Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Diyaliz makinesindeki Türk halkı!

Daha iyi anlatabilmek için “bizim gibisi siyasi sorunlar” diyeyim:

Şöyle ki “ne insanidir ne hissidir!”  Çözüm arayışlarını bu kelimelerle izah edemezseniz! (Ha olabilirdi! Fakat  karşınızdaki “Rum toplumu” ise hissiyatın “h”sini bile kullanamaz, “insan kardeşliğinden” söz edemezsiniz!

Çünkü bilirsiniz ki Güney’deki Rum toplumu yanına “anavatanı olan Yunanistan’ı da alarak tüm ada egemenliğinin sahibi olacağı bir çözüm peşindedir.Çözümün “muhatabı” durumundaki Türk halkı ise  Rum-Yunan “ideasının” önündeki en büyük engeldir.

NİTEKİM 1960’lardan beridir Makarios’lu Rum liderliğiyle başlayan adaya egemen olmak arzusu, yığınla kanlı kansız olaylarla günümüzde Cumhurbaşkanları Anastasiadis  liderliğine kadar gelirken; sonuçta bin bir gece masalları gibi müzakereler sürecine sokulan “siyasi sorunun çözümü” adlı  tiyatro oyunu, kapanan her  perdesinin ardından açılan yeni  perdesiyle devam ediyor!

Buna karşın hiçbir perdede “son” yazmak mümkün olmadı! Ki bu gün de aralıklarla devam ediyor!

FAKAT nasıl? Nesillik  miras gibi! Kuşaktan kuşağa, ellerden ellere, çözümsüzlüğün  hayal kırıklıkları içinde devredile devredile, “tam da çözüyorduk” denile yazıla!..

Ki artık müzakere masasından müzakere masasına taşına taşına kırılmadık, fıcırığı çıkarılmadık, iğfal edilmedik  yanı kalmayan “sorun” KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı ile Anastasiadis’in yetki ve sorumluluklarında! Birisi “mangal maşası der, diğeri hamam tahtası!”

SON gelinen yerde ise  Akıncı için olmazsa olmaz “siyasi eşitlik” olarak belirirken, Anastasiadis içinse  adada çözüm olacaksa ne “Türkiye” olacak ne siyasi eşitlik!”

Çok kısaca tarafların görüşleriyle ne istedikleri  belirginleşmesine rağmen,  hâlâ birbirlerini ikna etmek üzerinde gelişen müzakerelerin  peşinde koşuyorlar!  “Çözüm” olasılığı uğruna zaman öldürüyorlar!

Rum tarafının tabi ki kaybedecek bir şeyi yok kaybetmiyor! Fakat  Türk tarafı “çözümsüzlüğün” tanınmamışlığına hapsedilmişliğyle ancak Türkiye’nin diyaliz makinesine bağlanmışlığıyla hayatını idame ettiriyor! Daha kaç yıl böyle yaşamaya mahkûm kalacak ki?

**********

DEĞİŞİMLERE AÇIK KARARLAR!

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çeler “Yerel Gücü istihdamının Desteklenmesi Tüzüğünü” geçirmek isterken şöyle diyor. “Bu amaçla kullanılacak 200 milyon TL var. 8-10 bin kişiye ödeme  yaparız!”

Açıklama  başıma balyoz gibi vururken ağzımdan gayriihtiyari, “para bittiğinde ne yapacaksınız” lafı çıktı!

ÇÜNKÜ  bu ülkede her şey güzel başlar! Heyecan büyüktür!..  Hatırlarız rahmetlik Kotak 1970’lerde memleket kooperatifçiliğini yeniden ayağa kaldırır ve ve “ekonomik kalkınma sistemi” olarak  devreye sokarken, iki bağ maydanoz üreten köylerde bile “kooperatifler” kurulduydu.. Kentlerde her mahallede bir tüketici koop. bakkaliyesi açıldıydı!

Sonra? Şimdi tu baştan gelsin “kooperatifçilik” kampanyası var! Çünkü ne kadar kurdularsa  o kadar da yıktılardı!

BİR taze örneğini daha vereyim ki tartışması bitmedi!

Dome Otel “çalışanına” devredildiğinde “işte dedikti, çalışanın çalıştığı işyerine sahipliği..”

Ki çok önce oluşan Kıbrıs Türk Limanlar Şirketi” de vardı,  battı gitti  kadavrası kaldı yadigâr!

Yani diyorum, bir Dome Otelin çalışanını bile kurtarıp sırtaramayan böylesi düzende, kısaca “özel sektör” çalışanını, “işvereni” karşısında güç durumlara düşürmeden; “işvereni” de mağdur etmeden, siz bu “yerel işgücü teşvikini” gerçekten başaracak mısınız?

Ki yarın seçim olsa “koalisyonunuz” darmadağın olacak! Artı unutulmamalı: Bu memleket çıkarılan “değişiklik yasaları”  nedeniyle “yasalar mezarlığına” dönüştü!

HA işçinin sendikal ve hakçasına yaşamı mı?  İnsanlık daha ölmedi! Kim karşı çıkabilir ama “eğer yasal haklara rağmen işçi kesimi hiç yabancısı olmadığımız istismar sonucu, “işverenle karşı karşıya getirilirse” bundan en büyük zararı “KKTC” görecek!

Bu nedenle “alınmak istenen kararları “iktidar partilerinin” popülist tutumlardan ciddiyetle ayırıp ayıklanması gerekir eğer gerçekten “işçinin insanca yaşam ve refahı gözetliyorlarsa…”

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (KAMU GÖREVLİLERİ…)

Nihayet beklenen gün geldi! Yılan hikâyesine dönmüş, “Kamu Görevlileri Yasasının” taslağı Komite’den geçti..

Önce “iyi oldu” diyelim. Ancak söz hakkı büyük olan KTAMS  başkanı Güven Bengihan bizim gibi düşünmüyor! Diyor ki bu “taslakta suiistimale açık maddeler” vardır.. (Zaten KTAMS’ı ret oyu verdi. Tabi ki tasarı tartışmaya açık, tartışılsın diyoruz..)

Ben Bengihan’ın açık seçik “kamudaki verimliliğin düşme nedenlerini”  ortaya koyduğu donelerini aktaracağım Köşeme:

Diyor ki Bengihan “Kamudaki verimliliğin” düşmesinin nedenleri şunlardır..

“Siyasetten arındırılamaması!.. Üçlü kararnamelerin devam etmesi!..  Müdür ile müsteşarların siyasi atamayla olması!.. Sistemin hiçbir bilgi, beceri ve liyakate dayandırılmaması!..”

Bunlara eklemeler yapılabilir de doğrusu sorunlara vurulan neşter tam isabet diyorum.

Kamu Görevlileri ve “hizmetleri” eğer beklenen faydayı ve randımanı veremiyorsa  bunun gerçekten büyük nedeni, “memur kesiminin halkın değil, siyasilerin hizmetlerinde olmalarıdır!” Gelip giden hükümetlerle kendi bünyelerinde parça körçe kamplara ayrılarak sürdürülen “iktidar-muhalefet” tatsızlıklarına alet olmalarıdır!

Memur elbette siyasi iradesinin hakkında olacak ama “asli görevine” yansıtarak değil! Makam terfi çıkarı için hiç değil!