Artık denizin bittiğini biz söylemiyoruz. Bizzat geminin kaptanı Sn. Akıncı söylüyor!
Ve Sözcüsü Burcu diyor ki “Siyasi eşitlik ve kararlara etkin katılım konusunda Anastasiadis’in olumsuz tavrından vazgeçmediğini üzülerek tespit ettik…”
Dünkü “Köşemde” Lute’in Anastasiadis ve Sn. Akıncı ile görüşmeleri” konusunda “(zamanlama nedeniyle) yorum yapamayacağımı söylemiştim.
Buna karşın Sn. Akıncı’nın “Rum tarafından beklentilerini aktardıydım:
Mesela 11 Şubat 2014 belgesi hâlâ geçerli mi? Türk tarafının siyasi eşitliği kabul görecek mi? Guterres Çerçevesi müzakerelerde masaya gelecek mi? Enerji paylaşımı olacak mı?
Sn. Akıncı için bu “beklentiler” artık Türk tarafının “kırmızı çizgileri” yani olmazsa olmazları olarak vurgulanmaktalar.
SÖZCÜ Barış Burcu ise BM’ler Temsilcisi Lute ile bir güne sıkıştırılan “liderlerin” görüşmesi sonrası yaptığı açıklamada Anastasiadis’in “geçmişteki mutabakatlara saygı göstermediğini, bu durumda Lute’un da artık görev tanımını tamamlayabileceğini” söyleyerek tutun ki müzakerelerin yeniden başlama umuduna noktayı koyuverdi..
ANCAK: Bir yandan da “kaçınılmaz kader yazgısında” Türk Rum halkları ve iki komşu olarak yan yana yaşayıp var olmak zorunda kalmışız ki “ya anlaşacağız ya savaşacağız!.. Bu seçenekler ötesinde bir üçüncü seçenek yok!
Dolayısıyla ne yolun sonundayız ne de çözüm için müzakereler sürecinin sonlanması mümkündür.. Kaldı ki “çatışmamak” için de müzakereler kapısını her zaman açık tutmak gerekmektedir..
ÖTE yandan bir başka konuya geçmeden önce Dışişleri Bakanımız Kudret Özersay’ın son günlerde diline pelesenk “bayatlamış” dediği geçmiş müzakerelerdeki “konulara” takılmasına takılayım.
(Önce hatırlatayım ama: Öteden beridir Cumhurbaşkanlığı makamıyla Dışişleri Bakanlığı makamı siyasi sorunu ayrı gayrı ve tabi kendilerine ait kulvarlarda koşturtuyorlar!
Mesela bir önceki hükümet döneminde de Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu’nun siyasi sorunla ilgili “yetkileri” tartışılmak durumunda kalındıydı.
Şimdilerde kendine “ait” siyasi görüşü ile Sn. Akıncı’nın siyasi tutumu arasına kalın bir çizgi çeken Özersay’ı izliyoruz.
Birinin “bayatlamış” dediği doneler diğeri için müzakere konuları olabilmekte! Bizim ise bir KKTC yurttaşı olarak bu konuda aradığımız “haklı ile haksız” değil; ulusal dava olması gereken Kıbrıs sorununda, KKTC’nin Cumhurbaşkanı ile Dışişleri Bakanının “uzlaşısıdır..”
Bu nedenle ortada siyasi yönden “bayatlayan” doneler, sloganlar, hedefler varsa… “Hadi” diyoruz işte “yüce” dediğiniz Meclis. Tartışın hem “nasıl çözüm” sorusuna cevap verin hem de verdiğiniz cevabın arkasında durarak “ulusal birlikteliği” pekiştirin…
**********
MAĞUSA LİMANI ÖZELLEŞECEK Mİ?…
Dörtlü Koalisyon Hükümeti Ankara’dan para akışını sağlamak için mi yoksa kamburundaki bazı kurumları silkeleyip kendini hafifletmek için mi bilemiyoruz..
Fakat “ansızın” diyeceğimiz bir kararla başta Telekomünikasyon olmak üzere “Mağusa Limanını” da “Özel Kamu Ortaklığı” sistemiyle yapısal değişime sokmaya çalışıyor. En azından bu konuda arayış içinde..
ÖTEDEN beri söylediğimizi yine söyleyeceğiz. Devlet ne tüccardır ne telefoncu! Ne de arpanın patatesin” ticaretini yapar…
Dolayısıyla ne de limanlarda gemilere yük koyar yük indirir! Nitekim yıllar önce daha “özelleştirmelerin” esamesi okunmazken nasıl olmuşsa Mağusa Limanında “çalışanların bir araya gelip sermayelerini ortaya koymaları sonucunda “Kıbrıs Türk Limanlar Şirketi” kurulduydu.. (ki ben de destekçisi ve hasbelkader katkı koyanlardan biriydim.)
Galiba “işçinin çalıştığı işyerine sahipliği” gibilerinden slogansal bir vurgulamayı da gazetedeki “Köşemde” ilk ben yapmıştım ki sonraları bir benzeri Dome Otel’de gerçekleşti..
ŞİMDİ de TC-KKTC “Mali Ve Ekonomik Protokol” gereği Hükümet Mağusa Limanını “Özel Kamu Ortaklığına” dönüştürmek istiyor.
Oysa Mağusa Limanında hâlâ “Liman İşçileri Şirketi” çalışmaktadır.
Parantez içinde yazayım eski üye sayısıyla güç ve işlevleri kalmamasına karşın yine de bu şirket ağır aksak “yükleme-boşaltma” işlerine devam emektedir.
Eğer yapısal değişikliklere gidilirse bu “çalışan şirket ortaklarına” büyük oranda tazminat verilmesi gerekecektir..
OYSA: Mevcut yapıyı bozmadan “şirketi ve çalışanları” çalıştıkları işyerine sahiplikte tutup sadece “Yönetim Kurulunu” Devletin atayacağı bir model, “Özel-Kamu ortaklığından daha ehven görülmektedir.
“Neden Yönetim Kurulu Devlet tarafından atanmalı” sorusunun cevabı ise açık seçiktir. “Çünkü Çalışanın yada “Şirketlerin” bünyesinden seçilen Yönetim Kurulları maalesef yüzlerce örneğiyle ispatlıdır ki büyük oranda parasal kârı kendilerine yontarlar! Ki geçen gün Kooperatif şirketlerindeki yolsuzlukları ayazlatırken de bunu vurgulamıştık.
Konuştuğum “konunun uzmanı” kişiler de ayni görüşteler.. Kısaca “özelleştirmeleri” çalışanların haklarını koruyarak gerçekleştirmek “iş barışı” ve “kollektif ortaklıklar” yönünden de yararlı olacaktır diyoruz.. **********
KISACA TAKILDIĞIM: (NE TARİFE AMA!)
Ne söyleyeceğimi bilemiyorum. Gündüzlerim gece, gecelerim gündüz oldu!
Daha üç dört gün öncesine kadar akşam 11’de falan yatardım sabah 5’de kalkardım…
Ya şimdi? Akşam saat 10’dan sabaha kadar hanımla beraber ev işleri, çamaşır, yemek derken uğraşıyorum!
Tüm işler aşlar bittikte de, sabah ezanı okunur, gün aydınlanır, köpekler havlar, kediler miyavlarken uyumak için yallah yatağa!..
Neden bilir misiniz? En ucuz elektrik tarifesi akşamları saat 10’dan sabah 7’e kadardır da ondan…
Müsadenizle bana bay bay! Çünkü siz bu satırları okurken büyük olasılıkla ben Kıb-Tek’in sayesinde uyumaktayım efendim.
































