Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

POLİSİN BOZULMASI, TUZUN KOKMASI…

Bir süreden beridir, polisle ilgili vukuatlar sıklıkla ortaya çıkıyor.

Hep mi vardı, yoksa yenile mi bu kadar bozuldu diye düşünüyor insan. Ama sanırım bu büyük bozulmanın geçmişi çok uzak değil.

Kimi polisin alt kadrolarındaki kalitesizliği öne çıkarıyor, kimisi üst….

Vukuatlara baktığınızda, aralarında müfettişler dahi olduğunu görüyorsunuz ki, bu tek yönlü bir iddiayı çürütür cinsten.

Öyle kimse parmağının arkasına saklanıp, köken ayrımcılığı falan da yapmasın, çünkü adı geçenlerin çoğu Kıbrıs kökenli.

Kim isterse olsun, rütbesi ne olursa olsun, yaptığı yasa dışılık ne olursa olsun, hepsi bence bir noktada birleşir.

Otorite boşluğu..

Disiplin sorunu.

Disiplin sadece cezalandırmak, istenmeyen davranışı durdurmak değildir. Aynı zamanda istenilen davranışı yaptırma gücüdür de, bu eksik galiba.

Emniyet örgütleri, bazen akıl mantık sınırlarını aşsa da eşsiz bir hiyerarşi ve kurallar bütünüdür.

Poliste de bu böyledir, askerde de. Disiplini başa türlü sağlayamazsınız.

Onlar da toplumun aynası. Ne kadar elerseniz eleyin, aralarında çürükler olabilir. Ya da sonradan yoldan çıkanlar.

O hiyerarşi, o disiplin, bunu önlemek için.

Yaptıkları iş, zor bir iş, ama bir o kadar da istismara açık.

Şu anda, polisin içinde o noktada bir çözülme olduğu seziliyor.

Polis, yakalama, gözaltına alma, silah kullanma, sözlü ikazda bulunma, kimlik sorma gibi kişi hürriyetine ve dokunulmazlığına etki edebilen çok hassas yetkilere sahip bir kamu görevlisi.

Bu özellikleri nedeniyle her demokratik ülkede olduğu gibi hesap verebilir, şeffaf ve disiplinli olması istenir. Dıştan müdaheleler, adam kayırmacılık içten çürümeyi başlatan bir olgu bu. Biraz da doğuya özgü bir durum.

Siyasi ve ekonomik güç odaklarının, polisin soruşturmalarına etki edebildiği yerlerde, suçun  yaygınlaşması da çok kolay.

Toplantı üstüne toplantı yapılıyor. İçişleri Bakanı, hatta Başbakan Polis Genel Müdürü’yle görüşüyorlar, görüşüyorlar. Görünen o ki bir işe yaramıyor. Oysa aciliyeti var.

Polisin morali bozuk, polisin disiplini bozuk, polisin içinde maalesef ahlaki sorunları olan çok.

“Dostlar alışverişte görsün” görüşmeleriyle olacak gibi değil.

Belki yansız bir anket çalışmasına, bir yeni performans değerlendirmesine, insan kaynakları yönetimine ihtiyaç var.

Sorunların bizzat örgütün mensuplarından dinlenmesinin yararı büyük. Bunu kendi içlerinde yapmaları çok inandırıcı sonuçlar vermeyebilir, dıştan bir hizmet alımıyla, kökene inmek mümkün.

Eğitim de önemli. Örneğin Avrupa’da polisler, “gerilim giderme” eğitimi alıyor. Çok kültürlülüğe hassasiyet kazanmasına dikkat ediliyor. Kendilerini toplumun üstünde görmemeleri için gerekli eğitim veriliyor. Ve bu eğitimler sürekli yapılıyor.

En başında da kurunun yanında yaşın yanmamasına dikkat ederek, kökten bir değişime ihtiyaç var.

En kötü dönemde örgütün başında olanlarla düzelmeyi sağlamak pek de akılcı gelmiyor.

Algının değişmesi lazım.

Atılacak adımlar, orasından burasından elleme değil, kökten, radikal değişimler olmak zorunda.

Şu anda hala meydana gelen polis odaklı olaylar, toplumun gözünde istisna, bireysel vukuat düzeyinde.

Bu bir şans…

Bu noktada el konulabilir, çürüme durdurulabilir.

Ama böyle devam ederse, sonuç felaket olacak.

Çünkü, polisin bozulması, tuzun kokması.

Bunca asayiş sorunu ortasında polise de güvenmeyeceksek ne yapacağız?

