Üçlü tarife falan derken, yeniden zammı yedik.
Deniyor ki, Nisan’dan itibaren, kullanımınıza göre ödeyeceksiniz.
Yani kullanımın düşük olduğu saatlerde ucuz, yüksek olduğu saatlerde pahalı.
Baştan “e, iyi güzel, akmasa damlar, biz de kendimizi ona göre ayarlarız” dedik.
Ama baktık ki, Kıb-Tek bizden önce kendi ayarlamasını bir güzel yapmış.
Hem de bir Pazar günü, açıklamanın fazla da yorumlanamadığı bir günde.
“Üç Zamanlı Tarife”, meğer “Zamlı” tarifeymiş.
Üstelik de “zam yaptık” ya da kibarcası “fiyat ayarlamasına gittik” açıklamasına bile gerek duymamışlar.
Açıklamayı da bu duyurudan iki gün sonra yapmaya karar vermişler.
Biraz da mecburiyetten.
Tam bir Ali Cengiz oyunu.
Hani “zam yapılacak” dendi de, toplum tepki gösterdi, günlerce Kıb-Tek tartışıldı ya, işte o zammı, bu düzenlemenin içine yedirmişler.
Nisan sonrası için birim fiyatları, kilowat saat hesabı 0.6508 TL, 0.9873 TL ve 1.2908 TL arasında değişiyor.
Oysa, 11 Ekim’den beri geçerli olan halihazırda geçerli olan tarifeye göre, en düşük kullanımla en yüksek kullanım 0.32 TL ile 1.020 TL arasında değişiyordu.
Hesaplayanlar % 50-60’lık fahiş bir zamdan bahsediyor.
Devletin en yüksek maaşını alan Kıb-Tek çalışanlara yapılan kıyak nereden gelecekti?
Sizden…
Haydi pamuk eller cebe. Ödeyin çocukları….
Ödeyemem diyorsanız, bakın Ekonomi Bakanınız öneriyor, her işinizi gece yarısı yapacaksınız.
“Kandır çocuğu…” diye başlayan bir sözümüz vardır ya, aynen ruhumuza işlemiş.
Kandır milleti de, Kıb-Tek’in statükosuna elini sürmesin…
PES ARTIK GİRYE PRODROMU…
Bu Rumlar enteresan insanlar.
Demagojiyle, laf kalabalığıyla yıllardır dünyayı da parmaklarında oynatırlar.
Rum Hükümet Sözcüsü Prodromos Prodromu, Türk tarafının sadece siyasi eşitlik konusuna odaklanmasının cesaret verici olmadığını söylüyor.
Kimse de sormuyor, “Ya sen ne diyorsun, ortaklık başka nasıl olabilir ki” diye.
Ya da “Bir federasyonun temel ilkesi eşitlik değil midir” diye.
Adamlar resmen sütün siyah olduğunu söylüyor.
Ama çıkarları çakıştığı için kimse sesini çıkartmıyor.
Biz de kedinin kuyruğunda maşrabba gibi, sürüklenip gidiyoruz.
- yüzyılın dünyası işte böyle.
Değerlerin, kurumların, hakların, hukukun hiçbir önemi yok
Onlar sadece kağıt üstünde.
“Demokrasi getireceğim” sözünün gerçek anlamı bugünün dünyasında aslında nasıl bir savaş ilanı ise…
Ağababalardan demokrasi bekleyenler nasıl ölümle, işkenceyle, kayıplarla karşılaştıysa, nasıl ülkelerini terketmeye mecbur kaldılarsa, diğer her konuda böyle.
İşte Ortadoğu, işte Venezuella, işte Hindistan, Pakistan…
Sanal bir dünya.
Çarpık, adaletsiz, yalana, çıkara, güce dayalı…
Lanet olsun…
YERİN KULAĞI VAR
YENİDEN ADAY OLACAK:
Erken başlayan cumhurbaşkanlığı seçim tartışmalarına bir iddia da güney Kıbrıs’ta yayınlanan Politis gazetesinden geldi. Akıncı’nın 2020 seçimlerinde yendien aday olacağını iddia eden gazete, bunu yakın çevresine söylediğini iddia ediyor. Gazete ayrıca 2020 seçimlerinde Akıncı’nın en büyük rakibinin, Özersay olacağı iddiasında da bulunuyor.
