Arkasına AB’yi, ABD’yi alan Anastasiadis, saçmalamaya devam ediyor.
Federasyon görüşüyormuş da, eğer çıkmaz olursa B planı o zaman gündeme gelecekmiş.
Halbuki daha birkaç hafta öncesine kadar, şu desentralizasyon dediği saçmalığı savunuyordu. “Federasyon modeli işleyebilir değildir, merkezi güçlü olmayan model tartışılmalıdır” falan demekteydi…
Baktı gördü, kendi içinden de, hem sağdan hem soldan tepkiler geldi, şimdi kıvırıyor.
Bunu hep yapıyor da, saçmalamanın dozunu da arttırıyor. Resmen aklımızla dalga geçiyor.
Dönüşümlü başkanlığı geri çekmiş. Önce kurulacak olan devletin “işleyebilirliği” kanıtlansınmış…
Federasyondan caydığını söylerken de bu “işleyebilirlik” masalını ortaya atmıştı zaten.
Yaptığı zig zagların haddi hesabı yok da, son söylemleri artık zıvanadan çıktığını gösteriyor.
Neymiş, doğal gaz meselesine Kıbrıs Türkleri de karışırsa, 74’deki gibi bunu da yağmalarlarmış.
Kendisi buna izin vermezmiş. Hatta bu mesajı Kudret Özersay’a da iletmiş…
Yeter artık. Okuduğumda ben çileden çıktım. Yoksa sadece ben miyim?
Anladığı dilden cevap vermenin zamanı gelmedi mi?
Farkında değil misiniz, aslında ne yaptığı çok belli.
Hedefi ayrılık ya.
Bunu gizleyerek, son zamanların moda deyimiyle subliminal mesaj veriyor. Yani bir şeyler söylüyor ama, hedefi ağzından çıkanlar değil, satır araları…
Kıbrıs Türk tarafında çözüm karşıtları çoğalsın, ayrılma yanlılarının sayısı artsın diye nefret üretiyor.
Çözüm karşıtları her iki tarafta da bu gelişmelerden memnun. Ayrılık yolunu birlikte kol kola yürüyorlar.
Ama ya çözüm isteyenler?
İki tarafta da insiyatifler kurup, toplantılar, eylemler, çalıştaylar yapanlar? Hedefi çözü olan siyasi partiler?
Niye onlardan Anastasidadis’in gittikçe patalojik bir hal alan bu söylemlerine hiç tepki gelmez?
“Bu kafayla ortaklık olmaz, olsa olsa ayrılık olur, senin dediğin nedir” diyen tek bir açıklama göremiyorum.
Varsa yoksa Türk tarafına suçlamalar.
Baksanıza kardeşim, adam çözümün önünde çelik gibi duruyor.
Neden ona sesiniz çıkmıyor?…
Bu pasifliğin hangi hedefe hizmet ettiği belli değil mi?
YDP AĞZINDAKİ BAKLAYI ÇIKARTTI…
Mahkemeler Bütçesi görüşülürken, YDP ağzındaki baklayı çıkarttı.
Bertan Zaroğlu bu ülkenin kamu sistemiyle alakasız bir metin okudu ve yargının siyasete bağlanması tehlikesi içeren Adalet Bakanlığı önerisi getirdi. Yargıçların, savcıların atanmasında şaibeler olduğunu iddia ederken, ne demek istediği açıktı aslında. Varolan sistemle yargı kendi atamalarını yapıyor ya, bağla Adalet Bakanlığına, siyasiler yapsın. Bir o kalmıştı siyasetin bulaşmadığı.
Partisinin başkanı Erhan Arıklı daha da ileri gitti.
Yargıda çifte standarddan bahsetti.
Daha da kötüsü, alınan yargı kararları ile “doğum yeri” kelimesini aynı cümle içinde kullanarak tehlikeli bir provokasyon yaptı.
Bir milletvekili, dokunulmazlığı arkasına saklanarak, yargının bağımsızlığına yönelik böyle bir saldırıda bulunabilir mi?
Dahası, halkı doğum yerlerine göre ayırıma tabi tutup, birini diğerine karşı kışkırtabilir mi?
Dedim ya dillerinin altındaki baklayı çıkarttılar.
