Toplum kapalı dönemler geçirmişti.
Buna rağmen ekmek elden su göldendi…
…
Landrover araçlar sokak sokak dolaşır her eve düşen tayini dağıtırdı.
Abdi Çavuş’tan start alan araçlar,
Ta Ayasofya’da Borazancıbaşı Sokağa kadar bütün sokakları arşınlarlardı.
Tayinde pirinç, mercimek, nohut, börülce gibi şeyler vardı.
Ekmek de verilirdi,
Her hanenin nüfusuna göre.
Lambasuyu da dağıtılırd,
Her eve bir galon…
…
Zor günlerdi.
Ama ahali bu şekilde yaşamaya alışmıştı.
Memnundu.
Gündüz tayinini alır,
Akşama en güzel elbiselerini giyer, sinemalara gider,
Fosforlu Cevriye’yi seyrederdi.
Mutluydu,
Coşkuluydu…
…
Hafta sonları Girne Kapısında düzenlenen bayrak merasimi için oluşan kalabalıklar, bugüne kadar yapılan mitinglerde görülmemiştir.
Üstelik her hafta sonu aynı kalabalıklar.
Zor kullanan yoktu.
Çok partili rejim de yoktu,
Sendikalar da yoktu.
İsteyen gider istemeyen gitmezdi,
Ama ahalinin tekmili birden orada olurdu…
…
Bir de Fener Alayları vardı.
Bunlar genellikle 30 Ağustoslarda yapılır,
Ve ahali bu güne bayrama hazırlanır gibi hazırlanırdı.
Ne Sakarya’da vuruşanlar onlardı,
Ne İzmir’i alanlar,
Ama bu hissi damarlarında hisseder,
Gece vakti düzenlenen fener alaylarına koşardı.
Mekan aynıydı.
Girne Kapısı.
Ana baba gününe dönen meydanda çeşitli folklor gösterileri yer alır,
Bando günün sevilen parçalarını çalar,
Ahali de kaldırımlara, parklara, hisarlara yerleşir olup biteni seyrederdi.
Çocukların bir elinde balon, bir elinde pamuklu şeker,
Etraf hurma dalları, yerler mersin dalları ile süslenirdi…
…
Her türlü zorluğa rağmen Mücahitlik yapan öğrenciler de hayatlarından pek memnundular.
Okulda dersleri,
Bölüklerde silahları öğrenirlerdi.
Kitap ve silah bir aradaydı.
Aristetoles ile gez, göz, arpacık…
Nöbetteyken askeri botları,
Nöbet bitince Beatles botlarını giyerler,
Resa’da, Akpınar’da, Londra Pastanesinde buluşurlar,
Akşamın serin saatlerinde gençlik pavyonlarında topçuk oynarlardı…
…
O yılları tanımlamak için henüz kıvamında sözcük bulunamadı.
Zor yıllar da denir,
Karanlık yıllar da denir,
Kapalı dönem de denir,
Güzel yıllar da denir…
…
Kızlar için de o yılların güzel yanları vardı.
Dönem kapalıydı ama kendileri yavaştan açılmakta,
Geceden saçlarını bigudilere sarmaktaydılar.
Etekler önce dize, sonra dizüstüne çekilmiş,
Daha sonraları iş süper mini eteklere kadar varmıştı.
Cem Karaca’nın Resimdeki Göz Yaşları adlı parçasının yeni çıktığı yıllardı, ki,
Herkes sevdiğinin resmine bakarak gözyaşı dökmekteydi.
Çünkü hasretin ağır bastığı dönemlerdi o dönemler,
Ve birbirine uzaktan aşık olanların görüşebilecekleri yerler ya sinemalar, parklar bahçeler,
Ya da deniz sahilleriydi;
Uzaktan uzağa.
Gözler konuşurdu yalnız…
…
Sözün kısası,
Böyle yıllardı…
































