Dün de yazmıştık, Cumhurbaşkanı Tıp Bayramı’nda yaptığı konuşmada, “gemimiz su alıyor” dedi ve uyarılar yaptı.
Cumhurbaşkanı’nın bu uyarısından çok, nüfusla ilgili sözleri tartışılıyor.
Ne yalan söyleyim, herkes şok olmuş durumda. Hani tahmin ediyorduk da, bu kadarını beklemiyorduk…
Sayın Akıncı, 2015’de kendisine verilen bilgiye göre KKTC kimliği taşıyanların sayısının 220 bin olduğunu, bugün ise bu rakamın yaklaşık 130 bin artarak, yaklaşık 350 bine yükseldiğini söyledi.
Artış; yüzde 59…. Ve sadece 3,5 yılda…
Bir tek bu rakam bile bize sosyal yapıya dair yeteri kadar bilgi veriyor aslında.
Eski hükümet ayda bin kişiye vatandaşlık verirken, bu hükümet de 400-500 kişiye vermekteymiş.
Kafadan eleştiriler gırla. Irkçılığa varan söylemler mevcut.
Ancak şöyle bir bakıldığında, verilen bu vatandaşlıkların mevcut yasaya göre, kalma süresini ve diğer kriterleri yerine getirenlere ait olduğunu tahmin ediyoruz.
Nüfus politikası konusunda bir araba laf edebilir, kabul edilebilir formüller de ortaya koyabilirsiniz, ama uygulamadığınız, eksi yasaya göre gittiğiniz taktirde yapacak bir şeyiniz kalmaz ve eleştirdiğiniz icraatları aynen yapmak zorunda kalırsınız…
Bu hükümet göreve geldiğinden beri Vatandaşlık Yasası’nda bir değişimden söz eder. Ha bitti, ha bitiyor, beyaz kimliğin kapsamı genişletilecek.
İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars, geçen Temmuz ayında yasa değişikliğinin 3 hafta içinde tamamlanacağını bile söylemişti.
Olmadı, gelmedi. Nereye takıldığını bilmiyoruz. En son geçen Ocak ayında Cumhurbaşkanı’nın İçişleri Bakanı’ndan bu yasa hakkında bilgi aldığı haberleri vardı.
Kudret Özersay, yine bu konuda geçen akşam “Bu iş geciktiriliyor gibi açıklamalar yapmaktan kaçınmak gerekir” diyor. E, bakıyorsun, gerçekten gecikiyor… Gecikmesi mesele değil, eleştirilmesi mesele.
O arada da, görüldüğü gibi, eski hamam eski tas devam edip gidiyor.
Malum, Türkiye yetkilileri sürekli olarak KKTC nüfusunun, güneyle eşitlenmesini savunurlar. Ancak nüfus artışının KKTC’ye getirdiği yük nasıl taşınacak, orası belli değildir hiçbir zaman. Ne sağlık sistemi, ne alt yapı, ne eğitim. Artı, sosyal değişimin getirdiği sorunlar da cabası.
İşte burada asıl sorun ortaya çıkıyor. Sorun, KKTC vatandaşı yapmayla sınırlı kalsa amenna.
Cumhurbaşkanı, daha çok, nüfusun tam olarak bilinmediğine vurgu yapmış ve başta sağlık olmak üzere her alanda ihtiyaçları planlamanın mümkün olmadığından söz etmiş.
Doğrudur, hep şikayet edilen bir konudur. Normalde 10 yılda bir yapılan nüfus sayımına kadar yani 2011’e kadar da net olarak bilemeyeceğiz. O arada da iş işten geçmiş olacak. Tabii bu arada DPÖ’nün projeksiyon usulüyle yaptığı tahminler de var.
KKTC vatandaşlarının sayısını saptamak zor değil. Hatta o çok geciken vatandaşlık yasasıyla bir ölçüde azaltmak da mümkün.
Ama ya diğerleri?
Esas sorun, bu korkunç değişime ayak uyduramıyor oluşumuz ve bu artışın önünü alma niyetimizin olup olmadığı.
De facto nüfustan bahsediyorum.
Dünyanın her tarafından korkunç bir akın var KKTC’ye. Hem işçi, hem öğrenci olarak gelip kalanlar.
Konuya KKTC vatandaşlığı verilenler çerçevesinden değil de, daha geniş bakmakta fayda var.
Bu topraklar bunun üstünde bir nüfusu kaldıracak durumda değil artık.
Bir ülke de kendi kendini daha fazla bozmaya izin veremez, vermemeli.
Diğer yandan, Cumhurbaşkanı Akıncı’yı eleştiriyorsanız, siz de ne yapmaya çalıştığınızı, neden geciktiğinizi, bu arada neler olup bittiğini bir zahmet çıkıp açıklayacak, insanları ikna edeceksiniz.
Ha, “öyle bir gailemiz yok” da derseniz, onu da anlarız!…

