaren, Suriye, Lübnan ve İsrail arasında kalan bölge olan Levant baseni ile Mısır’ın Kuzeyi ile Kıbrıs’ın Güneyi arasında, Nil Deltası’nı içeren Nil Delta Baseni ve Libya’nın kuzeyini içeren alanladır. Bu bölgelerde yaklaşık deniz tabanından itibaren 5 kilometreye varan derinliklere kadar biyojenik gaz sondajları gerçekleştirilmiş olup örneğin TürkiyeCumhuriyeti’nin tek başına yaklaşık 15 yıllık gaz ihtiyacının karşılayacak 30 TCF büyüklüğünde Zor yatağı gibi yataklarda keşfedilmiştir.
Doğu Akdeniz’de Türkiye kıyılarında da biyojenik gaz oluşumuna Ceyhan Nehri’nin taşımış olduğu materyallerin Adana Baseni içerisinde sebebiyet verdiği bilinmektedir. Fakat Ceyhan Nehri’nin jeolojik zaman içerisinde Nil Nehri büyüklüğünde bir organik malzemeyi de taşımadığıda bir gerçektir.
Bölgede daha derinlerde sıcaklığın daha yüksek olduğu yerlerde Termojenik gaz da söz konusudur. Afrika Plakasısınırları içerisinde Termojenik gazın petrol ile birlikte deniz tabanından itibaren 7-8 km derinliklerde bulunduğu bilinmektedir. Bu derinliklerde günümüzdeki teknoloji ile gaz veya petrol çıkarılması ise ekonomik fizibıl bulunmamaktadır. Tüm bu temel bilgiler ışığında bile neyin? hangi bölgede arandığı veya aranması gerektiği anlaşılmaktadır.
Oğuz Vadilili Yerbilim Mühendisleri Odası Başkanı
































