Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Çipras’a bir haller oldu!

Son günlerde Yunanistan başbakanı Çipras Türkiye üzerinden “sert çocuğu” oynuyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmalarını bahane ederek fakat bir yandan da  gözünün ucuyla Yunan halkının etki tepkisini gözleyerek şöyle diyor:

Yunanistan yakın tarihinde bugünkü kadar güçlü olmadı. AB gibi uluslar arası güçlü desteğe ve İsrail ile Mısır gibi güçlü ittifaklara sahiptir. Türkiye’nin tek taraflı olarak Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan’ın egemenlik haklarından şüphe etmesine tolerans gösterilmeyecektir…”

Yumuşak huylu Sosyalist Çipras Türkiye üzerinden Yunan halkına, tutun ki “gerektiğinde sertleşebileceği” imajını verirken fakat bu sertleşmeyi doğru politikalarıyla, doğru ittifaklar oluşturma başarısını göstermesine borçlu olduğu   imajına sarmaktadır!

Tutun ki seçimlere hazırlık! Ancak İsrail’le, Mısır’la hatta Lübnan ile Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Rum Yönetimi odaklı ve AB destekli anlaşmalar yaptığı yadsınamaz gerçektir..

FARKINDAYSANIZ bu ülkeler ve bizatihi AB eğer bugün “Yunanistan’la KRY yanında yer alıyorlarsa, bunun nedeni Yunanistan’ın başarısı yada Rum’un iştah kabartan hidrokarbon yatakları değildir. Yani sadece bunlar değildir..

Asıl neden Türkiye’nin bu ülkelerle süregelen olumsuz ve karışmacı politikasıdır!

Nitekim Türkiye yıllarca Rum’un Doğu Akdeniz’de Münhasır ekonomik bölgelerini  oluşturmasına,  dünyanın  ünlü “petrol ve gaz şirketleriyle  sondaj çalışmalarına başlamasına uzaktan bakarken; vakta ki “gaza ulaşıldığı” haberleri yayıldı; hem KKTC’nin hem de kendisini “bölgede hakkı hukuku olduğunu, dolayısıyla sondaj çalışmaları yapabileceğini hatırladı da ne?

MESELA GKRY çoktan Mısır üzerinden AB’e ulaşacak boru hattı anlaşmasını yaptı.. Çoktan beridir de İtalyan, Fransız, Amerikan  şirketlerini Doğu Akdeniz’de sondaj çalışmalarına sokarak bu ülkelerin desteğini  yanına aldıydı!

Dikkatinizi çekerim. Rum-Yunan ikilisinin Ege denizinden sonra  Doğu Akdeniz’de de yayılması anlamına gelen MEB’lerle “gaza” ulaşma çabaları sürerken; Türkiye Suriye’de “ne uğruna niçin olduğu bilinmeyen nedenlerle” savaşıyordu! Ki bugün de o savaş sınır ötesinde “Amerika’nın Rusya’nın, Esat’lı Suriye’nin olanca alavere dalavereleriyle devam etmektedir.   Ve bölge, içine düşeni yutan tam bir bataklık haline gelmiştir!

YANİ demek istediğim şudur:  Kıbrıs davası artık Türk Rum yada Türkiye Yunanistan davası değildir!

Çipras da söylüyor. Oluşturduğu ittifaklar nedeniyle  İsrail’in, AB’nin, Mısır’ın da davasıdır

…Diyelim ve gelelim “kurulamayacak hükümete!” Kurulsa bile zaten yürümeyecek “koalisyon oluşumuna!”

**********

BİR HÜKÜMET KRİZİ DAHA MI?  Koalisyon hükümetleri oluşurken gündeme gelen  aşamasında gündeme gelen parti pazarlıklarından anlamam..

Anladığım artık “koalisyon hükümetlerinin çok daha zor kurulduğudur!” Nitekim sonuncusu ancak dört partinin bir araya gelmesiyle kurulduydu.

Bu kez hükümet  iki partiyle de  kurulabilir ama işe bakın:

Her halde  HP  “Dörtlü koalisyonda fasarya çıkartıp “hükümetin istifasını”   çabuklaştırırken;  UBP ile hele Tatar’la hükümet kurma zorunluluğuna düşeceği hiç aklına gelmediydi!..

BİR süredir, bizim böylesi hükümet krizleri yaratmaya, yada hükümet ederken koalisyonu oluşturan partilerin kendi içlerinde dalaşıp kavga etmeye hakları olmaması gerektiğini düşünüyorum ve bu olumsuz tartışmaların her defasında KKTC’i daha bir açmazlara soktuğuna inanıyorum..

FAKAT  olmuyor! Bizatihi koalisyonu oluşturan partilerin önce kendi tabanlarına sonra “Sol ve Sağ görüşleriyle” memlekete yansıtmak istedikleri  “icraatlarına” yönelik politikalarının tutarsızlığı ile darmadağınıklığı “birlik ve bütünselliği” fena halde bozuyor!

HEM de hükümet programları yapılırken  mesela dört partinin de onayından geçmesine karşın..

Şimdi Serdar Denktaş’ı babasının adıyla yaşatılacak bir Üniversite için devlet  arazisi kiralaması bahanesine sığınarak “istifaya zorlayacak kadar sıkmak kime ne kazandırdı?

Ha evet! Eğer hükümeti kurabilirse tutun ki Ersin Tatar’ı..  Toplum yeni bir politikacı daha kazanıyor ki  öncesinde de 15 aylık Başbakanlığıyla kazanılan Erhürman vardı..

FAKAT insaf ama! Şimdi hepsi bitti kurulacak hükümetlerde (sahne alacak oyuncular gibi) yeni  politikacı tipleri mi deneyeceğiz!

Bir daha yazalım: “Başkanlık sistemini artık ciddi ciddi düşünmek zamanı geldi hatta geçti..  Eğer o başkanlık sistemi olsaydı şimdi Dörtlü Koalisyon hükümeti de yıkılmazdı..

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (YAAA!)           

Gazeteci refiklerim de yazıyor ve uyarıyorlar. “Aman” diyorlar. “Eğer  altın yumurtlamaya  devam eden üniversiteleri kapatmak durumunda kalırsak “bir daha düştüğümüz yerden ayağa kalkamayız!”

Olay şu imiş: Son zamanlarda KKTC üniversitelerine yönelik olumsuzluklar yaşanırken “anti propagandalar” yapılmaktaymış. (Mış”ı çok zaten biz de gözlemliyoruz!)

Nitekim  KKTC’nin o kendimize özgü “pisliklerimizle trafiğini, pahalılıkla kazık sistemini, bürokratik engellerle ötesi tüm olumsuzluklarımızı; öyle sistematik propagandalar haline getirmeye gerek yok, bizatihi bizden kaynaklı “şikâyetler külliyesi” haline getirmedik  mi?.

Nitekim geçen günlerde YÖDAK, “Mütevelli Başkanlarıyla” bir araya gelerek bu üniversitelere yönelik “karalamaların” nasıl bertaraf edileceğini görüştüler..

BEN bu  bu paniğe ne diyorum ama? “Yaaa!

Siz 15’in  üzerinde üniversite oluşturur, sadece  öğrencilerin  harçlarını söğüşlemeyi hedefleyip KKTC ekonomisinin  geleceğini öğrencilerin yurtlara, kiraladıkları evlere, lokantalara falan akıtacakları paralara bağlar; buna karşılık yüz bin öğrenciye doğru dürüst yol kaldırım bile sunamazken…     Elbet böylesi   aykırı propagandalarla karşılacaksınız. Yaaa!