Sosyal medyada bir dostun sözü bu. Tam da beim anlatmak istediklerimi özetlemiş…
Sel gitti, acısı kaldı. Bir de tartışması. Aman bitmesin bu tartışma. Ne olur alışmayalım, unutmayalım, daha öncekiler gibi unutturmayalım…
Başbakan dün yaptığı açıklamada, dere yataklarının özel mülk olduğunu, insanların feragat etmesi gerektiğini söylüyordu.
Sorun da bu ya. Rum’un, İngiliz’in kamu malı olarak bıraktığı yerleri eşdeğere koyup, iskana açıp, bir de inşaat izni verdik diye oldu bunlar. Hem de daha bugünlere kadar, sürekli.
“Bazı mal sahiplerinin izin vermemesi nedeniyle bu düzenlemeler yapılamamış”. Yapılmazdı tabii. İzni verenle, dereyi ıslah etmesi gereken aynı zihniyet. Ne uğraşacak ki?…
Ama bugün eğer bu hükümetin suçu yok diyerek, burada bırakırsak, aynı statüko devam eder demektir. Hükümetin suçu olmayabilir ama görevi var.
Bunca acıdan sonra ve bu iklim değişikliğinin devam edeceği, sorun yaratmayı sürdüreceği belli olduğuna göre, o dere yataklarını istimlak etmek şart olmuştur.
Dün şöyle bir izledim yayınları, dünya kadar rapor sunulmuş hükümetlere… “Tehlike kapıda, şunlar şunlar yapılmalı” denmiş.
Bir tanesi ODTÜ öğretim üyesi Dr. Bertuğ Akıntuğ’un yıllarca emek vererek hazırlayıp, bakanlıklara sunum yaptığı çalışması… 2010 yılında yaşanan sellerden sonra sürekli uyarmışlar. Konferanslar vermişler. Havza yönetiminin, suya duyarlı şehir planlamanın, anayollardaki drenajın önemine, bilimsel araştırmalarla vurgu yapmışlar. Diyor ki “Fakat ne yazık ki, ne söylediklerimiz dikkate alındı, ne de yaptığımız projelerin gerçekleşmesi için maddi destek yaratıldı”…
Bir diğeri ÇEKOVA… Çevre Koruma Vakfı. 2016’da ciddi ciddi uyarmışlar. Girne içinde ve çevresinde, havadan ve yerden gözlemle, suyun akışını tıkayan ve zorlaştıran tüm unsurların saptanıp temizlenmesi gerektiğini söylemişler. Vadilerin korunması; inşaatlarla bozulan vadilerin ıslah edilmesi, vadi içlerine plansız hatta izinsiz inşa edilen evlerin istimlâk edilip yıkılması gerektiğini yöneticilerin bildiğini ama bunlardan hiç söz etmediğini açıklamışlar…
Hatta ÇEKOVA Yönetim Kurulu Üyesi Serkan İlseven’in şu cümlesine özellikle dikkat!
“Vadi içlerinde köprü ayaklarında, büz ağızlarında taşıdığı materyalleri biriktirecek ve sıkışarak sularını geriye doğru adeta bir baraj gibi şişirecek. Ciklos yakınlarında gerçekleşeceğini tahmin ettiğimiz işte bu baraj yağışların devamı durumunda birdenbire yıkılacak ve müthiş bir enerji ve büyük bir kütle halinde önüne çıkan her şeyi tahrip ederek yoluna devam edecektir… Girne ve yakın çevresindeki alanlarda bu yapı ve bu tehlike vardır. Girne de şehir planlamadan bihaber yapılan yeni inşaatlarla yüzey sularının denize ulaşması artık çok daha zordur. Geriye tepen suların da bu felaketi başta Ciklos’ta çok yakın bir gelecekte hatta belki bu kış gerçekleşebileceğini söylemek için müneccim olmaya da gerek yoktur”…
Tam da yerini işaret etmiş. Şimdi söyleyin kim sebep oldu bu canların gitmesine. Allahtan mı, kader mi, sel mi..? Yoksa kısır, kısa vadeli çıkara dayalı, çağdışı siyaset anlayışımız mı?
Alçak orman arazilerini, orman niteliğinden çıkarıp, seçim öncesi dağıtan da aynı zihniyet, kamu malı diye ayırılan dere yataklarını dağıtan da…
Sevgili Başaran Düzgün dünkü yazısında “Hesap sormazsak böylesi ölümlere seyirci kalırsak ihmale ve suça ortak oluruz” diyordu. Zaten değil miyiz? Onca uyarıya rağmen talep etmediğimiz sorgulamadığımız, isyan etmediğimiz için.
Arz talep meselesi bu. Biz talep etmedik ki… Talep edeni dinlemedik bile.
Halka rağmen siyaset olmaz. Halk neyse siyaset de o.
