Her vesileyle Kıbrıs siyasi sorununu hatırlamak artık yaşam tarzımız oldu! Belki olmazdı eğer çözüme ulaşsaydık!
Yine çağrışımlarla başlayan hatırlamalar içindeyiz. Mesela 1974’de eğer Ecevit’li Türkiye “Barış Harekâtını” gerçekleştirmemiş olsaydı bu adada ne olurduk?
Eğer Türkiye askeri müdahaleyi göze almasaydı, iki ayrı bölgeye ayrılmasaydık Rum tarafının bitmez tükenmez “Enosis” hayali nedeniyle sonrası “varlığımız” nice olurdu?..
…Bu sorgulu sualli düşünceleri Türkiye’nin, PKK’nın uzantısı olan PYD’e yönelik askeri harekâtı ve sonunda Trump’lı Amerikanın girişimiyle Teröristlerin silahlarını bırakarak, mevzilerini yıkarak geri çekilmeyi kabul etmeleri nedeniyle düşündüm..
ÇÜNKÜ 1974’de de Kıbrıs’ta benzer savaşlar sonunda iki bölge oluşumuyla benzer siyasi gelişmeler olduydu.
Fakat aradan 45 yıl geçti hâlâ “çözüm” olmadı!
Öte yandan eğer Türkiye garantör ülkemiz olmasaydı büyük olasılıkla Rum tarafı yine bir maraza çıkarır, Kuzey’e yönelik saldırılarıyla hem barışı dinamitler hem de sürüp gidecek düşmanlıkları kalıcılaştırırdı ki adada yaşamak bir eza cefa olurdu!
Şu anda da Türkiye’nin askeri başarısına Kıbrıs’ı örnekleyerek, “peki ama çözümü sağlamak mümkün olacak mı?” “Sadece 32 kilometre Güney’e çekilecek olan PYD ile yine sınır komşusu iki ülke olarak kalınacaksa ileride benzer sorunlar yaşanmayacak mı” şüphelerinde bakıyorum!
Ve bir kez daha herkeslerin ayan beyan gördüğünü ben de görüyorum. “Türkiye’nin Suriye ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini yeniden tesis etmesi gerekir.. Yoksa gün gelir PYD şu bu devletin yardımlarıyla yine güçlenir yine efkârlanır ve yine Türkiye’yi hedef alarak 32 kilometre derinlikte oluşturulan sınırın ötesinden, Kuzey’e doğru eylemlerine devam eder!…Biz askeri zaferi hâlâ çözümle taçlandıramadık! Türkiye’de yıllar yılıdır “Terör belasından kurtulmadı!”
Son çarede Türkiye Suriye ile barışır, bölge güvenliği konusunda Rusya’yı da aralarına alarak bir ittifak oluştururlarsa belki bölge bir süre dinginliğe kavuşabilir..
*****
VİZYON 2013’ÜN HATIRLATTIKLARI!
Aslında zaman zaman “neden uzun vadeli “sosyoekonomik planlarımız” yoktur diye serzenişte bulunurken…
Şimdilerde Hasan Taçoy’un “uzunun” da ötesindeki, adını “Vizyon 2035” koyduğu çok yönlü “kalkınma planına” alkış tutmam gerekirdi..
Ne var ki (sık sık bilinenleri tekrar ettiğimce) artık gelip giden Hükümetlerin en kabadayısından iktidarda kalma sürelerinin bir buçuk yılı aşmadığı gerçeklerde; 2035’lere kadar uzatacağınız planları altın harflerle de yazsanız, kıymeti harbiyesi sadece bir buçuk zamanlıktır!
…Buna karşın Hasan Hastürer’in “Köşe yazısından” öğreniyorum, başarılı bir bürokrat olan Ekonomi ve Enerji Bakanlığı Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu “geleceğe yönelik bu “kısa, orta ve uzun vadeli çok yönlü planı öylesine benimsemiş ve inanmış ki dur durak bilmeden siyasi partilerin, konuyla ilgili yetkili ve ilgililerin kapılarını çalmakta durmadan usanmadan anlatıp açıklamalarda bulunmaktaymış..
ANLIYORUM ki Şahap Aşıkoğlu sadece “Planı” hazırlayıp benimsemekle kalmamış, inancıyla heyecanını da katmış ki şimdi o inançla heyecanı topluma da aşılamaya çalışıyor.
Böylesi çabaları anlıyorum.. Ki adları “Seferberliktir” ve hemen tüm sorunlarımızın çözümünde bu “seferberliklere ihtiyacımız vardır!
BUNA karşın siyasilerin ne kadar maymun iştahlı ve popülizm hastalığından muzdarip olduklarını düşündükçe moralim bozuluyor..
Çünkü “nasıl kalkınalım, az çok kendimize nasıl yeterli olalım” dediğimiz “geçmiş,” 1974 öncesi “Kıbrıs Türk Yönetimleri” dönemlerine yani 1967’lere kadar gider..
Üstelik “Kooperatifçiğin” Rahmetlik İsmet Kotak tarafından yeniden diriltildiği, “Ekonomik model” olarak topluma kazandırıldığı dönemlerdir onlar..
Ki tam tamına “Fabrika” dediğimiz beş Koop. Sanayi Tesisimiz vardı..
Köylerdeki “koop. kuruluşları” yeniden reorganize edildiydi..
Kentlerde köylerde Koop. Satış yerleri oluşturulduydu.. Kısaca Kooperatifler üzerinden bir kalkınma trendi yaşandıydı ki!.. İşte o seçim dönemlerinde oy kaparozlama uğruna tepe tepe kullanılan “popülizm” devreye girdikte, kan tere batarak oluşturulan Koop. Kuruluşlar bile “özele” peşkeş çekilerek yerle yeksan edildiydi! Yolsuzluklarla da canı çıkartıldıydı!
…Öte yandan 1974’lerden sonra her ne kadar Ecevit “Barış harekâtını ekonomik kalkınma ile taçlandıracağız” demiş olsa da hiçbir şey olamadıktı! Kimimiz olmayan ekonomimize karşın “liberalizmi” savunuyordu, kimimiz “Devletçiliği!” Tarım söz konusu oldukta da “karma ekonomi” savunuluyordu. Aslında üretimi olmayan siyasi yönden tanınmayan, yine Ankara’nın parasal yardımlarıyla ayakta duran bir ekonomik konumdaydık! SONRA 1987’de Rahmetlik Turgut Özal KKTC’i ziyaret ettikte sorduktu: “Efendim biz nasıl bir ekonomik sistem uygulayalım?”
Rahmetli sadece “Sizin ekonominiz liberal ekonomidir, demekle kalmadı, “Serbest Piyasa Ekonomisini” ikame etmek için de Mağusa’da “Serbest limanı “oluşturdu!. Ki o Limana Libya’dan Sezai Türkeş’ler bile geldiydi de şimdilerde adları kaldı “yadigâr!”
Ha “Vizyon 2013 mü? İzlemeye devam ediyoruz..
































