44 yıldır “Çözümü” Rum tarafının inisiyatifine bırakmanın faturasını, bitmeyen “siyasi sorun borcumuz” olarak ödemeye devam ediyoruz! Faizleri de bedava!
Mesela AB tarafından KKTC’e yönelik sürdürülen ekonomik ambargo!
Mesela “devlet” olduğumuzu ilan etmemize karşın hâlâ “tanınmamış” olmanın yanı sıra, Rum’un diline pelesenk “sahte devlet” oluştan kurtulamama!
Mesela uluslar arası ilişkilerden yoksunluk..
Limanlarımızdan kalkan uçak ve gemilerimizin TC’den öte demir atacak limanı olmaması!
- Ülkelere ürünlerimizi ulaşımda olduğu gibi TC üzerinden yapmak zorunda kalışımız!
BM’lerin ekonomik ve kültürel yardımlarından yeterince yararlanamama!.
2004’de referandumla Annan planına “evet” dememize karşın hâlâ “hayır” diyen Güney Rumuna ezdirilmemiz! Vs…
HELE bak sen! Bu siyasi acze karşın üstüne üstlük bir de “dehşetengiz” “politikalar” yapmaz mıyız!
Mesela son dönemlerde saçma sapan konuşma ve önerileriyle kendi seçmenini bile şaşırtan Anastasiadis’i “acaba ne demek istedi” merakında sorgulayıp ciddi ciddi yorumlamaz mıyız?
“Acaba neyin peşindedir” diye merakımızdan çatlamaz mıyız?
Nasıl bir oyun oynadığının şifresini çözmek için kafa patlatmaz mıyız?
Ve uzunca süredir rötarı nedeniyle “acaba çözüm masasını ne zaman kuracak” beklentilerinde çatlamaz mıyız?
İŞTE Kıbrıs siyasetimiz!
Üstelik bu siyasetimize bir de “strateji” katıp mesela 2. Cumhurbaşkanımız Talat gibi “acaba Anastasiadis nereye koşuyor” diye sormaz mıyız?
E.Çetinel gibi “köşeciler” de tepki ve önerileriyle kendi toplumunu bile şaşkınlıktan ayağa diken yanardöner Anastasiadis’in açıklamalarına “manalar” yükleyerek hikmet aramaya kalkmazlar mı? Olmaya ki adam ikrara geldi de artık çözüm modeli olarak konfederal sistemi yatırdı kafasına demezler mi?
OYSA olay görmek istemediğimiz için görmediğimizce çok basit! Ki Makarios’tan bu yanadır Rum için Kıbrıs sorunu hiç değişmedi..
Kısaca Anastasidis de Rum toplumu da bu adanın sahipliğine taliptirler.. “Kanlı yada kansız!”
Hedef önce adayı Türkiyesizleştirmek, sonra Kuzey’e dönmek..
Sonrasının ise, Anastasiadis başta olmak üzere çok daha kolay olacağına inanıyorlar!
Ve biz bu “oyunu, oyunları” bozmaya değil, müzakerelerle masaya koymaya çalışıyoruz!
**********
KURUMLAŞMALAR VE SÜREGELEN KÖR DÖVÜŞÜ!
Vakti zamanında “köylere” bile belediye kurma hakkı tanındıydı! Tabi “verilen hizmetin giderlerini, bir köy ahalisinin hangi oranda karşılayabileceği düşülmeden! Nitekim gelirler giderleri karşılayamayınca da “gelin belediyeleri birleştirelim” dendi!
Önerenlerden biri olmama karşın sonradan düşündümdü! 27 Belediyeyi “şu kadar” sayıya indirseniz ne değişecekti? Eğer her belediyeye bağlı yerleşim yerlerine hizmet verilirken bu kez de daha çok araç gereçle personel gerekecekse!..
LAFIN kısası bırakın köy kasaba belediyelerini, kentlerin bile tutan tarafı kalmaz ve “işlevleri” sorgulanırken, bir merak da “ilçeler” konusunda yaşandı.
Ki 1960 öncesinde İngiliz’in dünyadaki sömürgelerinden süzdüğü yönetim sistemi içinde, Lefkoşa, Mağusa, Larnaka, Limasol, Baf ve Girne olmak üzere tüm adada altı ilçe merkezi ile bizim şimdilerde “kaymakamlık” dediğimiz altı “komiserlik” oluşturulduydu..
Peki hizmet? Bugünlerle kıyaslanmaz ama o günlerin “olanaksızlıkları” içinde saat gibi çalışan bir düzen ve hizmet anlayışı vardı!
OYSA 1974’den sonra, tüm Kıbrıs’taki nüfusun yarısından da az olmamıza karşın her halde siyasi mülahazalarla olmalı (Kıbrıs Cumhuriyetinden intikal sorunu) elimizde kalan beşini biz de “ilçe” olarak yönetsel sisteme kattıktı! Tutun ki Güney’den bir fazla olmalı! Bu ilçelerde de sonradan eklemelerle 27 belediye oluşturduktu!
Kısaca tüm bu “idari oluşumları” üstesinden gelemeyecekleri sorunlarla sarıp sarmaladıktan sonra yanlarına “yerel yönetimleri” de katarak “KKTC’e “işlev” değil, canına okuyacakları yetki ve sorumluluklar yükledikti!
BUNLARI dünkü Havadis gazetesinin manşetinde yansıttığı, “Lefke’nin ilçeliği tabelada kaldı” haberine takıldığımda anımsadım!
1974’den sonra “devlet” organlarımızı oluşturup elbette “kurumlaşacaktık!”
Fakat gerçekten bu “yerel yönetimler kurumsallaşmalarını” devleti yüceltip büyütmek, sosyoekonomik ve siyasi istikrar kazandırmak zorunluluğundan dolayı mı gerçekleştirmiştik?
Çünkü ve doğrusu bu “kurumlaşma” olayına bugüne kadar hiç mi hiç, “KKTC’nin yüce çıkarları için gerçekleştirildi” diyemedik!
Fakat UBP’nin o “popülist” kokulu “oy kaparozlama” amaçlı politikasından kaynaklandığını çok söyleyip yazdık!
NİTEKİM şimdi de soruyoruz: Bu tip kurumsallaşmaları gerçekleştirdik de memlekette ne değişti? İskele’yi “ilçe” yaptık ama bir imar iskân planını yapmadık, şimdi kıyasıya kavgasını yapıyoruz !
Girne’yi “ilçe” olarak elimizde bulduk ama şimdi ne diyoruz: “Keşke 1974’e geri dönebilse!” Mağusa gibi!
TÜM bu ağır aksak ve çarpık yapılaşmalara karşın eğer memleketi bir “ihtilal” yapıp tu baştan değiştirip yeniden kuramayacaksak; o zaman çoktan beridir lafını etmediğim rejim değişikliğiyle “Başkanlık Sistemini,” Başkanlık sistemi içinde de Rum tarafında olduğunca ulusal Konseyi ihdas edeceğimiz değişime gidebilmeyi düşünmeliyiz..
Yoksa: Hele bu seçim sistemleri ve hele bu “kurumlarla” KKTC’yi ne siyasi ne de sosyoekonomik yönden kurtarıp zaten çoktan karaya vurdu, yüzdürmek hiç mümkün olmayacaktır! Yani kör dövüşü devam edecektir!
































