Sn. Akıncı ile Lute’a eğer bir toplantı yetmediği için ikinci bir toplantıya da gerek duydularsa demek ki çok önemli istişarelerde bulundular!
Tabi ki Sn. Akıncı ve Lute görüşmesini “bilinmezliğin” gecikmişliğinde yorumlayacağım da Allahasen diyorum, hangi umut verici değişim ve gelişmişliğiyle?
NİTEKİM Sn. Akıncı cephesine bakarak Lute ile neler konuşulduğunu (Burcu’nun kısa açıklamasına karşın) tahmin etmeye çalışıyor ve geriye dönüp baktığımda tespit ettiğim “olmazsa olmazlarıyla” Sn. Akıncı’nın kesinlikle “siyasi eşitlikten ödün vermeyeceğini”.. Buna karşılık BM’ler Genel Sekreteri Guterres’in altı maddelik “çözüm çerçevesini” görüşmeye hazır olduğunu.. Ancak ucu açık değil, eğer müzakereler başlarsa takvimin mutlaka belirlenmiş olması gerektiğini de özellikle Lute’e ilettiğini zannederim!
BİLHASA Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları konusunda Sn. Akıncı’nın Lute’a konuşurken yüzüne “kararlılığının” ifadesini koyarak “hakkımız olanı isteriz” dediğini tahmin etmek de çok zor olmamalı..
Tabi Sn. Akıncı’nın son dönemlerde Anastasiadis’in Rum tarafında kıyametler koparan “gevşek federasyon” önerisini de Lute ile konuştuğunu bilemeyeceğim! Konuşmuşsa eğer gerçekten de adada en ehven çözüm modelinin konfederal sistem (desantralizasyon) olduğunu mu söyledi?… (Aşağıda bir başka konuya mim koyuyorum:)
…SON zamanlarda Rum tarafında bir telaş var! Siyasi muhalif partilerle eski yeni politikacılar diyorlar ki “eğer adada bir çözüm olmazsa iki ayrı devlete dayalı çözüm gerçekleşecektir!”
KAZIN ayağı öğle değil ama! İki ayrı kurucu devlet de olsa, iki devletli çözüm de olsa Kuzey’de Türkiye olacak! Garantiler devam edecek!
Böyle bir çözüm Rum’un kâbusudur! Olmaması için “savaşı” bile göze alır! Neden mi?
Hâlâ tüm adanın tek egemeni olup “enosisi” gerçekleştireceğinin umudundadır da ondan! O umudu yaşatacak olan çözüm şekli de Rum çoğunluğuna dayalı Türkiyesiz bir federal sistemdir! **********
BİR DE KKTC CEPHESİNE BAKALIM
Dün KKTC cephesinden baktıktı Ankara’ya! Söylemek istediğimiz “en az sizin kadar bizim de sizden şikâyetimiz vardır” cümlesine sığdırdığımız “serzenişlerimizdi!”
Bu da TC’e yönelik inançsızlığımız değil; aksine sayesinde beklediğimiz muradı göremediğimizin seslendirmesiydi..
ÇÜNKÜ aradan 45 yıl geçti, Türkiye şu anda Ortadoğu’da savaşan bir ülke.. O koca Arap ve İsrail dünyası içinde etkin ve yetkin siyasi ve askeri yerini aldı.. İran’dan Suriye’ye, Irak’a kadar “olmadığı, katılmadığı, fiilen içinde yer almadığı hiçbir sorun kalmadı.” Kısaca bölgenin “büyüğü” haline geldi!.
Bizse 45 yıldır bu adada hâlâ çözümsüzlük ahkâmlarında, Güney’deki Rum’un sümüğünü çekiyoruz! “Ey büyük Türkiye neredesin” demez miyiz?
ÖTE yandan “doğruya doğru” diyerek KKTC’e bir de Ankara cephesinden bakalım!
45 yıldır “grak dedik su, gruk dedik et” verdi!..
Biz ne yaptık ayni süre içinde? “Paranı da askerini de al git” dedik!
Aramızdaki TC’lileri yıllar yılı “istemeyiz” tutumlarında dışladık!..
1974’den beridir “uygulayacağız” sözünde TC ile “Mali ve Ekonomik Protokoller” imzaladık, tırnak kadarını bile uygulamadık!
“Reform” gibi büyük lafların arkasına sığınarak tüm kurumları devletin kanını iliğini sömüren “asalaklar” haline getirdik.. Sonuçta hem battılar hem de batarken devleti batırdılar!
YETMEDİ 2004’de sınır kapıları açtık Güney’e geçtik, TC ile oluşturmaktan sarfınazar ettiğimiz “örgütlenme ve işbirliklerini” kafamıza göre Rumlarla gerçekleştirdik! Ve bu kez de TC’i, Güney’deki Rumla bir olup topa tuttuk!
KKTC’e borulara su akıttı, ona bile “istemeyiz” diye karşı çıktık! Hatta gelecek denilen elektrik akımını da!
ELBET genelleme yapmıyorum. Fakat artık kendileri cüce, sesleri yüksek bazı örgütlerin siyasi sorunu da istismar ederek Türkiye’ye yönelik hezeyanları öylesine boyutlara taşındı ki “kılımıza dokunulsa Güneye sığınırız” tehdidinde!
Tüm bunlara son yıllarda, sürekli yerli yersiz kaşıdıkları için yarası azdırılan “din” sorununu da kattınız mıydı… Evet bu adada TC ile dürterek ve kırarak istenmeyen sorunlar yarattık!
Haa! Bizi “bunlar” ve “benzeri pek çok nedenlerle,” siyasi parti iktidarlarının da istenmeyen tutumlarından dolayı mı cezalandırdığı için “para akışını dondurdu” deniyorsa, “olabilir” de “olmayabilir” diyorum!
KISACA Ankara ile mahsuplaşmamız lazımdır! Çünkü gerçek şudur ki “Ankara’ya çok ihtiyacımız vardır.
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (TEKERLEK DÖNDÜ)
Bir süre önce zil takıp oynuyorduk! Güney’deki Rum’lar “euronun” şerrine uğramışlardı! Kuzey’e geçip akaryakıt ve sebze meyve yiyecek almak için sınır kapılarında kuyruklar oluşturdulardı..
Ne var ki kısa süre sonra kurlar dengelenince geçişler, alışverişler ip gibi kesildi. Şimdi Kuzeydekiler sınır kapılarında kuyruk oluşturuyorlar çünkü komşuda her şey daha ucuz.
Bizde ise döviz düştü fiyatlarda bir kuruş düşme olmadı!
İyi ki çözüm olmuyor! Yoksa “Rum çoktan “osmosis”ini gerçekleştirirdi!
































