Mistik değilim. Fakat yetişme biçimimden olmalı bazı “saplantılarımı” akıl yoluyla değiştirmeye çalışsam da başaramam.
Bu nedenle olmalı, izah edememe karşın “ilahi adalete” inanırım. “Bu dünyada kötülük yapanın kötülük bulduğuna inandığımca..
“İnsanlığın” altın gibi ölçülen bir “ayarı” yoksa da “iyilik, güzellik, sevgi, kardeşlik, yardımlaşma” gibi olumlu ve aydınlık kelimelerle izah edilen bir “ulvi büyüklüğü” vardır ki bunu bilmemin ötesinde yaşarken hissederim…
Ve komşumuz Rum toplumuna önce bu “insanlık” duygularımla bakarım. Hem de üzülerek! Bilirim ki bir gün bu adaya da “ilahi adalet” uğrayacak, yarım asırdır Türk halkına zulmeden Rum toplumunu cezalandıracaktır.
KALDI ki “fi tarihine ayarlanmış gibi gözükse de Rum tarafı bu davayı ebediyen kaybedeceği nihai sona doğru hızla koşmaya başladı bile! Şöyle ki:
Kendimizi başarısızlıklarımızla beceriksizliklerimiz nedeniyle kıyasıya eleştirebiliriz!..
Kendimize “ne biçim bir toplum olduk” diyerek serzenişte bulanabiliriz!
Kendimize biz “zaten devlet olamadık ki adam olalım” diyebiliriz..
Kendimizi, hâlâ kuramadığımız düzen nedeniyle illegal olayların toplumu olduk diye bakıp bakıp kınayabiliriz..
Kendimize neden kanserden kırıldığımıza, trafik kazalarında öldüğümüze bakıp bakıp acıyabiliriz.
Kendimize neden yeterince üretmediğimizi, ihracatımızın ithalatımızdan kat be kat fazla olduğuna bakarak ne olacak bu hallerimiz diyebiliriz!
Kendimizi kırk yıldır sürüp giden siyasi soruna çözüm bulamadığımız için yargılayabiliriz.. Falan..
FAKAT Tüm bu olumsuzluklarımıza karşın artık Kuzey’in mutlak sahibi olduğumuzu da biliriz.. Ve biliriz ki geçen yıllar itibarıyla değil.. “Her gün” diyeceğimiz bir süreçte, Kuzey’in her karış toprağına az veya çok fakat bizim olan terimizi akıtıyoruz.
Her gün az veya çok bu Kuzey yurdunda daha çok büyüyor, yapılaşıyor, kalıcılaşıyor, gelişiyor, çoğalıyoruz…
HEM de sana karşın komşu! Ambargolarına karşın! Bir gün Kuzey’e egemen olma isteklerinde çevirdiğin siyasi dolaplara karşın! Mahvolmamızı beklemene karşın! Türk halkına reva gördüğün zulme karşın! Paylaşmasını bilmemene karşın! Hâlâ Enosis hayaliyle yaşamana karşın!
HİÇ şüphen olmasın ama! Bir gün “ilahi adalet tecelli eder!” Bırak Kuzey’e sahipliği, Güney’e nasıl tutunacağının bile karalar bağlamış düşüncelerinde biçare kalırsın! Çünkü bu dünya “etme bulma dünyasıdır!”
**********
İRSEN KÜÇÜK’ÜN ARDINDAN..
Bir devrin Politikacısıydı. Onu önce yeğeni Mehmet Küçükle, ailesi tarafından öğrenci olarak gönderildikleri Namık Kemal Lisesi’inde tanıdımdı. (Lefkoşa’da yaramazlık yapıyorlarmış. NKL’sinin müdürü Şakir Soykal’ın da sertlikte namı çıkmış öğrencilere göz açtırmıyordu. Ayni zamanda Dr. Küçük’ün (galiba) yeğeni bir hanımla evliydi, dünürdüler yani. İrsen’le Mehmet’i de “eti senin kemiği bizim diye naklettilerdi NKL’e!)
