Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (BİTMEYEN SORUN VE KOORDİNATÖRLERİMİZ!)

1974 biz Kıbrıs Türklerinin yeni bir kadersel yolculuğa çıktığımızın miladıdır.     Ki 1963 yılında Rumların Türklere yönelik saldırıları da  Hıristiyanlık dünyasının “miladı” olan bir Noel günüydü!

O tarihten 1974’e gelene kadar bu adada  Kıbrıs Türk insanının çekmediği azap kalmadıydı.

Nüfusumuz her halde yüz bin dolayındaydı. “1963 Noeli” ile başlayan Rum saldırıları sonucunda,  Türklerle Rumların bir arada yaşadığı 103 karma köylerden  göç etmek zorunda bırakıldıktı.. Felaketle sefalet büyüktü!

Adına “normalizasyon” dediğimiz “normal hayata” ancak 1967’lerde dönebildikti. Tabi sadece biz Türkler! Yoksa Rum toplumu zaten kendi dirlik ve düzeninde yaşamına devam ederken bir yandan da Türklerin köylerinden kentlerinden göç ederken arkalarında bıraktıkları  malları talan edip çalıyorlardı!             Yaşanan bu felaketlere karşın  bir yandan da bugün de bitmeyen müzakereler ve çözüme ilişkin “çözüm Planlarının”  anası sayılan, ilki 1964’de “gidi İngiliz” ile ABD ikilisi tarafından hazırlanan Acheson Planı’ydı.”                                           (Bir gün bu planı detaylarıyla köşeme aktarırım da çok kısaca bizi azınlık toplumu olarak adanın daracık coğrafyasına sıkıştırırken, resmen Rumlar’ın yönetiminde olacaktık. Garantör ülkelerimiz  de NATO ile ABD olacaktı…)                                                                                        *****                                      Bu eski fakat tarihi olayları herkeslerin zaten bildiğini varsayıp  çok kısa geçmem gerekirken ne zaman Kıbrıs siyasi serüveninin içine dalsam son noktayı koymakta çok zorlanırım.                             Çünkü yüreğim yanar! Bir topluma bu kadar ezgi cefa yapılmazdı demiyorum. Beterleri zaten dünyanın dört bir yanında hem de sürdürülüp götürülen savaşlarla, insanlık facialarıyla devam ediyor!

Neyse ki bizler, bölgemiz cehennem ateşlerinde yanarken, 1974 Barış Harekâtı ile sahibi olduğumuz Türkiye’nin askeri ve ekonomik güvencesinde tutun ki 45 yıldır “burnumuz bile kanamadan” bu adada “var olmaya” devam ediyoruz.

Fakat bu kez de ayni Rum’un karşısında “siyasi çözümsüzlüğe” düşürülmüşlüğümüzün handikabını yaşamak zorunda bırakılarak!

Evet “bu adada Rum tarafıyla kavgasız savaşsız kırk beş yıl geçirmek büyük bir “insanlık ve tarihi olay” olmalı ama artık “çözümsüzlük” geleceklerimizi fena halde tehdit ediyor! Çünkü tüm sosyoekonomik sorunlarımızın öncelikli ana nedeni “çözümsüzlük” olurken, bir öteki neden de AB karşısında “ekonomik ambargolu” olmamızdır!

*****

Kıbrıs sorununun aslında 1974’de “sonlanması” gerekirdi.                                   Yazık ki Koalisyon Hükümeti oluşturabilecek kabiliyet ve anlayışın iki ortağı yani Ecevit ile Refah Partili Erbakan “Kıbrıs zaferini” paylaşamadılar!

Koalisyon hükümetini dağıtmaktan başka çareleri de kalmayınca Kıbrıs siyasi sorunu  o yıllardan bu yıllara çözümsüzlüğün kadersizliğinde sürüklenerek bugünlere kadar geliverdi!

…Ecevit “Kıbrıs Harekâtında” olduğu gibi cesur kararlar verebilen bir liderdi ama başarılı  politikacı değildi.

Nitekim ilk “Koordinatörümüz” Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu olduydu.

İlk yaptığı “iş” bir Kıbrıs lirasını eşittir 36 TL olarak tedavüle sokmasıydı. Bunu o günkü kurlara mı dayanarak, yoksa hükmü karakuşi bir refleksle mi gerçekleştirdiğini hâlâ bilmiyorum!

Fakat bir sabah Kıbrıs Türk halkı uyandığında dişten tırnaktan artırdığı Bankalardaki Kıbrıs lirası mevduatlarının “Türk lirası  fukaraları” olarak buldulardı kendilerini! Kısaca binlerce “sterlin değerindeki” para halkın ifadesiyle “toprak” olduydu!

O yıllar gerilerde kaldı ki artık mali yönden Türkiye ile ayni kaderi paylaşıyoruz!.                               *****

Ha ne diyecektik? Son “Koordinatörümüz” de Erdoğan’ın yardımcı Bakanlarından Fuat Oktay olmakta.                                                            Zannedersem uzun yıllardır, KKTC’de adeta Türkiye’nin “fahri Valisi” gibi çalışan, olağanüstü ilgisiyle dikkatleri çeken böylesi bir  “Koordinatör” görmedikti.                          Büyük olasılıkla “Maraş’ın açılması” kararının da mimarı olmalı.. Ki şimdilerde kendileri bir yandan Başbakan Tatarla hem çok iyi ilişkiler içinde hem de siyasi soruna yönelik daha etkin politikalar üretmekte. Mesela geçen hafta  Türkiye Barolar Birliğinin düzenlediği ve Tatar ile Fuat Oktay’ın da katılıp konuştukları toplantıda, artık “çözümsüzlüğün daha fazla  devam edemeyeceğini” vurgularlarken, “kadife ayrılıktan” söz edilebilmekte eğer Rum tarafı siyasi eşitliği kabul etmezse “iki ayrı devlete dayalı çözümün kaçınılmaz olacağı” uyarısını yapabilmektedirler..

Kısaca yanına Tatar’ı alan Fuat Oktay belli ki bundan sonra da Rum tarafını şaşırtıp korkutmaya devam edecektir..                                Doğrusu ya yıllardır, “durun bakalım ne olacak” derken masadan masaya koşmaktan yorulduk. Bu kez koşturmak sırası sonunda Maraş’ı da kaybetmek üzere olan Güney’deki Rum komşumuzdadır! Ki bu kafayla bir gün bir parmağını ısıracak onu birden sızlayacak!