Her yeni sorun, boyundan büyük tartışmalara sebep oluyor günümüzde.
Yetkililer kızıyor, “Her kafadan bir ses çıkıyor, bilen de konuşuyor, bilmeyen de… Herkes mühendis, herkes doktor…”. Öyle aslında.
Bunun bir sebebi, internet ve sosyal medya çağının getirdiği “vatandaş gazeteciliği”… Her bir vatandaş, her konuda görüşünü kitlelere ulaştırabilme olanağına sahip. Kötü bir şey denebilir mi? Değil sanki.
Ama KKTC örneğinde iş kısa sürede rayından çıkıyor. Her sorun kutuplaşmaya, çatışmaya dönüşüyor.
Merak ediyorum, acaba başka ülkelerde de mi böyle?
Tüm vatandaşlar her olaydan haberdar olup, avaz avaz bağırıyor mu? Sosyal medyayı bizim gibi kullanan var mı?
Mesela, bir İsviçre vatandaşı, ülkenin sorunlarıyla bu kadar ilgili mi? Sorunların çözümüne bizim kadar kafa yorar, zaman ayırır mı?
Hiç sanmam. 6 ayda dönüşümlü başa geçen cumhurbaşkanını bile tanımıyorlar…
Bunu hep düşünmüşümdür.
Eskiden kahvelerde bir gazetenin başına toplanan insanların yaptıkları tartışmalarının bir devamı mı bu, hani Evkaf’ın su meselesi gibi. Yıllarca cemaatin dilinde gezen….
Yoksa eskisine göre daha fazla mı dertliyiz?
Genç bir mimar arkadaşım var, Aytaç Ali Baklacı.
Ülke sorunlarını kendine dert eden aydın gençlerden. O da sosyal medyadan tepkilerini zaman zaman dile getirip, feryad edenlerden.
Önceki gün yaptığı bir paylaşım çok hoşuma gitti. Tam da aradığım soruların yanıtı gibi geldi bana.
Bakın ne diyor Baklacı;
“Neden her konuda bu kadar çok konuşuyoruz?
Neden her konudan bu kadar anlamak zorunda kalıyoruz?
Sanırım 2 sebebi var:
Eğitim kalite düşüklüğü ve buna bağlı GÜVENSİZLİK….
Hepimiz her türlü sorunu konuşup, çare üretmek durumunda hissediyoruz.
Çünkü herkes hukukçu, doktor, öğretmen, ekonomist, inşaat mühendisi, mimar ve her alandaki ünvanların yetkinliği konusunda şüpheler taşıyor.
Ve büyük oranda maalesef haklıyız.
Devlet mekanizması ve özel sektörde yer alan bu etiketlilerin tam profesyonel olmadığı veya yetersiz kaldığı çok bariz bir şekilde gözlemleniyor ve güvensizlik ortaya çıkıyor.
Bu güvensizlik dilimize vuruyor…
Ha bire konuşuyor ve kendi kendimize çareler üretiyoruz.
Ama sonuç yine de değişmiyor.
Huzursuz bir toplumuz…”.
Sanırım yanıt bu; güvenmiyoruz.
Karşımıza çıkan sorunları devlet mekanizmasının, bürokrasinin ve siyasi iktidarların çözeceğine güvenemiyoruz.
Çağdaş devlette insanlar, hangi iktidar gelirse gelsin, ülkenin temel işlerini olması gerektiği gibi yapacağından emindirler. Biz emin değiliz.
Ortada güven veren bir otorite olmayınca, hem toplum bölünüyor, hem de “doğru” bir türlü gerçekleşmiyor.
Onun için de avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz..