İRSEN Küçük siyasetin şah damarında atan bir aileden gelmesine karşın uzun süre mesleğinden kopmadı, dernekler birliklerle oyalandı, fiilen politikaya da geç başladıydı..
1976’da Nejat Konuk hükümetinde Tarım ve Doğal Kaynaklarla Enerji Bakanı oldu. Sonrasında da Sağlık Bakanlığına atandıydıAllah rahmet eylesin.. Bakanlığı süresince Bozkurt gazetesindeki “Köşemde” en çok eleştirdiğim Bakanlıklardan biriydi “Tarım bakanlığı!” Dolayısıyla o yıllarda ve Bozkurt gazetesinde yazabileceğim kadarlık dozuyla “konularımın” başını hep İrsen Küçük çekerdi.
Fakat bugün düşündüğümde anlıyorum ki kıyasıya eleştirdiğim Tarım bakanı İrsen Küçük demek ki eleştirilecek kadar “icraatların Bakanıydı!”
OYSA: Şimdilerin Sn. Tarım Bakanını da tenzih ederek yazıyorum, geçen yıllar içinde “olumsuz yanlarını” bile eleştireceğimiz bir tarım ve hayvancılık sektörü kalmadı! Nitekim geçen gün en taze haberiyle öğrendik ki hayvan popülasyonu son 4 yılda yüzde 5.24 oranında azaldı! Yani deniyor, dört yılda 40 bin hayvan kaybı var!
İRSEN Küçük henüz devletin yeni kurulduğu o yıllarda en azından Tarım sektörüne bir devinim kazandırmış, ivme katmıştı. Öyle bugünkü gibi ne çiftçi köylü ne hayvancı yollara düşüp avaz avaz bağırarak “destek paraları” istemezlerdi! Ki İrsen Küçük tarım sigortasını kuran, ilk kez Kuraklık paraları dağıtan Tarım Bakanı olduydu..
ÜSTELİK 1974’ün hemen sonrasıydı ve KKTC de ilan edilmemişti. Federe Kıbrıs Türk Devleti şemsiyesi altında ancak 1974 yangınının enkazı kaldırılıyor, Güzelyurt’taki Nsrenciye bahçelerinin nasıl sulanacağı öğreniliyordu!
BEN hep yazarım. O yıllar devletin kuruluş yıllarıydı. Zordu, meşakkatliydi, fedakârlık gerektirirdi.
Bir yandan TC’den sürekli, Kuzey’e kitleler halinde nüfus akıyor, öte yandan “imar iskân rehabilitasyon” gibi vatanın yeniden yapılanmasına yönelik planlamalar yapılıyordu. Fakat çoğu zaman karmakarışıklık önlenemiyordu.
BANA mı öyle geliyor yoksa öyle miydi bilemiyorum.. O yılların “yöneticileri” gerçekten de fedakârdılar.
İrsen Küçük de o insanlarımızdan biri olarak gelip geçiverdi siyaset dünyamızdan. KKTC’de bağcılık sektörünü yaratmaya çalışan Bakan’dı. Başaramadı.. Fakat her şeye karşın Narenciye sektörünü ayakta tutmayı başardıydı.. KENDİSİYLE mesela Nejat Konuk döneminde “yemeler içmeler, sohbetler toplantılarla geçen akşamlara günlere karşın uzun boylu konuşamadıktı.. Fakat gazeteci olarak bir iki toplantısına katılmıştım. Birbirimizi nerde hangi vesileyle görsek (malum eleştirilerimden dolayı) birbirimize ellerimizi uzatıp tokalaşırken, “seni gidi seni” dercesine gülüşerek bakardık!
Allah’ın rahmeti İrsen Küçük’ün üzerine olsun.. Ailesine başsağlığı dilerim.
