APTALIZ YA:
Zammı indirim diye vatandaşına kabul ettiren bir başka ülke yok sanırım. Elektrikte yeni dönem diye diye güya kontrolü bize bırakmışlar. Doğru kullanmayı becerebilirsek yüzde 15 indirim alacakmışız. Bunların indirim dediği gece yarısından sabaha. O zaman devlet daireleri de gündüz yerine gece çalışsın. Sanırım bu kampanya gece sabaha kadar çalışan yerlere yaradı. Keşke çıkıp adam gibi “biz elektriğe zam yaptık” deme cesaretini gösterebilseydiler…
ÇOKLU DEĞİL, DÖRTLÜ TARİFE:
Maliyet uzmanı Doç. Dr. Hasan Ulaş Altıok çoklu tarife değerlendirmesinde, “ Zammın etkisi özellikle dar gelirli insanlar tarafından çok daha az hissedilmesi için çoklu tarife sistemi bir araç olarak kullanılabilir. Ama ikisi bir biriyle karıştırılmamalıdır. Çoklu tarife uygulaması çok faydalı bir uygulama olmakla beraber tek başına zamlara engel olmaya yetmez” değerlendrimesinde bulundu ve yapılanın bal gibi de zam olduğunu söyledi …
İKİ KUMARHANEYLE YAPTIKLARINA BAK:
Adamlar iki kumarhane açtı, anında Avrupa Kumar düzenleme Forumu’na üye oldular ve genel kurulunu da güney Kıbrıs’ta yapıyorlar. Bu yılki toplantının konusu, “kumar ve finansal kurallar arasındaki sınırların belirlenmesi”ymiş. Bir nevi otokontrol. Paranın yasal bir şekilde piyasaya girmesi. En temel mesele. Bizde böyle bir gaile yok. Kim ne kadar kazanır, ne kadarı kara, ne kadarı aktır kimse bilmez…
ÖNCELİĞE BAKAR MISINIZ?:
Ülkede çözüm bekleyen onlarca sorun varken, Meclis’te acil çıkması gereken onlarca yasa varken bizim vekiller dünkü Meclis birleşiminde ülkenin en acil sorunu olarak gördükleri “Atıcılık Federasyonunun talebiyle hazırlanan silah izinlerinin genişletilmesi tezkeresini görüştü. Sonuç mu? Oy birliği ile kabul edildi. Baybars, yasanın ivedilik nedenini Nisan ayında yapılacak bir müsabaka olarak izah etti. Onbinlerce avcının (pardon oy’un) söz konusu olduğu bir meseleden daha önemli ne olabilirdi ki?
TURİZM ELİMİZDE PATLADI:
Siz bakmayın bizim Turizim Bakanının “turizmi patlattık” açıklamalarına. Otelcisinden tutun da acentelere kadar herkes Bakanın tam aksini söylüyor. Başbakan ve Cumhurbaşkanı, yabancıları KKTC’yi görmeye çağırıyor. Önemli bir turizmci “kumarcılar dahil, otellerin doluluk oranının %29 olduğunu” iddia ediyor. Krizin henüz başında olduğumuzu söyleyen bu turizimci arkadaş, casinosu bulunan bazı büyük otellerinin de bu krizden etkileneceğini iddia ediyor…
ZİRVEDEKİLER
Sevgül Uludağ: Kıbrıs’ta kayıp şahısların bulunması için canını yedi Sevgili Sevgül. “Olmaz” denileni yaptı. Adanın şartlarını, iki tarafın siyasetini zorladı, didindi, uğraştı. Nice aile, kayıplarının hiç olmazsa kalıntılarına, onun uğraşlarıyla kavuştu. Bugün artık kayıpların bir kısmının mezarları varsa, onun sayesindedir. Dünyanın savaşlarla kavrulduğu bu dönemde, bu insani çaba, Nobel Barış Ödülü’nü alması gereken bence en uygun adaydır…
DİPTEKİLER
Cezaevi: Hiçbir dönem yoktur ki, şikayet olmasın. Zaman içinde unutulduğu için, oradaki kanunsuzluklar da devam eder gider. ABD İnsan Hakları raporu, basında çıkan olayları derlemiş. Bakın görün. Hepsi yaşandı bunların. Ama Havadis’ten arkadaşların gündeme taşıdığı bu son işkence haberleri resmen tüy dikti. Öyle “baktım, yoktu”, ya da “redderim” diyen yetkililerle geçiştirip gidemeyiz. Devlete bağlı bir kurumun insana insan gibi davranmasını sağlamak bu kadar zor mudur? Böyle bir kurumunuz var olduğu sürece siz başka hiç bir değeri ağzınıza alamazsınız.
































