Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İki komşu olarak yaşamak

1960’dan beridir Türkiye ile Yunanistan fiilen; İngiltere ise Sömürgesi döneminden kalma bağlantı ve anlaşmalarla adadır.

Fakat yine 1960 KC’i ahkâmlarına göre adanın tek tanınmış, dolayısıyla meşruiyeti BM’ler ve AB tarafından  kabul görmüş olan Güney’deki Rum devletidir!

Kırk beş yıldır devam eden bu siyasi garabettir ki adada kalıcı çözümü imkânsız hale sokmuştur!

“ben adanın devletiyim” diyerek kendi başına  siyasi irade gösterisi  yapan Rum tarafının “sineği” bile Türk devletinin izni olmadan Kuzey’e geçemez!

İşgal altında olduğunu iddia ettiği Kuzey’e müdahale edemez!

Türk halkına posta koyamaz, sınırlarını geçişlere kapatamaz!

Dolayısıyla Türkiye’nin Kuzey’de  kalıp kalmayacağına, kalırsa ne yapıp ne yapmayacağına, Türk halkı ile siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerine.. Karışamaz, müdahale edemez…

Yani “ben adanın sahibiyim, tek tanınmış devletiyim” diyen Güney Rum idaresi için “Kuzey” yoktur..

Çözüm olmadan da ancak Güney kadardır!

Bu yalın gerçeği de bu koşullarda “Rum’la masada çözüm sağlamanın mümkün olmadığını söylemek için hatırlattım!

ÇÜNKÜ:  Rum tarafının istediği  “federasyon” (bugün egemen olamadığı Kuzey’e karşın) Tüm Kıbrıs’ın tanınmış devleti oluşundan kaynaklı “siyasi üstünlüğünü,” Kuzey ile  paylaşmak değildir! Paylaşıp Kuzey’i de tanınmış bir dünya devleti haline getirmek hiç değildir!

DÜŞÜNÜN ki Annan planına onca kazanımlarına karşın sırf bunun için “hayır” dediydi çünkü hem Türk tarafı ile adayı paylaşıyordu hem de devlet  yetkilerini!

Artı Türkiye’nin garantörlüğünü de kabul etmek zorunda kalıyordu!

Bugün yine çözüm için ayak sürüyorsa, “siyasi eşitliği” kabul etmiyorsa ve BM’lerin Guterres’ine sığınıyorsa; biline ki tüm hesapları her zamanki gibi adanın tek devleti oluş üstünlüğüyle,  Türkiyesiz bir çözümü sağlamaktır.

BU gerçekler ortadayken ve zaten adada çoktan iki devlet oluşmuşken, tek seçenek  “iki ayrı devlete dayalı çözümdür..” İki komşu olarak yaşar gideriz!

**********

BİR TUHAF EKONOMİ

1974’den sonra Rum’dan kalma 4 yüzün üzerinde irili ufaklı “hafif sanayi tesisinin” de sahibi olduktu.

İçlerinde “sünger fabrikaları” da vardı elli altmış makinelik konfeksiyon atölyeleriyle küçük çapta elektrikli araçlar üreten işyerleri de…

TC’den de ilgili işinsanları geliyor, bu tesisleri geziyor bilgiler alıyorlardı. (Ki hisarlardan indikten sonra Mağusa’da  kurulan enformasyonda bir iki arkadaşla bu gezdirme tanıtma görevini yaptıydım.)

Sonradan bu tesisler “sanayi holding” adıyla üretime geçirildilerdi.

O günlerin karmaşasında, “eğer ter dökmeden bir servetin sahibi olursanız, kıymetini bilemez batırır mahvedersiniz” gerçeğinde kısa sürede hepsini de yağma Hasan’ın böreği durumuna düşürüp batırdıydık. Geriye hatıraları kaldıydı!

BUNA karşın hiçbir işe yaramamış olsa da “sanayi alanındaki girişimin” fitilini ateşlediydi..

Neler yapılmıyordu ki özel sektörde? Kaplama araba lastiklerinden akü’lere (“Atik” markasıyla) Makarna’dan yemeklik yağa, inanılması güçtür ama ta Amerikalara kadar ihracat yapan “konfeksiyon üretimlerine” kadar..

AHMET Sanver’in (işinsanı) bu konuda yayımladığı  kitaplarından öğreniyoruz, 1963 öncesinde başlayan “sanayi heyecanı” sonrasında da devam etmiş ve pek çok “ürünlerle” ilkler yaşanmıştı..

Elbette bugünle mukayese edilmeyecek kadar “küçük” olan bu sanayileşmenin yine  de Kıbrıs Türk halkının bazı ihtiyaçlarını karşılaması yönünden  büyük önemi vardı..

Sonra bıçak gibi kesildi, hepsi de battı! Çünkü TC’den sınırsız bir ithalat furyası başladı.. Kimseler o daha büyük sermayenin önünde duramadı, tesislerini  kapattı!

BUGÜNE dönüyorum. KKTC de İşler yürüyor, tekerlek dönüyor gibi gözüküyor. Tam öyle görmeye başlıyoruz ki  Başbakan Erhürman açıklamasında diyor ki “1 milyar 800 milyon dolar ithalatımıza karşılık, sadece 100 milyon dolarlık ihracat yapıyoruz…”

YANİ üretmiyor dolayısıyla satamıyoruz. Peki nasıl yaşıyoruz?

Ki ayni zamanda  dar gelirli kıt kanaat geçinmeye çalışan insanlarımız vardır! Evsiz barksızlarımız vardır! Ya onlar nasıl yaşamaktadırlar?

FAKAT  “Battık, mahvolduk feryatlarına karşın bakıyoruz ki yılda 1 milyar 800 milyon dolarlık ithalat gerçekleşirken, ancak 100 milyon dolarlık ihracat yapmışız!.         Eee! “Onca feryat sahibi insan nerede? Hangi üretimde hangi iş yerinde” diye düşünmez misiniz?

Ki bakarsınız tarlada bahçede yoklar? Fabrikalarda inşaatlarda yoklar! (Olanlar TC ile 3. Ülkelerden!) Memur sayısı ise  belli!

Kısaca  memleketin bir yarısı memur, diğer yarısı ithalatçı..

…Sonra da şaşıralım mı “milyar dolarlık ihracata karşın 100 milyonluk ithalata?

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (LİYAKAT MESELESİ!)

Kamu görevlileri Yasa Tasarısı yavaştan ortaya çıkıyor. Henüz tamamını inceleyemedim ama bize takdim edilirken deniyor ki “bu kez  “liyakat” öne çıkarılacak.”

Güldüm! Çünkü Bu “liyakat” kelimesi bizde çok tuttu da ne? Mesela soralım:      Bu “liyakat” dediğiniz “partili mi olacak partisiz mi?” “Bağımlı mı olacak bağlantısız mı?”

Diyorsanız ki “hem partisiz hem de bağlantısız olacak,” peşin yazayım: Bu memlekette öyle bir Zümrüdü Anka kuşu yoktur, Kaf dağının ardında arayacaksınız!