KÖŞEMDEN:
Mağusa’da uzun yıllardır faaliyetlerini sürdüren bir “dernek” yayınlayacağı bir kitabı için “kısaca” dediğince, benden de kendimi tanıtıcı bir yazı istedi.
Oturdum ve bir çizgili kâğıda, “Ben Eşref Aydın Çetinel” diye başlayan bir sayfalık “hayat hikâyemi” yazdım.
Sonra düşündüm. Demek ki onca yılların hayatı bir beyaz sayfaya sıkıştırılacak kadarmış! Tutun ki “bir varmış bir yokmuş” dercesine!
Ne tuhaf! Hiç bitmeyecek sonu gelmeyecek sandığımız “ömür” bu kadar mı kısaymış! Ki anlatmak söz konusu olduğunda bir sayfaya sığdırılacak kadar!
…MALUM hikâye’dir. Hoca bir gün demiş ki “ölürsem mezar taşıma hiç yaşamadı’ diye yazın!” “Aman Hoca efendi” demişler “olur mu öyle şey?” “Olur olur” demiş Hoca. “Çünkü hiç yaşayamadım!”
Olayı anladınız. Yaşamak vardır dolu dolu, yaşamak vardır “keşke yaşamasaydım” dediğiniz..
TABİ ki kendim için düşünmüyorum bunları da doğrusu şu ki belki anlatacak çok hatıralarımız vardır ama onların içinde öyle “yaşanası” olaylar yoktur..
Kısaca “Küçük Dünyamız” dediğimiz Kıbrıs’ta Rum toplumundan kaynaklı “muzırlıklarla” hayatımıza gasp eden saldırıları olmasaydı.. Bu nedenle tekdüze hayatlarımız “korkular, heyecanlar, şahadetler, kahramanlıklar, göçler… Yada Kıbrıs tarihini bile değiştirecek ayrılıklar gayrılıklar da olmasaydı… “Fukaralıklarımızdan” başka anlatacak neyimiz olurdu ki?
“BU kadar yıldır yaşarız ama hiç yaşayamadık hayatlarımızı demekten başka!” Sonunda sadece bir sayfalık beyaz kâğıt üzerinde kalan ömürlerin hikâyesi işte!
*****
FARKINDA MISINIZ?
Türkiye gitgide hem “bölgesinin” hem “dünyaya” açılırken “ağırlığının” ülkesi olma yolunda söz sahibi olurken, dıştan saldırılar da iyicene artıverdi!
Çünkü “kalkınmış ülkeler kendileri gibi kalkınacak ülkeler değil, kendilerine “muhtaç” dolayısıyla ittifaklarla bağlı “zayıf ülkeler” isterler.
Ki savaş silahlarıyla birlikte ürünlerini satarlarken, kendi ekonomileri gelişip daha çok büyüsün! Muhtaç ülkeler olmalılar ki sadece sömürülmekle kalınmasın hep kendilerine bağlı olunsun!
Görünen köy kılavuz istemez. Amerika da öyledir Rusya’da, ötesi kalkınmış ülkeler de!
NİTEKİM her zaman “bazı büyük ülkeler” bir de onlara uluslararası anlaşmalarla bağlı “küçük ülkeler” vardır!
Türkiye bu uluslar arası “gerçeğin” tam ortasındadır. Bir adım daha ileri çıkarsa o güçlü ülkelerin konumunda yerini alacak ki bir adım gerilerde kaldığında bugün olduğu gibi mesela Amerika ile Rusya arasında sandviç gibi kalmakta! OYSA Türkiye kader yolculuğuna çıktı geri kalmışlığının “makûs talihini” değiştirecek.. Bu konuda (beğenmemiş olabilirsiniz) Erdoğan’ın önderliği yadsınamaz önemde bir yeni Türkiye yaratmaktadır..
Tutun ki işte asıl şimdi Türkiye’de (her ne kadar Başkanlık sistemine geçilmişse de) “ikinci Cumhuriyet” dönemi başladı.
VE tabi dıştan “hücumlar” da başladı! Amerika sadece askeri yaptırımlarıyla değil, Ermeni Soykırımını “tanıyan” kararı ve Suriye’de PYD’a desteğiyle de Türkiye’nin “etkisini” kırmağa bölgede güçlenmesinin önüne geçmeye çalışmaktadır..
Buna karşılık Türkiye’nin karasularıyla ilgili Libya ile anlaşma yapmasının önüne geçemedi!”
GENE konuyu getirip sanki “bütün yollar Roma’ya değil de Kıbrıs’a çıkar” kabilinden kendi siyasi sorunumuza döneceğim. Ve tabi soracağım:
“TÜRKİYE ile Kıbrıslı Türk halkı olarak kader birliği yapmaya hazır mıyız değil miyiz?
(Not: Yarınki yazıma bu cümle ile gireceğim ve sorumu bir daha tekrarlayıp cevaplayacağım. Çünkü inanıyorum ki artık KKTC’de “Türkiyeli-Kıbrıslı” sürtüşmesine, bunun üzerinden politika yapılmasına bir son vermek gerekmektedir.
Rum’a Yunanistan’a tek fiskelik söz kondurmayan insanların Türkiye ve Türkiyelilere yönelik karalayıcı, dışlayıcı, horlayıcı, propagandaları “vefasızlıkla ayıbı” da aştı “faşizme” dönüşüyor ki bu nedenle “itham” altında kalan şerefli Kıbrıs Türk halkı, bu ithama layık değildir..
*****
KADIN İŞTE BUDUR!
Adam evine akşamın geç vakti, bizim Kıbrıslıca tabirimizle “tabba kiriş” gelmiş. Daha kapıdan girer girmez çarpmadığı masa sandalye, kırmadığı tabak çanak kalmamış. Zar zor yatıştırmışlar, o yatış!
Sabah akşamın utancı ile kalkmış ki Ooo! Ev tertemiz! Her taraf temiz tertipli! Üstelik kahvaltısı da masada hazır değil mi?
Yetişkin oğluna durum vaziyeti sormuş. “Evet demiş oğlu akşam çok sarhoştun her tarafı kırıp geçirdin!” “Eee demiş adam bu tertibi, bu temizliği kim yaptı?”
Oğlan, “işe gitmeden önce annem” demiş. Çünkü seni yatağa yatırmaya çalışırken “lütfen bayan bana dokunmayın, ben evliyim” diye sayıklıyormuşsun!”
,
