Görmezden gelinemeyecek kadar ciddi yaklaşımlar ve niyetler bunlar…
YERİN KULAĞI VAR
BOŞUNA UĞRAŞIYORUZ:
Bizler, adada kalıcı bir çözüm için ne kadar uğraşırsak uğraşalım Rum tarafının niyeti değişmedikçe birşey olacağı yok. Rum lider Anastasiadis hem “BM Genel Sekreteri’nin yeni yaklaşımının çözüm yönünde bir ümit daha verdiği” söylüyor, diğer taraftan da, “Devletin işleyebilirliği güvenceye alınmadan dönüşümlü başkanlık yok. Federasyonla ilgili bütün olanaklar tükendiğinde ancak B Planı düşünülmeli ”diyor. Ortada olanak diye birşey bırakmadın ki, ne desek, ne versek cevabı hep aynı, “OHİ”…
“EN İYİ PARAYI BİZ KOPARIRIZ” PARTİSİ: Muhalefet 2019’da Türkiye ile protokol imzalanmazsa, felaket olacak sloganına sarıldı. Verilmek istenen mesaj, “Biz gelelim, parayı en iyi biz alırız”. Oysa kendi dönemlerinde projelerin sadece yüzde 6’sını yerine getirmişlerdi. O bir tarafa, keşke kendi yağımızla ciğerimizi kavurmaya devam edebilsek. Ama bunu destekleyen o kadar az ki. “Türkiye ne paranı, ne memurunu” diyenler bile, savunamıyor.
ELLEMEDİĞİMİZ BİR O KALDIYDI:
YDP milletvekili Bertan Zaroğlu’nun, Adalet Bakanlığı kurulup yargının da o bakanlığa bağlanması önerisine Maliye Bakanı Denktaş, “Adalet Bakanlığı kurup yargıyı oraya bağlamanın ülkenin sonunu istemekle eşdeğer olduğunu” diyerek karşı çıktı. Ağır aksak da olsa siyasetin dışında kalmayı başaran tek kurumumuz olan yargıyı da siyasete bağlarsak vay halimize. Bu niyete Serdar denktaş dışında yeterli tepkinin verilmemiş olması beni endişelendiriyor.
DOME OTEL KIYMETE BİNDİ:
Yıllardır Turizim Emekçilerinin yönettiği Dome Otel kıymete bindi. Mayıs ayından beridir yeni sözleşme yapılmasını bekleyen ve Vakıflar İdaresi ile arası iyi olmayan sendikaya bir rakip çıktı. “Biz daha iyi yönetiriz” diyen Kamu-İş Dome Otelin işletmesine talip oldu. Çalışanlar, Vakıflar İdaresi yetmezmiş gibi şimdi bir de iki sendika karşı karşıya geliyor. Durumdan vazife çıkartmak bu olsa gerek.
ŞİKAYET ETMEKTE ÜSTÜMÜZE YOK:
Birkaç gündür basında Ciklos’la ilgili haberler yer alıyor. Hani dört gencimizin hayatını kaybettiği bölge. Yolda sorun var diye şikayet ettik, bugünlerde orası yeniden yapılıyor ama şimdi de, yol trafiğe tek yönlü verildiği için “Trafik Çilesi” diye haberler yapıyoruz. Düzeltmeseler bir dert, düzeltmeye kalkslar bin dert. İşimiz gücümüz şikayet, ne zor insanlar olduk…
GÜNÜN MODASI SÜRE VERMEK.
Son günlerin modası talepler için hükümete süre vermek. Müteahhitler, CAS’cılar herkes süre ver,yor. Aslında fena fikir de değil hani, herkes bu yolla istediğini alıyor… Bülent Kanol da sosyal medya paylaşımında hükümete süre vererek taleplerini sıralamış; “Hükümete 4 gün de ben veriyorum.. İsteklerim kabul edilmezse fena halde eylem yapacağım. Kişisel ve zümresel çıkarları bir tarafa bırakıp toplumsal ve kamusal yararın bir an önce ana kıstas olmasını sağlayın!!”…
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “Vakıflar İdaresi’nin (binbir yüzlü) yönetimi Dome Otel’e karşı adeta bir savaş başlattı. Önce ‘çok düşük kira ödüyorlar’ söylemi ile Dome Otel yönetimini yıpratma çalışmaları yapıldı. Arkasından medyada besledikleri tetikçiler vasıtasıyla ‘Dome Otel vergi kaçırıyor, Vakıflara zarar veriliyor’ türünden ahlak sınırlarını aşan psikolojik harp teknikleri devreye sokuldu. Aklı sıra Dome Otel çalışanların elinden alınacak ve muhtemelen İslami bir sermaye grubuna peşkeş çekilecek. Bu mümkün müdür? ‘Sosyalist’ CTP’nin Dome Otel ile sınavının ne olacağını hep birlikte göreceğiz”…
DİPTEKİLER
Acil Servis Zırt Pırt: Bir ülkenin acil servis numarası bu kadar kolay değişebilir mi yahu? Çocuklar bile İngiltere’de 999’un, ABD’de 911’in çevrildiğini bilir. Ama buradakini bilemezler. Çünkü sürekli değişir. Devletin bir kurumunun numarasını sabit tutmak bu kadar zor mudur? Arıza halinde aynı hattan hizmet verecek birkaç telefon tutmak imkanı yok mudur? Bir de üstüne üstlük cep numarası verilmiş. Olacak iş değil. Ara ki bulasın…
































