Güney Rum Yönetimi kendini halâ 1963 ahkâmlarının “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak devam ettirip dünyaya da öyle kabul ettirmektedir!
Neme lazım bu “Cumhuriyet nimetinin” kıyısından köşesinden biz de nemalanıyoruz ki Rumun bu iddiasından şikâyetçi değiliz!
O kadar değiliz ki müzakere masasına, karşımızdaki muhatabımızın Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınmış devleti olduğunu dolayısıyla hâlâ tüm Kıbrıs’ı temsil ettiğini kabul ederek oturuyoruz!
Ki BM’ler ve AB nezdinde de “eşit iki devlet” olarak kabul görmedik çünkü bizim taraf kabul ettiremedi!
NİÇİN? Bilmiyorum! Oysa KC’i 1963’de yıkılırken, 1974’de Kuzey-Güney olarak da ikiye bölündüydü. Bu siyasi bölünmenin KC’nin lağvı olması gerekirdi. Oysa Rum tarafı tek mirascısı olarak sahipliğini devam ettirirken Türk tarafı da soğan cücüğü gibi ortalarda kalmışlığıyla, “Cumhuriyete ihanet eden, yıkılmasına neden olan “cırlak ortak” olarak, üstelik Kuzey’i işgal eden illegal “korsan devleti” durumuna düşürüldü!
Yarım asır oluyor adadaki bu “siyasi madrabazlığı” izale edemedik!
Çünkü aklımız “Kıbrıs Cumhuriyetinde” kaldı. (Belki de KC’i ahkâmlarında hâla Türkiye’nin kullanacağı “garanti hakkı ile Türk halkının KC’den kalma hakları nedeniyle!..)
NİTEKİM KC’nin “kimliğinden pasaportuna, hava alanını kullanmaktan Güney’deki kamu hizmetlerine kadar faydalanıyoruz!
Sadece bu kadarıyla da yetinmiyoruz. Müzakere masasına oturduk muydu “iki bölgeyi” ilga edip “birleşik Kıbrısı” nasıl bir federal sistemde çözüm haline getireceğimizi konuşup tartışıyoruz!
BÖYLE bir siyasetle nasıl bir çözüm olabilir sorusuna cevap vermek gereğini duyduğumuzda da diyoruz ki “iki bölgeli iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, TC’nin garantisini içeren bir federal sistem!”
Anastasiadis de diyor ki “çözüm Kıbrıs Cumhuriyetinin evrimleşmiş” şekli olacaktır!
Yani diyorum, kafalar da karışık, müzakere yöntem ve amacı da!
BU karışıklığı açık seçikliğe çıkarmadan, sittin sene daha müzakereler devam etse de havanda su dövülecektir!
**********
ALELACELE HAZIRLIKLIKSIZ İŞLER!
Uzunca süre önce “Köşemde” hayret ki hayret” dediğim bir olayı ayazlattımdı. Olay şuydu:
Güney’deki bir İnşaat sektörü sahibi tanıdık bir Rum, benden “filan” avukatın telefon numarasını istediydi.. “Ne yapacaksın” dedim. Anlattı:
“Yeniiskele Bahçeler bölgesinde bir Türk’le bir arazinin satışı konusunda 300 bin sterline anlaşmışlar. Fakat satın alma sürecine gelindiğinde adam 500 bin sterlin istemiş! Avukatı da bu konuda arabulucu olarak istiyormuş falan…”
BİZİM gibi kendi küçük dünyalarımızın dört duvar ötesine bile elleyemediği için memlekette nelerin nasıl tezgâhlandığını bilmeyen, devletin verdiği maaşla hayat sürmeye çalışan insanlar için böylesi astronomik paralarla yapılan alışverişler tabi ki “hayretlerimiz” olacaklar.
Kİ oldu! Güney’in Rum’u KKTC’de yüz binlerce sterline nasıl arsa kapatıyor hayretinde!
Meğer durum vaziyetler öyle devam ediyor! Bu bölgede Yahudi, Rus, Rum kimin eli kimin cebinde belli değil, araziler arsalar leblebi esamesine düşmüş sterlinlerle dönümü şu kadardan ellerden ellere satılıyor!
Tabi satın alanların tek amacı “imar iskân!” Nitekim İskele yöresi göklere doğru yükselen binalarla gitgide 3. büyük kentimiz haline gelme yolunda..
OLAYA bu açıdan baktığımızda dolayısıyla hem “imar planları” hem de “emirnamelerin” ne kadar kaçınılmaz olduğunu kabul etmek gerekir..
Fakat on aylık dörtlü koalisyon hükümeti bu süre içinde ne kadar “yasa” çıkardıysa hepsi de toplum katlarında dalgalanmalar tartışmalar yarattı!
Nitekim bir ispatını da “yolsuzlukların” üzerine gidilirken yaşadık! Hazırlığı iyi yapılmamış, Çaluda’dan sonra “devamının” ne olacağı saptanmadan, bilinmeden lök gibi ortalarda kalakalmış bir girişim!
Kİ poşet olayı bile bu halkın beğenisinde yerini bulamadı çünkü “yamalama” bir karar oldu!
Kısaca “haklı iken haksız duruma düşmenin” doğruluğunu bizim dörtlü koalisyon hükümeti ayazlatıyor..
ÇÜNKÜ “politika” hükümet olduktan sonra öğrenilmez! Öncesinde öğrenilir, hükümet olduktan sonra da uygulanır!
Bizde “politikaya” soyunmak, vekil olmak fantastik bir etiket oluştan öteye gidemiyor!
“Popülizmden” yani “halk dalkavukluğundan” söz etmiyorum.. Fakat halkla ilişkiler kopukluğunda sadece “yönetim erkine” dayanan kararlar da “otoriteyi” çağırır ki doğrusu “üç binin üzerinde STÖ’nin bulunduğu KKTC’de böylesi “yaparım olur” politikalarına dayalı kararlar tutmaz! “Tutmadığını” şimdi de “emirnameler” olayı ile görüyoruz!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (HİKMETİNDEN SUAL EDİLMEZ!)
Markete gidiyorum. Günlük ihtiyaçlar derken, sebzeleri meyveleri, soğanından patatesine kadar ayrı ayrı “poşetlere” koyup tarttırıyorum, raflardan bazıları plastik ambalajlı yiyecek maddeleri falan da alıp vezneye gidiyorum.
Veznedeki görevli kıza parasını ödediğim, “bazan bir bazan iki poşet lütfen” diyorum ve arabacıktaki eşyalarla içlerinde türlü çeşitli sebze meyvelerin da bulunduğu poşetlerle eve geliyorum ki “bir poşet içinde poşetler furyası!” Dıştaki paralı, içindekiler bedava!..
Neyse her halde vardır bir hikmeti!
































