İnanılır gibi değil ama selde dört genç insanı kaybettik. Bu gençlerin, özellikle de kızların çığlıkları kulaklarımda çınlıyor.
Sırayla gidelim. Önce şu naylon işi.
Naylon poşetlerin parayla satılması epey tepki topladı. Tepki poşetlerin 25 kuruşa satılmalarına değildi. Bu tedbirin tek başına yeterli olacağına inanmamalarıydı.
Facebook’ta birileri çok usturuplu bir şekilde anlattı: Bir tatlı yapmak için şunlar, şunlar gerekir. Bunlardan biri eksik olunca tatlınız, tatlı olmaktan çıkar. Bu poşet yasağı da buna benzer. Öteki tedbirler olmayınca bir işe yaramayacak.
Haksız sayılmaz. Ne var ki bir yerden başlamak gerekir. Poşetlerden toplanan paralar, inşallah, çevre için sarfedilir ve biz sıradan vatandaşlar buna bizzat tanık oluruz. Yok, bu paralar da maaş ödemelerine harcanırsa yandı gülüm keten helva.
Niye mi haklı? Somut bir örnekle anlatayım.
Geçenlerde alış veriş yapmak için bir supermarkete gittim. “Bir kilo kıyma, lütfen” dedim, “Çift kıyılmış olsun ve ikiye bölünsün”. Öyle de yaptı, oradaki delikanlı. Yarım kilo kıymayı plastik bir tabağa koydu, sonra da naylon bir folyoya sardı. Ötekini de sarıp sarmaladıktan sonra onları naylon bir poşetin içine koydu. O poşetin uygun vir yerine de fiyat barkodunu yapıştırdı.
Sebze- meyve reyonuna gittim. Sağa sola baktım. Etrafta naylon poşetlerden başka torba göremedim. Aldığım sebze ve meyveleri naylon poşetlere yerleştirdim.
Nereye el uzatmışsam yiyecek ürünleri plastik veya naylon kapların içine konmuştu: peynir, kahve, grissini, kuru yemiş, şehriye, mercimek, vs., vs. İtiraf etmem gerekir ki aldığım ekmek kâğıt poşet içindeydi. Naylona sarılı olanlar da vardı ama ben kâğıtlısını seçtim.
Kasaya gittim. Kasiyer kız “Goş geldiniz” dedikten sonra “poşetler paralıdır” diye eklemeyi ihmal etmedi. Ben de “Biliyorum” dedim, “ver iki tane”. Sonra da içinde kıymaların olduğu poşeti göstererek sordum:
- Bunun için para almayacak mısınız?
- Hayır efendim, o bedavadır.
- Öteki naylon ve plastikler de herhalde bedavadır.
- Evet, beyefendi, onlar da bedava.
Orhan Veli’nin dediği gibi “Bedava yaşıyoruz, bedava”. Onun zamanında dağ, bayır ve okyanuslar plastik malzemeler tarafından istila edilmediği için bedava eşya listesine plastiği eklemedi. İddialara bakılırsa okyanus ve denizlere yılda 8 milyon ton plastik malzeme boca ediyoruz.
Altı aydan fazladır İstanbul’dan file getirteli. Hem de iki tane. Bir türlü anımsayıp onları yanıma alamadım. Bu yüzden kasiyer kıza “İki tane ver” demek zorunda kalıyorum. Nihayet bu sabah fileleri arabaya koydum. Artık naykon poşet kullanmak zorunda kalmayacağım. Ama öteki plastikleri ne yapacağımı bilemiyorum.
Aslında biliyorum da bildiklerimi uygulayacak mercii bilmiyorum.
Bu birinci adımın arkasından hemen ikinci adım atılmalı. Hükümet mi olur, devlet mi olur, belediye mi, bilmiyorum. Birileri sokaklara üç-beş farklı renkte bidon yerleştirmeli. Her bir renk bidona ne atılabileceği yazılmalı.
Güneyde bu işi özel bir şirket yapmaktadır. Anladığım kadarıyla, şirket bu işten iyi de para kazanmaktadır. Eski madenler Rumlara satılmaktadır. Ne yapacağımızı bilmiyorsak ayrıştırdığımız cam, maden, plastik ve kâğıt malzemeleri de onlara satalım. Hem birileri para kazanır hem de topraklarımız ve sularımız daha fazle kirlenmez.
Facebook’ta bu konu da tartışıldı. Facebook, çocukluğumuzda “fışgılık” dediğimiz gübreliğe benzer. Eskiler “Dostunu göster sana kim olduğunu söyleyim” derlerdi. Artık bunu değiştirmek gerekir: “Facebook sayfanı göster, sana kim olduğunu söyleyim”. Malum-u aliniz, “üslub-u beyan aynıyle insandır”.
Ne var ki bu gübrelikte inciler de bulunmaktadır. Sözünü ettiğim tartışmada varılan sonuç şu: Bizim insanımız, çöpünü ayrıştırmadan en öndeki bidona dökecek.
Doğru olabilir ama bunun da çaresi bulunabilir. Örneğin, Belediye, birtakım inisiyatifler ortaya koyabilir. Her şeyden önce Lefkoşa mahallelere ayrılır. Somut bazı ölçüler belirler ve der ki “Çöpleri en iyi ve en çok ayrıştıran mahalle sakinlerinden bir aylık veya üç aylık temizlik parası alınmayacaktır”. Bir süre sonra komşular, birbirlerini ikaz etmeye başlarlar. Ayrıştırmamakta ısrar edenlere giderek ceza kesilmeye başlanabilir. Bildiğiniz gibi, demokrasilerde çareler tükenmez.
Bilim adamlarının iddialarına göre, iklim değişikliğinin önüne geçmek için önümüzde sadece ve yalnız 12 sene varmış. Evet, yanlış okumadınız: Oniki yıl.
Dünyamızı kurtarmak için bir şeyler yapmalıyız. Aksi halde, seller daha çok insan aparıp yutacak. Yazları da yüksek sıcaklıklar ya canımızı çıkaracak ya da canımıza okuyacak.
