YERİN KULAĞI VAR
BİLE BİLE LADES:
Hükümeti anlamakta zorlanıyorum. Günler önce UBP ve YDP’nin karşı çıktığı “vicdani red yasasını” Meclis’e getireceklerini açıkladılar. Ama toplantı gününde, nisabı muhalefetin sağlamasını beklediler. Kaç kezdir böyle oluyor ama hala öğrenemediler. Kardeşim Pazartesi ve Salı günleri hiç bir vekil veya bakanın yurt dışına gitmesine izin vermeyeceksiniz, eğer verirseniz de bile bile lades olayı kabul edeceksiniz…
İLK TEPKİ KOYANLAR ONLAR:
Vicdani red konusunda en sert tepki gösterenlere bir bakın. Hepsinin de ya çocuğu, ya da kendisi ya askerlik yapmadı, ya da parasını ödeyip askerlikten yırttı. Ama bugün ellerine bir fırsat geçti ya, tepe tepe kullanacaklar. Aslında isim isim yazıp bunları deşifre etmek lazım ama boşverin. Hatırlayın, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu konusunda da mangalda kül bırakmayanların ilk pasaport alanlar arasında olduğunu öğrenmiştik…
KOMİK OLUYORSUNUZ:
UBP Güzelyurt milletvekili Pilli, “hükümet narenciyeyi batırıyor” demiş. Sanki, narenciye bırakmıştınız da batması kaldı. Birçoğu bahçelerini arsaya çevirip kısa yoldan köşe dönmek istedi. Gerisi de UBP hükümetleri döneminde kurudu gitti. Sizi duyan da ülkeyi ayakta tutan narenciye sanacak.Tamam muhalefet yapın da, geçmişi de bir hatırlayın, sonra komik duruma düşersiniz…
ARTIK GÜLÜYORUM:
Şu Anastasiadis’in pişkinliği ne kadar sinir bozucu. Uzlaşmaz tarafın kendisi olduğu o kadar açıkken, durmuyor, her türlü saçmalığı, yalanı söylemeye devam ediyor. Çünkü ona o cesareti veren var. Demiş ki, “ülkeyi üçüncü bir ülkenin oyun alanına dönüştürecek bir çözümü kabul etmeyeceğiz”. Vay yahu… Sanki Kıbrıs adasını üçüncü ülkelerin maymunu yapan kendisi değilmiş gibi. Okudukça gülüyorum artık, yapacak bir şey yok..
.SÜRPRİZ OLUR MU?:
Rum Dışişleri Bakanı Hristodulidis, görüşmelerin başlamayacağını gösterecek olan “referans şartlarının”, BM Genel Sekreterinin özel danışmanı, Ocak sonu adaya gelmesi beklenen bayan Lute tarafından hazırlanmaya başladığını iddia etti. Anastasiadis’in açıklamalarından sonra “referans şartları” için yeni sürprizlere hazırlıklı olmalıyız…
KUMARCILAR GELMEYİNCE:
Otellerin doluluk oranı yüzde 52’lerde kalmış. Bir diğer ilginç tesbit de, casinosu olmayan otellerin, casino otellerinden daha çok doluluk yaşaması. Türkiye’nin durumu bizden kötü, hal böyle olunca da kumar için gelenler de azalmış. Eskiden otellerin doluluk oranını yükselten demek ki “kumar turizmi”ymiş. Ve son bir not; KKTC’ye 11 aylık sürede gelen 1 milyon 600 bin turistin 1 milyon 256 bin 708 kişisi Türkiye’den gelmiş… Ne oldu o ülke ülke boy gösterilen fuarlar acaba?
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: “Vicdani ret, vicdanın turnusol kağıdı oldu. Kendisi, evladı bedelli askerlik yapanların bu olaya vatan millet diyerek karşı çıkmaları çok ilkel. Bedelli askerlik yasası UBP ağırlıklı Meclisten geçti. Bunu para ile devletin içine nifak sokuluyor diye yansıtmamıştık Ağzından çıkanı kulak duymalı. Para vicdanı örtüyor ret kelimesi gelince vicdan öne mi geliyor?”…
DİPTEKİLER
Yorumsuz: “Lefkoşa nın göbeği kumsal parkta kadınları taciz eden, bir kadının üzerine yürüyüp yere düşmesine neden olan yabancı uyruklu bir sapık, bizim gençler tarafından yakalanıp polise teslim edilmiştir”… Ülkenin getirildiği hal bu. Kına yakabilirsiniz…
































