Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

O dönemler

Sene 1865.

Kıbrıs Başpiskoposuna “İmparatorluk Beratı” verilir.

45 maddeden oluşan beratın 20’inci maddesi şöyle:

“Başpiskoposun yetki alanındaki kiliselerin, tüm vakıf mülkleri, bağlar, bahçeler, çiftlikler, tarlalar, otlaklar, panayırlar, kutsal pınarlar, hayvan sürüleri ve diğer kilise mülkleri bütünüyle adı geçen Başpiskoposun efendilik ve kontrolü altında olacak, hiç kimse müdahale etmeyecektir.”

O dönemler fetihçi taraf Osmanlı İmparatorluğuydu; lütfedecek olan da oydu!

Lütfetmişti…

Günümüzde sürdürülen görüşmelerde bu “İmparatorluk Beratı” işe yaramaz kuşkusuz!

Ama nihayetinde hukuki bir belgedir, sağı solu karıştırırken rastladık, köşemize de aktaralım dedik.

Mülk meselesi konusunda günümüzdeki politikalar daha fetihçi bir zihniyete mi sahip?

Bağlara bahçelere ve tekmil her yere tapu verildiğine göre?

Beratın tümünü okumak isteyenler Galeri Kültür Yayınları arasında yer alan “Excerpta Cypria, Kıbrıs Yazıları, MS 23-1866” adlı kitaba bakabilir…

Bilenler bilir, söz konusu beratta Hıristiyan ahalinin evlilikleri konusunda da düzenlemeler bulunmaktadır.

7’inci madde şöyle:

“Bir Hıristiyan kendi dini usullerine göre evlenmek veya boşanmak istediğinde, Başpiskopos veya muavinleri bizim yüce kararımız veya basit bir mektubumuzla kendi işini yapacak ve başka hiç kimse bu işlere karışmayacak veya müdahale etmeyecektir.”

Gün geldi, Kıbrıs meselesi şimdiki halini aldı ve şimdi de komşu kendi komşusunun evliliklerine taktı!

Kim kiminle evlendi buna bakıp vatandaşlık veriyor!

Bazan fetihçi olmaya gerek kalmıyor!

Hatta, ya bir de olsaydı diye ürkütüyor!

Yazar William Turner 19. Yüzyılda adaya gelir ve adanın hemen her yerini dolaşır.

Larnaka’dan Baf’a kadar.

Rehberi İbrahim adındaki Türk’tür.

Daha sonradan izlenimlerini kitaplaştıran Turner bir anısını şöyle anlatır:

“Larnaca’ya yaklaşırken, eşek üzerinde dört Grek köylüyle karşılaştık. İlki geçerken bizi ‘iyi akşamlar’ diye selamladı. Fakat o da ne? İbrahim elindeki sopasıyla adama vurup, ‘annaseny s.kdem’ (Türklerin kızınca ya da aşağılamak için ettikleri küfür) dedi. O ve diğer üçü hemen eşeklerinden indiler. Ben İbrahim’e adama neden vurduğunu sorduğumda, yanından geçerken eşekten inmediği için vurduğunu söyledi. Daha sonra burada her reayanın yüksek mevkiden bir Türk’le karşılaştığında eşekten inmesi gerektiğini öğrendim…” (Aynı kaynak)…

O dönemler böyleydi!