Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KADİFE AYRILIK

KÖŞEMDEN:

Kıbrıs siyasi sorunu çözüm yollarında terlerken, bir yandan da  yeni yeni sorunlar doğuyor! Mesela Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları, Türkiye’nin sınır ötesi Suriye harekâtı, Ege denizindeki sorunlar, AB’nin Türkiye’ye karşı gitgide daha çok sertleşen “hasmane” tutumu falan…

Hepsini ardı ardına ulayıp değerlendirmesini yaptığınızda  Türkiye’nin ne kadar sıkışık bir pozisyonda olduğunu görmek mümkündür..

Buna karşın gerek TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu gerekse Erdoğan başta  Doğu Akdeniz olmak üzere her vesileyle “hak bildikleri yolda geri adım atmayacaklarını” beyan ediyorlar ki Kıbrıs da bu “siyasi tutumun” içindedir..

ANCAK bir farkla: Kıbrıs’ta atılmayacak  geri adımdan çok atılması gereken “çözüm adımları” vardır..

Bu nedenle de tüm öteki sorunlara bağlı bir siyasi konum taşımaktadır. Şöyle ki artık adada çözümü sağlamak için “öteki” dediğimiz sorunları da çözmek gerekmektedir.

Yani tek başına Kıbrıs sorununu çözmek için çok zaman kaybedildi hele “şimdi” daha da çetrefilleşti!

Öte yandan Kıbrıs’ın “tarihten” gelen stratejik konumu, şimdilerde Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon nedeniyle daha çok önem kazandı.

(…ÖTE yandan: Adanın bu “siyasi önemiyle ekonomik kaynaklarını” bizimle paylaşmayan dolayısıyla “çözümsüzlüğü” sürdürmeyi yeğ tutan Rum’la bu adada oluşan iki bölge gerçeğini “kadife ayrılık” olarak görüyorum.                                                    Şöyle ki 45 yıldır çözüm arayışlarını sürdürürken bir ayağımız da Güney’e basmakta.. Keza artık onların da bir ayağı Kuzey’de dolanmakta!

İnanın, bize yada onlara göre bir çözüm olsa kısa sürede gene kavga edecek ve her halde artık yeni çözüm için müzakere şansı da olmayacak!..)

BU nedenle şunu da düşünmeliyiz:            Eğer her iki halkın da bu adada var olma kaderi değişmeyecekse ve  sonuçta “iki bölgeye iki Devlete” dayalı bir siyasi çözüm gerçeğinden kaçınılamayacaksa, “çizin” federasyonun üstünü çünkü zorla güzellik olmuyor!

Geriye kalan, iki Devletin birbirini tanıması iki komşu olarak  birbirleriyle iş ve güç birliği anlaşmaları yapmasıdır…

Yani ille de iki Devletin birbirini “idare edip denetlemesi,  Türk-Rum “efkârlarından” doğacak dalaşmalarla boşuna zamanlar harcaması ve zaten sonunda yürümeyip bozulacak bir Federasyonda ısrar etmek, nafile bir çabadır!

Bu  iki Devlet arasında çoktan gerçekleşmiş (1974)  “kadife ayrılığı” kalıcılaştıracak bir uzlaşı her şeyin ötesinde  en  akıllıca çözüm olacaktır!

*****

İKAMET VE VİZELER TÜZÜĞÜ                        Tatar hükümeti bugüne kadar elle tutulur gözle görülür iki karara imza attı.                       Biri “Mağusa, Boğaziçi ve Yeni iskele’yi” kapsayan “İnşaat sektörü” ve  bağlayıcılığıyla     “Emirnameler..”  Diğeri de “Kayıt Dışılığı” yani “kaçak olarak ülkeye giren yada kaçak olarak ülkede yaşamaya devam ederken,  kaçak olarak çalışan insanları” daha gümrük kapılarından geçerken “kayda kuyda bağlayarak”  hem toplumsal güvenliği sağlamak hem de “kaçak işçi sömürüsünün” önüne geçmek.. (Ki ayni zamanda  bir insanlık borcumuzdur..)

İşte bu “İkamet İzinleri ve  Vizeler Tüzüğü”          23 Ekim itibarıyla Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe girdi.                  Yapılan açıklamada Tüzüğün neler getirdiği şöyle  izah ediliyor:

“KUZEY Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde (KKTC) Elçilik, Konsolosluk veya temsilciliği olmayan ülke yurttaşları ile AB ülkeleri dışındaki ülke yurttaşlarına girişte vize verilebilmesi, en az altı ay geçerli pasaport ile giriş yapılmasına bağlı olacak.”

“KKTC’de Elçilik, Konsolosluk, veya Temsilciliği olan ülke yurttaşlarıyla AB ülkeleri yurttaşlarına girişte vize verilebilmesi için de en az iki ay geçerli pasaport ile giriş yapılması gerekecek…”

ANLADIĞIMIZCA geçmişte TC’den ve 3. Ülkelerden KKTC’e girenler-çıkanlar olarak ifade edilen sistemin yerine, şimdi “uluslar arası” resmiyetle “Pasaport ve Vize ikame” ediliyor..

(BEN bu “pasaport ve vize uygulanması” olayını KKTC’nin Devlet olarak tanınmasına yönelik atılmış önemli bir adım olarak yorumluyorum.)

Çünkü (bildiğim kadarıyla) KKTC’de Elçiliği, Konsolosluğu olan tek ülke Türkiye’dir. Bir de İngiltere’nin vizelerle ilgili bürosu, tutun ki “temsilciliği” vardır..

ÖNEMLİ  diyeceğim bir diğer  husus artık “denetimlerin, ülkeye girilirken  giriş kapılarında yapılacak olmasıdır.”

Bu aşamayı da yıllardır eveleyip gevelediğimiz halde fiiliyata geçiremediğimiz “E-Devlet” açısından  önemsiyorum.

Ki Merkeziyetçi Hantal bir Devlet olmamızın en büyük nedenlerindendir!

(Elbette Tüzüğün ağır aksak yanları olacaktır ama bu da “uygulama” sırasında ortaya çıkacaktır. Ki bizde “yapılan yasaların kat katı da “değişiklikleri” vardır!)

EKLİYORUM. Memleket sorma gir hanına döndüydü. Bırakın huzuru darmaduman etmeyi, korku salanları da olduydu, uyuşturucu tacirleri de fuhuş da!

Ve daha geçtiğimiz günlerde açıklandıydı: Memlekette kayıtsız 9 bin işçi varmış!

Kısaca bu yasanın faydalı olacağına inanıyorum.