Onun için, şimdi bu tartışmalar bitmesin diyoruz. Her şey gün yüzüne çıksın.
Hem temizlikse temizlik, ıslahsa ıslah, istimlaksa istimlak için.
Hem de hesap sorulmasını sağlamak için. Kimden mi? Kendimizden, hepimizden. O raporları alıp gereğini yapmayanlardan, gelmiş geçmiş tüm yönetimlerden. Kısacası bunca yılımızı yakan siyaset anlayışından.
Bize düşen, gündemde tutmak, peşini bırakmamak…
YERİN KULAĞI VAR
BUGÜN DEĞİLSE NE ZAMAN:
Birbirimizi suçlamayı bırakalım, zamanı değil, yaraları saralım” lafları dolaşıyor ortada. Bugün değilse ne zaman? İşte Girne dağ yolundaki feci kazanın yıldönümüydü bir kaç gün önce. Orada da canlar gitmişti. Ne yaptık? O yol hala en çok kazanın yaşandığı yer değil mi? O da yılların ihmalinin sonucu değil miydi? Unuttuk. O unutkanlıklarımız da her an yeni acıların yaşanmasının sebebi değil mi?…
NE OLUR, NE OLMAZ:
Doğu bölgesi için çıkarılması düşünülen emirname sonrası, arsasına çok katlı izin almak için millet sıraya girmiş. Hani inşaat yapacağından falan da değil. Elinde önceden alınmış bir imar ruhsatı olursa, avantajlı olursun. Toplum olarak aklımız fikrimiz, “nasıl daha çok kazanırım”da olduğu sürece, biz adam olmayız…
BİLİYORLAR AMA, İŞLERİNE GELMİYOR:
Emirname, ilgili bölgede yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçebilmek adına geçici olarak çıkarılan bir tüzüktür. Amaç, bölge ile ilgili imar planı yapılıncaya kadar bölgeyi koruma altına alacak geçici bir önlemdir. Aslında emirnameye karşı çıkanlar da bunu çok iyi biliyorlar ama, kabul etmek işlerine gelmiyor. Yaşanan son felaket bile onların çarpık yapılaşmadan ders almalarının önüne geçemedi ne yazık ki…
BEYHUDE ÇABALAR:
BM Genel Sekreteri Guterres’in Özel Temsilcisi Lute, 16 Aralık’ta adaya geliyor. Bayan Lute, her iki liderle bir dizi görüşmede bulunup bir uzlaşı yolu arayacak. Tarafların pozisyonu bu kadar katı ve net iken, bir uzlaşının yakalanması neredeyse imkansız gibi. Aslında kimsenin de Kıbrıs’ta bir çözüm için iyi niyetli bir çaba harcadığını söyleyemeyiz. Bu işi bitirmek BM’nin elinde, istese bu sorunu kökten çözebilir ama, şimdilik öyle bir niyet yok…
AYAK SÜRÜYORUZ:
Maronitlerin konusu Rum tarafında rahatsızlık yaratırken, bizde hükümet ile cumhurbaşkanlığı arasındaki diyalog eksikliği işleri yokuşa sürüyor. Yaptığımız işin doğruluğundan kimsenin kuşkusu yokken ve de Rumların Maronit açılımından bu kadar rahatsız oldukları belliyken, bizim hala formalitelere takılıp kalmamızı anlamakta zorlanıyorum…
HAYIRLARA VESİLE OLSUN:
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu KKTC’de en üst devlet yetkilileriyle görüştü. Görüşmelerin ana konusunun Kıbrıs meselesi olduğuna şüphe yok. İyi olmuş aslında. Belki CHP Genel Başkanı duyduklarına şaşırır da Kıbrıs konusundaki tutumlarını bir daha gözden geçirir. “Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Kıbrıs konusundaki mücadelesine destek veriyoruz” sözü, bunun ilk işareti olabilir mi?…
ZİRVEDEKİLER
Ali Atamer: “Yarın güneş açacak ve herşey unutulacak. Balık hafızalıyık çünkü. Geriye 4 cenaze, enkaz şehirler ve facebook’ta yapılan showlar, kesilen ahkamlar kalacak , devam edecek olan ise belediyelerin ve hükümet edenlerin vurdumduymazlığı vizyonsuzluğu ve peşkeşçiliği”…
DİPTEKİLER
Mesut Ayar: KKTC Gaziantepliler Kültür Ve Dayanışma Derneği Başkanı Ayar, yaşanan sel felaketi sonrası sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Allah Kıbrıs’ta yapılan pislikleri mi temizliyor acaba” diyordu. İfadeleri tepki toplayınca, gönderiyi silmek zorunda kaldı. Başkana tavsiyem, Kıbrıs’ta kalıp da bu “pisliklere” ortak olacağına bir an önce ülkeyi terk etmesidir…
































