Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye budur…

Beklenen harekât gerçekleşti. Türkiye, öncesi diplomatik temaslardan sonra aslında Suriye’nin toprağı olması gerekirken, Amerika’nın marifetiyle PKK YPG’ye peşkeş çekilen bölgede 32 kilometrelik Güvenli alanı  oluşturmak için harekât başlattı..

Tabi bu konuda yorum yapacak durumda değilim. Zamanlama açısından da gelişen olayların gerisinde kalmak kaçınılmaz olmakta.  Tutun ki “Köşeciliğimizin” handikaplarından biri!

Buna karşın bu tip olayları “Kıbrıs sorunu” ile ilintilemeye çalışmak alışkanlığından da kurtulamadık!

Nitekim Türkiye’nin Suriye içlerindeki bu harekâtını işittikte her zamanki gibi aklımız otomatik olarak Kıbrıs sorununa bağlanıverdi..

“Acaba Kıbrıs sorununu, müzakereleri  nasıl etkiler?”  Nitekim:

Türkiye bu harekâttan amaçladığınca  galip çıkarsa, bakın Kıbrıs’ı ve Doğu Akdenizi de kapsamına alan  etkisi  ne olur:

BİR: Amerika AB  ve Bölgedeki ülkeler bir kez daha görüp anlarlar ki Türkiye eğer “bir gece ansızın gelebilirim” derse evet gelir..

İKİ: Sadece “dediğini” gerçekleştirmekle kalmaz, “dik durduğuyla muktedir olduğunun” imajını tazelerken, Ortadoğu’nun “mihver ülkesi” olduğunun da ispatını çakar.

ÜÇ: Dünya alem anlar ki Türkiye haklı olduğu davasında geri adım atmaz son çarede “savaşır” da!

DÖRT: Bu harekâtla Rum ve Yunan ikilisine gösterir ki   Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları bir gösteri değildir.

BEŞ: Zaten Kıbrıs Barış Harekâtından bu yanadır Türkiye “savaşan bir ülkedir.” Terörle nasıl mücadele ettiğini, hakkı için nasıl Fırat Kalkanı ile Afrin harekâtını gerçekleştirdiği iyi biliniyor. Ki şimdi de Güvenliği için Suriye’dedir..

ALTI: Kıbrıs sorununa dönersek. Kimse politika oyunlarıyla oluşturulacak bir çözüm sonucunda  “Kuzey Kıbrıs”ın şu veya bu şekildeki planlarla Rum-Yunan egemenliği altına gireceğini hayal etmesin, mümkün değildir..

Kaldı ki Türkiye kendi bekası için “Güvenlik Bölgesi” oluştururken, Kıbrıs’ın şu anda var olan sınırlarını deldirtmez, Rum nüfusun Kuzey’e taşınmasına müsaade etmez..

Dolayısıyla geriye bir kez daha telafuz edeceğimiz şu çözüm şekli kalır:

İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini içeren bir Federal Sistem…                                                                **********

GÜLE GÜLE BİR OLDUM!

Başbakan olmadan önce  İrsen Tatar “politika ile sıkı fıkı değildi. Yani şimdilerde ortağı olan bir Özersay gibi değildi.

Buna karşın “iyi” bir ekonomist olduğunu hem biliyordum hem işitiyordum.

Hatta UBP Başkanlığıyla Başbakanlığa kadar gelişinin nedenlerinden biri de  her halde “ekonomist kimliği” olmalıdır..

Ne var ki “kişisel ekonomik başarılar” Devlet kademelerine ayni oranda yansımazlar.. Öyle olsaydı Başbakanları hep “ekonomistlerden” seçer, kalkınıp büyürdük!

Nitekim Tatar Hükümeti de  kendinden önceki Hükümetler gibi gitgide hem planlarının gerisine düşmeye hem de “bütçe darlığı nedeniyle acilen gerçekleştirmesi gereken icraatları savsaklayıp gözlerden kaçırmaya başladı..

Buna karşın Başbakan Meclis’te espri yaparak vekilleri güldürürken gönülleri hoş etmekte,  sinirli havaları dağıtıp meltem rüzgârı estirmekte..

Doğrusu bu marifetini bilmiyordum.. Olsun ama gülmeye ve güldürmeye bile hasret kaldık..

Nitekim kendileri açıklamadı ama Bakanı Hasan Taçoy açıkladı:

Artık bizim de bir vizyonumuz var,   adı da “Vizyon 2035 olacakmış.

Bu konuda diyor ki Taçoy  “2020’ye kadar tüm stratejiler bir plan haline getirilecek.. Sektörel bazda hibe ve kredilerle desteklenecek 15 yıl içinde yani 2035’e kadar KKTC’nin hedeflenen ekonomik ve sosyal durumu tamamlanacak. Somut ve ölçülebilir kalkınma hedefleriyle ekonomik büyüme planı oluşturulacak.” “Kısa, orta ve uzun vadeli planlar!”

Proje, Turizm, Tarım, Özel Sektör, Enerji, Yüksek Öğrenim, Bilişim, Sosyal Refah, Kamu… Gibi 8 alanı kapsayacak. Her tematik alan için sekizden fazla toplantı yapılacak. Ve 8 ay sürecek. Sonrasında “Ekonomik Kalkınma Odaklı Stratejiler belirlenecek..

*****

FARKINA vardınız değil mi? Bu 15 yıllıK uzun süreli planın sihirli sayısı “8 ve 2035” sihirli kelimesi ise “vizyon!”

Bu vizyonla KKTC’nin ekonomik kader yolculuğu başlıyor. Şu anda bazı yaşlı insanlar yazık ki “15 yıl sonra hedefe varacak bu kalkınma vizyonunun KKTC’e sağlayacağı refah ve

(Oysa ne olurdu hiç olmazsa şu trafiğin.. Şu çevre kirliliğinin.. Şu yol, et, elektrik, pahalılık, uyuşturucu gibi sorunların çözüldüğünü görüp de “Allah razı olsun” diyerek rahat ve huzur içinde, öyle gitselerdi öteki dünyaya!)

Kaldı ki “15 yıllık böylesi kapsamlı ve kadersel ekonomik planlar tüm siyasi partilerin görüşlerine sunulmaz mı? Üzerinde bir Konsensusa varılmaz mıydı? ki yarın UBP giderken “planı” da beraberinde gitmesindi!”

İlahi Başbakanımız! Sadece siz değil Bakanlarınız da  insanları fena halde güldürüyorlar!