YERİN KULAĞI VAR
YOK MU ARTIRAN?:
Yeni tartışma konumuz ülke nüfusunun kaç olduğu. Her kafadan bir ses çıkıyor, alt limit yaklaşık 300 binden başlayıp bir milyona kadar çıkıyor. Son üç beş yılda vatandaş yapılanların sayısı 100 binlerle ifade ediliyor. Zamanında rahmetli İrsen Küçük, “kalabalık bir nüfusumuz var” dediğinde çok eleştirmiştik. Bir ülke düşünün ki doğru dürüst nüfusunu dahi bilmiyor…
ÖNCE BİR KARAR VERİN:
Yıllardır bu ülkeyi idare eden tüm hükümetler, vatandaşlık konusunda sınıfta kaldılar. Yok “5 değil 10 mühür gerekir”dendi, “vatandaşlık değil, beyaz kimlik verilecek” dendi ve daha ne formüller ortaya atıldı ama bugüne kadar hiçbirisi doğru dürüst hayata geçmedi. Önce bu ülkenin vatandaş kapasitesini belirleyin. Üç yüz mü, beş yüz mü karar verin. Sonra kim olursa olsun vatandaş yapmak yerine ikamet etme izni verin. Herkesi vatandaş yapacak gibi bir lüksü yok bu ülkenin…

BİZ DE İSTİYORUZ:
Başbakan Tufan Erhürman, “Biz kendimizi çok daha güvende hissedeceğimiz bir ülke istiyoruz” dedi. Toplum olarak özellikle de son zamanlarda yaşanan kriminal olaylardan sonra tek istediğimiz bu. Aynı şeyleri istiyoruz ama, tek farkımız biz vatandaşız, siz ise icraatın başındasınız. Yani bunu yapacak, güvenli bir ülke yaratacak olan sizsiniz. Bu konuda daha radikal bazı kararlar almak için daha ne olması gerekir..?
TOPLUMU AYRIŞTIRMAK İSTİYORLAR:
Uzun zamandır gündemimizde olamayan “Kıbrıslı- Türkiyeli” ayırımı yeniden gündeme getirilmeye çalışılıyor. Özellikle de bazı siyasilerin, bu çok tehlikeli söylemleri siyasi rant için yaptıklarını görmek insanı üzüyor. UBP Başkanı Tatar da, “birilerinin” Kıbrıs Türk Halkı’nı bölmeye, Anavatan Türkiye’den ayırmaya çalıştıklarını savundu. Kim bunlar, bu kadar mı güçlüler ki bunu başaracaklar. Bu tür söylemler belki size bazı kesimlerin oyunu kazandırır ama, bu tür söylemlerin toplumu birleştirmek yerine daha da ayrıştırdığının da farkında olmalısınız…
EN YOĞUN HASTANE, LEFKE’DE:
Sağlık Bakanlığı, istatistiki sonuçlar açıkladı. Benim en çok dikkatimi çeken, nüfusa oranla en yoğun hastanenin Lefke Cengiz Topel Hastanesi olması. Bölgede özel hastanelerin bulunmaması, kente uzaklığı ve bölgenin büyüklüğü herhalde başlıca etkenler. Bu durumda, Güzelyurt hastanesinin aciliyeti de ortaya çıkıyor. İşte envanterin önemi…
ZEYTİNDEN PLASTİK:
Plastiğin doğaya verdiği zararla mücadele sürerken Türkiye’de bir ekip, zeytin çekirdeğinden doğada çözülebilir biyoplastik üretmeye başlamış. Ne güzel haber, zeytinden elde edilecek katma değer bir o kadar daha artacak. Bir zeytin ülkesi olarak heyecan duyabilir miyiz? Zor. Biz buralarda zeytini betona dönüştürmekle meşgulüz, bioplastik neyimize. Şaka bir yana, bu ülkede para kazanılacak öyle bakir alanlar var ki…

ZİRVEDEKİLER
Cenk Mutluyakalı: “Bravo bu hükümete de (!) Demek ki, değişmiyormuş bazı ‘özel’ insanlara dair ‘özel’ muameleler! Ve bazıları ‘çamur deryası’na su katıyormuş, onca ‘kir’ içinde! İlkeyle, haysiyetle, ütopyayla duruyoruz yine, biz aynı yerdeyiz, hep aynı…”
DİPTEKİLER
Bukalemun Politikacılar: Bir atasözümüz vardır, “bindiği ata göre kişner” denir. Bunu siyaset dünyasına adapte ederseniz, politikasız politikacılar çıkar ortaya. Her konuda, herhangi bir görüşü savunabilir. İdeolojisi, omurgası yoktur. Sağ gösterip, sol vurur, sizi sürekli şaşırtır. Hani şu, o partiden, bu partiye geçenlerden bahsetmiyorum, o iş daha çok kişisel ikbal içindir. Bu yapı, temel konularda söz söyleyenlere ve en korkuncu partilere hakimse çok tehlikelidir…
