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI:

Hükümetin Maraş açılımıyla birlikte, yeni bir tartışma da gündeme geldi. Vakıflar İdaresine göre Maraş’ın büyük bir bölümü vakıf malı. Diğer taraftan Rumlar, zamanın Türk liderliğinin, 1.5 milyon sterlin karşılığında bu hakkımızdan vaz geçtiğimizi iddia ediyorlar. Yine Türk tarafı bu paranın İngilizler tarafından “kullanım hakkı” olarak ödendiğini iddia ederek kendini savunuyor. Onca derdin arasında şimdi bir de Maraş sorunu ile karşı karşıya kaldık. Maraş vakıf malı mı, yoksa değil mi? Hiç işin yoksa, ayıkla pirincin taşını…

 

KIBRIS KONUSUNA BAĞLAMAK:

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, “AB ile sıkıntılı bir dönemden geçiyoruz. AB, son dönemde ilişkilerimizi Kıbrıs sorununa indirgemiş vaziyette. Birlik dayanışması kisvesi altında Rum-Yunan ikilisinin aşırı taleplerini ülkemize empoze etmeye çalışıyorlar” diyor. Şu an için durum böyle. Tabii kendi ekonomik çıkarları için bunu yapıyorlar. Ama ‘o hatayı biz başlattık’ diyen uzmanlar da var Türkiye’de.  Yani AB ğyeliği konusuna Kıbrıs konusuna bağlama yanlışı. Özellikle Gümrük Birliği aşamasında, hani malum Çiller dönemi… Yanlış bir zeminde başlayınca, buralara kadar geldi…

HİKAYE İLGİNÇ:

1967’de Yunan Cunta darbesinden sonra, Dışişleri Bakanı Mitsodakis, bir sandalla Kuşadasına kaçıyor. Türkiye Dışişleri Bakanı Çağlayangil, kendisini en iyi şekilde ağırlayıp, Paris’e gitmesini sağlıyor. Şimdiki Başbakan da orada doğuyor. Gazeteci Leyla Tavşanoğlu diyor ki; “Türkiye’ye dua edin. Kıbrıs’a çıkmamış olsaydı, Paris’te bir ressam olarak kalacaktınız”…

 

BOŞUNA ZAMAN KAYBI:

Önerimdir, asgari ücret tesbit komisyonunu ortadan kaldırın. Komisyon, boşuna zaman kaybından başka bir işe yaramıyor. Hükümet kanadı, işveren temsilcisi, işçi temsilcisi…Bir yığın adam. Yıllar içinde gördük ki, bu komisyonda sadece işveren tarafının dediği oluyor. İptal edin, işveren ne verirse kabulümüz deyip, boşuna zaman tüketmeyelim…

 

İSTİFA EDER Mİ?:

Hür-İş Genel Sekreteri Ali Yeltekin katıldığı bir radyo programda asgari ücretle ilgili olarak, “3500 TL altına imza koyarsam istifa ederim” demişti. Şimdi Yeltekin, “işçi tarafı” olarak 3 bin 400 liraya “evet” oyu verdi. Şimdi gözler üstünde, sözünde durup istifa edecek mi, yoksa bir kulpuna uydurup devam mı edecek…

 

GİDECEĞİ YER BELLİ:

HP milletvekili Gülşah Manavoğlu, Türkiye’den gelecek olan ve herkesin merak ve umutla beklediği 750 milyon yardımın büyük bir bölümünün savunma giderlerine gideceğini, geriye dönük borçların da ödeneceğini, alt yapı için gerekli miktarın ayrılamayacağını ifade etti. Yani diyor ki, bu para için kimsenin ağzı sulanmasın, bırakın yatırım yapmayı, yolları onarmaya bile yetmeyecek…

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Hükümet diyorsun, devriliyor. Çözüm diyorsun, süreç tıkanıyor. Barış diyorsun, kimileri kucağında inatla nefret büyütüyor. Yaşamak diyorsun, zorlaşıyor. Kirlilik köpürüyor, samimiyet kayboluyor. Balı tutan parmağını değil sadece, dirseğine kadar yalıyor. Yüzleşme diyorsun, kimseler aynaya bakmak istemiyor”…

 

DİPTEKİLER

Sen Neymişsin Be Abi: Ercan’da bir yolcuyu darp eden polis memuruyla ilgili yeni bir iddia daha ortaya atıldı. Dayak olayının patlamasıyla birlikte bir vatandaş, söz konusu polis memurunun daha önce de kendisi ve ailesini motosikletiyle taciz ettiğini iddia ederek görüntüleri paylaştı. Başka iddialar da çıkar mı bilemeyiz ama, sadece bu olay bile, polis içindeki bazı “çürük elmaların” temzilenmesinin vaktinin geldiğini gösteriyor…

 

 

 

Obasanje Adeola Owoyalr cinayeti zanlıları Cristian Osemudiamen Akhimemona yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.