Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bundan sonrası çözüm

İki gün üst üste, Sibel Siber’in “Ayni Masada Yarım Asır” adlı  kitabından “Crans Montana”yı sonlandıran olayları “Köşeme” aktardımdı.

Amacım eğer müzakereler başlarsa  yeniden fakat “Crans Montana’da kalındığı yerden devam edeceği” söylentileri nedeniyle; söz konusu müzakerelerin nasıl çöktüğünü bir kez daha hatırlatmaktı.

Çünkü hem “Guterres Belgesi” dediğimiz “altı maddeden” oluşan çözüme ilişkin öneriler hem Rum tarafının olumsuz tutumundan kaynaklanan sabotaj gibi aykırı tutumlar, sorunun bundan sonra da  müzakere masalarında (eğer gerçekleşirse) çok daha büyük zorluklarla karşılanacağının yaşanmış ve ispatlı deneyimidir..

KALDI ki  her ne kadar çözümsüzlük nedeniyle  “Tanınmamış Devlet” oluşun siyasi ve ekonomik rizikolarıyla, denetimsizliklerle, kanunları kuralları ıskalayan   bozuk düzenlerle  yaşamak zorunda kalıyorsak da öte yandan bir toplumsal devinim dinamiğine sahip olduğumuz  da görülen gerçektir.

Ki “emirnameler ve getirilen tedbirler azıcık gevşetilse, memleket apartmanlardan üniversitelerden, lüks otellerden, lokantalardan… Oluşan ormana dönüşecek!

Yani sosyoekonomik yatırımlar için potansiyel vardır..

Bütün sorun bu potansiyeli devletin durağanlığından kaynaklı basiretsizliğinden dolayı planlayıp kanalize edememesidir. Dahası “özel sektör” becerisinin gerisinde kalmasıdır!                                                                                                      *****

UZATMADAN noktalayım: KKTC tüm eleştirilerimize karşın artık Rum’un 1974’de terk ettiği Kuzey değildir..

Fakat  Güney de değildir! “Ekonomik ve Parasal değeri  kat kat   artmıştır. Bizi çok aşan kalkınmışlığıyla da bir dünya devletidir..

Fakat unutulmamalıdır:

Güney’deki Türk mülkü, Evkaf Mallarıyla birlikte bu “yaratılan “ekonomik ve parasal” değerle birlikte 1974’ün çok üzerinde bir değere sahip olmuştur.

Eğer bir gün olası çözümde mahsuplaşma söz konusu olur ve iki bölge arasındaki  “değiş tokuşlar” bugünkü rayiç değerleriyle hesaplanırsa kazanan biz, kaybeden Rum tarafı olabilir!

KISACA şuradan  buradan örneklemelerle anlatmaya çalıştığım şudur: Kıbrıs’ta iki bölgeli iki toplumlu bir çözüm yaratılabilir ama  “iş ve güç birliği” dışında “Birleşik bir Kıbrıs” yaratılamaz!

BU şans Kıbrıs Cumhuriyeti ve  Annan planıyla yitirilmiştir. Dolayısıyla bundan sonrası “Federal Sistem” İki ayrı Devlet esasında oluşur eğer oluşacaksa!

**********

TARIMA BİR DAHA BAKTIK!

Mutlaka biliyorsunuzdur: “Gelecekte insanların en büyük gereksinmeleri  mesela yollarda vızır vızır gidip gelecek sürücüsüz arabalar yada seslendiniz miydi cevap veren  bilgisayarlar, akıllı telefonlar veya uzay istasyonları falan olmayacak..

Eğer “insanlar mutasyona uğrayıp robotlaşmazlarsa bugünkünden kat be kat ve daha büyük oranda “yiyecek içeceğe” ihtiyaç duyacaklar..

Çünkü insan akıllı telefondan, arabadan, internetten mahrum kalabilir ama aç yaşayamaz..

…KKTC’nin geleceğine sadece siyasi yönden bakmak yetmez demek istiyorum.

Gelecekte hem kendimizi doyurmak hem de kendini doyuramayan ülkelerin (akmazsa damlar kabilinden)  ihtiyaçlarını karşılamak durumunda kalacağız.

Ki domatesimizi bile Türkiye’den ithal ediyoruz!

Ki 80 bin narenciyeyi 30 binlere indirdik!

Ki en pahalı et yiyen ülkelerdeniz!

Ki sürekli artan (defakto) nüfusun yiyecek içecek gereksinmelerini karşılamak için meyve sebzeleri, tüm baklagilleri, hayvan yemlerini hep ithal etmek zorunda kalıyoruz…

Dolayısıyla KKTC’deki bağ bahçeye, hayvan   ürünlerine harcanacak paraları; bunları temin etmek için dış ülkelere postalıyoruz!

ÇÜNKÜ ekilip biçilecek yerler sadece rant ekonomisine kurban edilmediler. Ekip biçecekler tarafından da terk edildiler!

Nitekim köyler, kırsal alanlar boşaldı dediğimize nazire baktık ki Tarım ve Doğal  Kaynaklar Bakanı Dursun Oğuz “Amaç” diyor “üreticilerin üretimde kalmasını sağlamaktır..”

Yani ne?  “Şu veya bu şekilde üretimden  koptuk, hiç olmazsa elan mevcut olan üreticileri de kaybetmeyelim.”

Ve devamla diyor ki Tarım Bakanı Dursun Oğuz, “Damızlık koyun üretimine başlanacak…”

“Etler sınıflandırılıp fiyatlarında düzenlemeye gidilecek…”

“Kooperatifçiliğin gelişmesi için çalışılacak…”

(Ki İsrail’de hâlâ Koop. Kuruluşları olan Moşav ve Kibuts’lar vardır.. Bizde ise   “teşvik paralarını” ödenmek, arpanın taban fiyatlarını ayarlamak, TÜK’le kavga etmek, Süt Ürünleri Kurumuyla pazarlıklara oturmak… Olmadı Bakanlıkların kapılarına dayanarak “kırk satır mı yoksa kırk katır mı istersin” tehditlerinde… Sendika gibi çalışan Hayvancılar ve Çiftçiler Birlikleri vardır..)

OYSA sorunları en iyi bilen bu Birlikkerin  Başkanlarıyla Yönetim Kurullarıdır  ama Tarım Bakanı Dursun gibi düşündüklerini sanmıyorum!

Çünkü:  Kooperatifçiliğe inanmazlar dolayısıyla  sevmezler!

Büyük olasılıkla hayvan popülasyonunun sürekli artmasına da sıcak bakmazlar çünkü et fiyatları düşer!

Daha çok çiftçi.. Dolayısıyla daha çok ekilip biçilecek araziler.. Dolayısıyla daha çok ürün,     yada daha çok kuraklık primleri gibi  çoğaldılar mı “parasal destek paylarını küçültecek” önlemlere de sıcak bakmazlar! “Az olsun da benim olsun felsefesi!”

…FAKAT gene de şöyle diyoruz: Dünyada sonu gelmeden hiç bitmeyecek en büyük ihtiyaç “yiyecek içecektir..”

Ki önce kendimize yetecek. Sonra  maydanoz değil mi maydanoz,  onu bile ihraç edecek bir Kooperatifçilik anlayışıyla  uygulamasında  daha büyük tarım potansiyeline sahip olmalıyız ki zaten ne araba ne de uçak yapacak halimiz  vardır!