Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İşte bu “nedenle” çözülmez…

Türk ve Rum tarafları başından beridir kendi haklılıklarını savunuyorlar. Çok da olağandır ve çözümün gerçekleşmemesinin nedeni de budur…

Nitekim her iki halk da sorunun temeline “mağdur ve mazlum” oluşlarını koymakta ne zaman sorun uluslar arası  platformlara taşınsa, birisi “işgalden” diğeri “ambargolarla dışlanmışlıktan” şikâyetle ne kadar talihsiz ve kadersiz olduklarının iddialarında salya sümük akıtırlarken kendilerini acındırmaya çalışmaktadırlar…

TUTUN ki dün de vurguladığımca 1 Nisan 1955’de EOKA’nın İngiliz’e karşı bombalarını patlattığı o yıllardan beridir sorun ayni minval üzere devam etmektedir.

Yani pek çok kanlı canlı olaylar da yaşanırken tutun ki aradan 64 yıl geçti…

Söz konusu “yıllar” bir insan ömrünün karşılığıdır! Ve bir insanın 64 yıl bir siyasi soruna tutsak olarak yaşamak zorunda kalması “insanlığın” hiçbir yerine sığdırılamaz. Türk tarafı bu insanlık dışı uygulama nedeniyle çok haklıdır!

FAKAT bir yanda Türkiye öte yanda Yunanistan oldu mu ve her iki ülke Kıbrıs siyasi sorununda birinci derecede rol oynadılar mı bu kan ve gözyaşıyla geçen yılların bir tekini bile yadırgamazsınız çünkü bizatihi sorun Türkiye ile Yunanistan kaynaklıdır!

Her iki ülkenin de ada üzerindeki haklarıyla kendi ırkdaşlarının güvenliğinden sorumlu oluşlarının bundan sonra da sürüp gidecek “sorumlulukları” Kıbrıs siyasi sorununun bir başka kadersel yazgısıdır…

O zaman “peki dersiniz, önce Yunanistan ile Türkiye anlaşsın!”

Çelişkiye bakın ki “Kıbrıs siyasi sorununu çözüme götürmek için öncelikle her iki ülkenin anlaşması gerekirken; her iki ülke de Kıbrıs sorunu nedeniyle anlaşamamaktadırlar! Paradoksun bu kadarına da pes doğrusu!

NEYİ anlatmaya çalışıyorum? Şunu:

Eğer bugün hem TC hem de Yunanistan siyasi sorunu BM’lere havale etmişler, çözüm umudunu BM’lerde görüyorlarsa “kendilerine güvenmediklerindedir!” Kendi aralarına anlaşamadıklarından, dolayısıyla sorunu BM’lere bırakmak zorunda kalışlarındadır…

Kıbrıs siyasi sorunu bu nedenle sittin sene daha çözülmez!

**********

GENE SEÇİM TAMTAMLARI…

Her zaman yazarım. Lefkoşa Dükalığında yaşamaz, çıfıt çarşısına dönmüş kulislerinde at koşturmaz, fısıldaşmalara kulak kabartmaz hele de politikanın bam telinde çalan sesleri işitip iktidar muhalefet yorumlarından nemalanmazsanız… Asla iyi gazeteci olamazsınız…

Hele de çoktan salyangoz kabuğuna çekilmiş, artık seçim kampanyalarını bile taşıyamayacak kadar hantal ve uyuz yapısıyla Mağusa’da ikamet ediyorsanız!

Ki bir zamanlar “hükümetler önce Mağusa’da kurulur, sonra Lefkoşa dükalığında tescil edilirdi!

EVET: Tanrıya şükürler olsun nihayet “erken seçim” lafları da işitmeye başladık! Dörtlü Koalisyon hükümetinin vadesinin dolduğuna yönelik haberleri de konuşmaya başladık, Cumhurbaşkanlığı seçimine katılacak adayları da…

Ve işte şimdi memleketin bundan sonrası “kaderi, beklentileri, istikrarı” falan bir kez daha bu olası “seçimler” sonrasına kaldı!

Neyse! Bir tirajlı gazetemiz zaten düğmeye bastı hükümeti götürmek istiyor, belli!… Ben burada “kulis haberlerini” Lefkoşa dükalığının gazeteciler taifesine bırakıp aşağıda “çok ciddi” dediğim bir sorundan söz etmek istiyorum:

**********

ÇOK CİDDİ SORUN! (DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIZ!)

Bir süredir CMRIS “Hak Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi”nin anket sonuçlarını izliyorum.

Geçen gün yayımlanan bir tanesinde “Umutsuzluğun göçü tetiklediğine” dikkat çekiliyordu. (Ki bu adadaki Türk halkı eğer göç etmemiş olsaydı bugün nüfusumuz çoktan 500 binleri orsa etmiş olacaktı. 1958’lerden hatta öncesinden başlayan göçlerdir ki Türk halkı bu nedenle bu adada çok kan kaybetti!”

Şimdi de anlıyoruz ki insanlar “çaresizlikten” dolayı yine dış ülkelere göç ediyorlar. Fakat bir yandan da KKTC göçmen almakta! Yani ne oluyor? Bizim insanımız “umutsuzluk” nedeniyle göç ederken, KKTC’deki “boşluklarını” mesela Türkiye’den ve diğer 3. ülkelerden gelen “yabancı” insanlar doldurmakta…

Dolayısıyla karakteristik nüfus yapımız sürekli değişmektedir… “Olumlu mu olumsuz mu” yorumunu yapamıyorum çünkü bu konuda yargıya varmak için bir iki neslin geçmesi lazım…

Ancak benim üzerinde duracağım asıl sorun şudur:

MESELA bir arkadaşımın anlatıyor. “Üç torunum vardır” diyor. “Birisi bu yıl İngiltere’de üniversiteyi bitiriyor. Niyetini sordum, bir iki kararı var ama onların içinde KKTC’ye dönmek, burada iş aş para arayışına girmek katiyen yok!…”

(Kısaca aramızdan bir gencimiz daha kayıp gidiyor!)

“Diğer torunum” diyor arkadaşım kız… Liseyi bitirdi bitirecek. Ona da sordum, “niyetin ne” diye. Cevabı kesindi. “Müzik üzerine ihtisas için Fransa gibi ülkelere gitmeyi düşünüyordu!…”

“Diğer torunum henüz çok küçük. Şimdiden çocuğa telkinde bulunuyorum. “Bak oğlum diyorum büyüdüğünde ya topçu ol ya popçu! Hayat da onlarda para da!

YAKINMA bir yana.  “Adaların” kaderi sürekli “göçler” midir bilmiyorum! Ancak gördüğüm şudur: Kıbrıs Türk halkı göç ediyor, hızla eriyor, yetişen yeni nesil “aşı işi hayatı” dış ülkelerde arıyor, kısaca giden geri gelmiyor.” Buna karşın “aksine” bir süreçte KKTC hızla yabancılaşıyor! Bu büyük değişimi ciddiyetle düşünmek zorundayız…