Rehn nehrinin kıyısına oturmuştum.
Karşı tarafta gri ile savaşan yeşillere bürünmüş Strasburg.
Notre Dame katedralindeki rahibe, devasa sütunların dibindeki yerde yatan insanı tasvir eden minik kabartmaları gösterdiğinde anlam verememiştim.
Avrupa’nın bu en görkemli katedrali inşaatında çalışırken yüzlerce köle iş kazasında ölmüş.
Sütunların dibindeki kabartmalar onları anlatıyor.
Ortadakiler rahipleri, üst sıra soyluların ve efendilerin. Ve ruhban sınıfıyla birlikte en üste kraliyet ailesi.
Kubbelerin tümü ise tanrıya ayrılmış.
Tanrı en yukarıda kontrol ediyor her şeyi. Hiyerarşinin bozulmamasını sağlıyor.
Rehn nehrinin kıyısında oturduğumda arkamda ormanlar içinde uzanan ülke Almanya, karşımda da Fransa.
Genişçe bir köprü Almanya ile Fransa’yı birbirine bağlıyor.
Sorduğumda, Fransızlar köprünün ismini söylememek için lafı çevirdiklerini anladım.
Hani uğursuz bir şeyi ağza almak istememe durumu.
Bizde de vardır ya cin denmez “üç harfliler” denir.
Sonra çok sayıda Fransız’ın ikinci dünya savaşından sonra köprüyü geçip Almanya’ya gitmediklerini öğrenince hayretten hayrete düştüm.
Hayretim alışkın olmadığım bir duruma değildi aslında.
Hala on binlerce Rum Kuzey’e geçmedi, binlerce Türk Güney’e.
Meğersem Avrupa Birliği’ni kuran ve barış ile hoşgörünün kaynağı sayılan iki ülkede hala ikinci dünya savaşının ahını tutup, intikamını ananlar varmış.
Hayret etmiştim ve hayretim, Avrupa Birliği’ndeki bilmediğimiz bu kültüre idi.
Notre Dame katedralinden sonra Strasburg’un en görkemli binası Avrupa Parlamentosudur. Hemen yanındaki İnsan Hakları Mahkemesi binasıyla adeta yarışırlar.
Birliğin bu önemli şehrinde, ikinci dünya savaşının yasını tutanların olduğunu elbette tahmin edemezdim.
Alman Nazi orduları o köprüden geçerek girmişler Fransa’ya ve oradan da tüm Avrupa’yı işgal etmişler.
Fransa’nın tarihindeki bu kanlı trajedi Strasburg’taki yaşlı Fransızların belleğinde hala.
İçsel bir tepkinin sonucu o köprüyü lanetli sayıyorlar ve geçmiyorlar öteye.
***
Ünlü Psikiyatrist Prof. Dr. Vamık Volkan toplumsal yas döneminin 50 yıl sürdüğünü söyler.
Toplumlar özellikle savaştan kaynaklanan acı ve yaslarını normalleştirmek için geçmesi gereken süre 50 yıl.
Ama yaşlı Fransızların örneğinde olduğu gibi bu süre daha da uzayabilir.
Kıbrıs’ta bu travma hala devam ediyor.
Üstelik de her iki tarafta.
Güney’de devlet eliyle kışkırtıldığı için hala diri duruyor.
Kuzey’e geçmeme veya bayrak yakma da dahil bu kışkırtmanın sonucudur.
Ve bu travma sürdükçe politikacıların mantıklı bir uzlaşmaya varmaları daha da zorlaşıyor.
Çünkü uzlaşma ihanetle eş anlamlı sayılıyor.
***
Berlin zirvesinden bir sonuç çıkmayacağı aşikardı.
Çünkü her türlü pazarlığı yapılan konularda artık taviz vermeye ve uzlaşmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu yapılmadıkça da hiçbir görüşme ve zirveden sonuç alınamaz…
































