İç içe geçip insanın hayatına kelepçeler gibi takılan o “felaket yılları” artık düşünemeyeceğimiz kadar çok mu gerilerde kaldı? Yoksa ve hâlâ oynaşmaktalar mı beyinlerimizde?
1963’de Kanlı Noel’le birlikte başlayan toplumlar arası çatışmalardan söz ediyorum.
Hani gündüzlerimizle gecelerimizin.. Yazlarımızla kışlarımızın.. Karanlıklarımızla aydınlıklarımızın birbirine karıştığı o “mücadele yıllarından!”
Gençlerimizin Erenköy’de “ölüm kalım savaşı” yaptığı yıllardan!
Genç yaşlı, tümden mücahitlerimizin ayaklarının bastığı, ocaklarının tüttüğü, ekip biçtiği topraklardan söz ediyorum.. “Evimiz yerimiz” dedikleri için vatan bildikleri topraklara kanlarını akıtan şehitlerden söz ediyorum..
Günü geldiği için uğruna öldükleri topraklarından.. 1963 Kanlı Noel ile başlayan Rum saldırılarından söz ediyorum…
…AZ biraz sonra yeni bir yıla gireceğiz.. Bir kez daha takvim yaprakları değişecek. 2018’in yerine 2019 girecek.
Bileceğiz ki on iki aya böldüğümüz zaman dilimleri bizim marifetimizdir. Oysa zaman sonsuzdur! Biz yokken de vardı.. Yine olacak uzay dediğimiz bu sonsuz alemde..
Fakat bugün öyle bir yolculuğa, “zamanda yolculuğa” hiç hazır değilim. Bu nedenle yine geçmişe bakacağım. Yukarıda sözünü ettiğim “Kanlı Noel” dediğimiz o “meşum yıllara döneceğim!”
…İLK defa korktumdu! Çünkü ilk defa sezip gördümdü ki insan hayatında “yaşam” kadar “ölüm” de birlikte ve yoldaşça devam etmekte. Hem de el ele, kol kola, gönül gönüle!..
Vakta ki Rum saldırıları başladı, kalebent kaldık Mağusa surlar içinde.. Şansa kalmış ölümle yaşamlarımızı düşündük.. Ya var olmak yada yok olmak!
Yazı tura attıktı! Attık ki kalıcılığımıza, varoluşa, ebediyete…
…ARADAN yıllar yıllar geçti! Çalınmış hayatlarımıza, yitip giden geleceklerimize, ödediğimiz ağır bedellere karşın…
Mesela ben işte o “felaket yılları” dediğim “kanlı Noel” ve sonrası dönemlerdeki kadar eğlenmedimdi! Yiyip içmedimdi! Hayattan hiç o yıllardaki kadar zevk almadımdı! Bir daha havalarda hiç o günlerdeki kadar uçmadımdı!
…ANLATAYIM efendim:
Rum saldırıları nedeniyle Mağusa surlar içinde kalebent kaldıktı ya.. Mücahitlik, “habercilik” falan derken.. Bir gün baktık, “yar bana bir eğlence” diyerek vururken tefe, çıkageldi bizim Karagöz efendi.. Karagöz gelir de usumuza neşe mi gelmez beraberinde?
Öyle oldu! Önce antrepo olarak kullanılan Buğday Camisi’ni temizleyip sonra “Sanat Severler Derneği” haline getirdikti arkadaşlarla..
Mağusa halkı kalebent, Mağusa halkı kuşkulu, çocuklarının telaşında! Rum sarmış her tarafı kuş bile uçamıyor dışarıya!
Oysa Mağusa surlar içi ahalisinin morale, yaşama gücüne ihtiyacı var..
…Ve Sanatseverler derneğinin o devasa mekânında 1965 yılına girerken hemen tüm mağusalıların katıldığı bir halk balosu yaptık ki tadı hâlâ damağımda…
Kendi caz topluluğumuzu kurduyduk.. Kendimiz çaldık kendimiz oynadıktı…
Yıllar sonra anladımdı ne kadar doğru olduğunu: Hani “birlikte ölüm bile tatlıdır” derler ya.. Öyleydi gerçekten.. Bir adım ötemizdeki Rum’un ense kökümüze dayalı namlusunun ucunda, işte o balo yaptığımız gece, ölüme nanik çektiydik! Hiç bu kadar eğlenmediydik o baloda eğlendiğimizce..
ŞİMDİ düşünüyorum da demek an kala ölüme yada esarete, insan böylesi çılgınlar gibi eğlenerek de meydan okuyabiliyormuş kadere..
Çok uzun yıllar geçti.. Bazen düşünsem de ne kadar olduğunu, artık özgür ve egemen bir toplumuz.. Artık “yeni yılların” gelişini beklemiyoruz eğlenmek için..
Müzakerelerle çözüm umudundan başlayarak hayatımızın her anı eğlence!
Allah eksik etmesin de ben o “kalebentlik” yıllarımızı özlerim bazı bazı.. Türk halkı mefkûre sahibiydi. Ne yapacağını bilirdi..
…HER neyse kimileri için çirkinliktir güzellikler. Kimileri için güzelliklerdir çirkinlikler. Vakta ki hepimiz için “güzel olur güzellikler” ve çirkinse çirkinlikler… İşte o zaman bulacağız keyfimizle neşelerimizi..
Yeni yılınız kutlu olsun efendim..
































