RUH EŞİNİ BULDU:
Sanatçı Can Bonomo ile evli olan ünlü oyuncu Öykü Karayel aşkı tanımlarken “Ruh eşi, diye bir laf vardır ya… Aşk gerçekten öyle geliyor bana; kayıp iki ruhun düşük ihtimaller içinden birbirini bulması.” dedi

Bazı insanları tanımak için çok uzun bir zaman ve büyük bir emek harcamak gerekmez. Bunu birçok sanatçı için söylemek de mümkün elbette. Ancak bu durum Öykü Karayel için pek mümkün görünmüyor.
Kendi halinde, bir miktar gizemli, tek kelime etmese bile pozitif enerjili bir ünlü Öykü Karayel… Öyle ki gizemli yönlerini keşfetmek için onunla gerçek anlamda kaliteli zaman geçirmek gerekir.
İşte Karayel’in bu gizemli yönlerine bir parça da olsa ışık tutacak semimi söyleşisi:
784 bin kişi tarafından takip edilmek size neler hissettiriyor?
Instagram takipçi sayısını diyorsunuz sanırım… Farkındayım dersem biraz yalan olur. Genelde telefonun köşesindeki bir rakamdan ibaret kalıyor, insan kolayca yabancılaşıyor. Gerçek manasını düşününce biraz tuhaf hakikaten. Ama gene de reel bir tarafı yok gibi geliyor bana sosyal medyanın. Adı üstünde sanal alem orası.
Yani bu rakam koltuklarınızı hiç kabartmıyor mu?
Böyle şeyler düşünülerek yaşanmaz gibi geliyor bana. Takipçi sayısı düşünmek, magazine yakalanma korkusuyla rutinimi değiştirmek, önceden gittiğim yerlere gitmemeye başlamak, ne dediğime, ne giydiğime ona göre dikkat etmek; bunlar beni şimdiye kadarki benden uzaklaştıracak yanılsamalar gibi geliyor bana.
Geçtiğimiz on yıldan bu yana nereden nereye ulaştığınızı söyleyebiliriz?
İnsanın azıcık kendiyle derdi varsa, o ufak tefek değişiklikleri bile inanılmaz bir şekilde fark ediyor gerçekten. Büyümenin verdiği bir kirlenme de olmuyor değil ama. Deneyim dediğimiz şeyler aslında bizi ‘an’dan uzaklaştıran genel yargılara dönebiliyor, bu işin olumsuz kısmı. Benim için olumlu tarafıysa; iyi kötü her huyumu önce fark etmeye sonra da kabullenmeye başladım, bu da aşırı bir güven duygusu veriyormuş insana. Tabii ki uzun bir yolculuk bu.
Oyunculuk size neler kattı bu değişimde?
Şöyle bir şey oluyor bir karaktere hazırlanırken; özellikle o karakter anti-kahramansa, bütün kötü özelliklerini, karakterin bütün defolarını nedenlendirmeye, onu anlamaya, yaptıklarını haklı çıkarmaya değil ama sadece anlamaya, onunla empati kurmaya başlıyorsunuz. Onu oynamak için sevmek gerekiyor belki de biraz. Dünyanın en kötü karakteri olsa bile, şefkat göstermeye başlıyorsunuz ona. Aslında insan olmakla ilgili bu mesele, çok insana dair bir şey. Oyuncu olmasaydım asla empati kuramazdım demiyorum ama gerçek dünyanın simülasyonu olan bir yerden bunun pratiğini yapmak belki de daha kolay oluyor. İnsana dair her şeyde daha duyarlı oluyorsun ister istemez.
Oyunculuk yeteneğinizi değerlendirin, desek?
Yapı olarak bir şeyi iyi yaptığımı düşündüğüm hemen hemen hiç olmuyor. Genelde önce olumsuzlukları görüyorum yaptığım işe bakınca. Kötü bir şey bu, insanın ara ara da olsa tam tersini düşünmesi, kendine hakkını vermesi gerekir. Zaman zaman zorlayıcı olsa da, belki de bana böylesi daha iyi geliyor bilmiyorum. Devam etmemi, üstüne çaba sarf etmemi sağlıyor bu bakış açısı. O yüzden, dediğiniz gibi bir bölüm olmadı hayatımda. Sadece çocukluktan beri keyif alacağım bir iş yapacağımı biliyordum. Oyun oynamaktan keyif alıyorum ve işim de bu. Bence çok şanslı bir durum.
Ünlü olmanın zorlukları neler?
En büyük zorluklarından biri, herhangi biri, bir durumla ilgili fikrini daha rahat beyan edebilir ama ünlü biri öyle her fikrini beyan edemez, keskin bir duruş sergileyemez. Bütün bunları görerek yaşamak, sevdiğiniz, usta dediğiniz insanların yaşadıklarını görmek filan insana biraz ağır geliyor. Herkes adına kendin utanıyorsun.
Özgürlük sizin için ne anlam ifade eder?
Ruhani bir özgürlükten bahsedebilirim ben daha çok. Bu kapitalist dünyada hiçbir seçimin tam olarak bize ait olduğundan emin olamıyoruz çünkü. Ve bundan fiziksel olarak sıyrılmak neredeyse imkansıza yakın. Ancak, alırım başımı bir dağın tepesinde kendi başıma yaşarım, denirse olabilecek bir şey. Sistemin içindeyken bir şekilde ona hizmet eden bir parçaya dönüşüyorsun. Belki de düzen budur ve bu düzenle savaşmak bizim algıladığımız biçimlerde mümkün olmayacaktır. Ama bireysel özgürlüğümüzü madde dünyasında değil de içsel bir boyutta elde edebilirsek, belki o zaman sistem de kendi kendini çökertir. Çünkü her şey bizim algıladığımız kadar var.
Çılgınca şeyler yapar mısınız?
Çok benlik değil. Çılgınca derken mesela ne gibi? Canım sıkkın bir keresinde oturuyorum, bir anda havaalanına gidip bana iyi gelecek bir yere gittiğim oldu. Bunun gibi şeyler kırk yılda bir oluyor.
Çocuk sahibi olmakla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Bu tür şeylerin doğal bir saati var bana göre. Evlilik de öyleydi benim için. Asla aşırı evlenmek isteyen biri olmadım ama hiç kesinlikle evlenmem diyen biri de olmadım. Can Bonomo’yla karşılaşınca her şey çok doğru gelmeye başladı. Zamanlama da mükemmeldi herhalde ki oldu. Çocuk da öyle…
Sizce “aşık olmak” nedir?
Havalı bir cümle kurmaya çalışmıyorum, gerçekten böyle düşünüyorum; ‘ruh eşi’ diye bir laf vardır ya… Aşk gerçekten öyle geliyor bana; kayıp iki ruhun düşük ihtimaller içinden birbirini bulması. Bu, o kadar zor ve değerli geliyor ki bana, insanda durup dururken şükretme isteği uyandırıyor.
Can Bonomo ile tam aynı kafa mısınız, yoksa zıt kutupların birbirini çektiği bir paralel evreniniz var mı?
Hem çok aynıyız hem de çok farklıyız. Aynı olduğumuz bütün taraflarımız bana aşırı bir güven duygusu ve ‘evimdeyim’ hissiyatı veriyor. Farklı olduğumuz taraflarımızsa beni çok heyecanlandırıyor. Sanki her gün şaşırdığım, öğrendiğim, merak ettiğim ve bu yüzden de hiç sıkılmayacağım bir yolculuğa çıkmışım gibi.
































