Serdar Denktaş, Ağustos ayında dövizin yükselişiyle birlikte bütçe açığını 237 milyon olarak öngördüklerini açıklamıştı.
Merkez Bankası 3. Çeyrek Raporu’na baktım, bütçenin 27,4 milyon TL fazla verdiğini fazla verdiğini söylüyor.
Hatta geçen ikinci çeyrekte bütçe fazlası daha çokmuş, bu son dönem gelirlerdeki artış sınırlı olmuş ama giderler artmış.
Ekonomiden pek fazla anlamayan biri olarak acaba yanlış mı yorumluyorum?
Bütçe ard arda 6 ay fazla verdiyse, o zaman bu 237 milyon açık nasıl oluşuyor?
Belki birisi çıkıp netleştirir.
Bunun dışında, Rapor’da dikkat çeken husus “gelirlerdeki sınırlı artış” ifadesi.
Tamam kriz durumlarında devlet sıkı para politikasını bir kenara bırakır, piyasaya para pompalayıp, ekonominin dönmesini sağlar ama bu gelirlerin artırımasına engel değil ki. Aksine tek çare.
Bu devletin gelirleri, hak ettiğinin çok altında.
Korunmaya muhtaç sektörler var, korunmaya muhtaç olmayan sektörler var.
Bu ülkenin şartlarını kullanarak paraya para katanları, bu felaket dönemde dahi korumaya, ayrıcalıklı muamelesi yapmaya kimin hakkı var?
İşte enflasyon ortada. Eylül ayında 2002’den sonraki rekorunu kırmış, yüzde 37,23… Ve bu, aylar içinde katlanarak bu noktaya gelmiş. Yani insanlar her ay sürekli fakirleşmişler.
Önümüzde, şimdiden 825 milyon lira açık vermesi öngörülen bir bütçe var.
O zaman aklın yolu bir.
Siyasi gaileler bir yana bırakılacak, ekonomik aklın gereği yapılacak.
Hükümetin bazı fertleri biraz utangaç da olsa, teşviklerin, muafiyetlerin elleneceğini söyleseler de, olan bir şey yok.
Serdar Denktaş bir süre önce “Statükoya çok sarılmış olan kesimler var. Böyle geldi böyle gitsin diyorlar. Ancak böyle devam etmesi mümkün değil” diyordu. Eğer çalışanların aldıkları maaşları kastetmiyorsa, aynı şeyi söylüyoruz.
Her türlü sıkıntıya, Türkiye’den 1950’lerden beri ilk defa para gelmemesine rağmen bütçe fazlası verme başarısı gösteren hükümet, özellikle vergi gelirlerini artırmanın da yolunu bulmak zorunda.
Gidilecek köyün minareleri göründü.
Kendi yağımızla ciğerimizi kavuracağız.
Bunun da tek yolu var, gelirleri artırmak.
Ancak o zaman, bu önünü göremeyen insanlar devletine sarılacak.
Umut edecek.
En azından, “devletimiz sırtımızdan milyar dolarlar kazananlar kadar bizi de koruyor” diyecekler.
Statüko yalnız Kıbrıs konusunda değil.
Kendi içimizde yarattığımız tabular, dokunulmazlıklar var.
Asıl statüko bu.
Bu statüko böyle devam ettiği sürece de, o açıklar büyüyecek, sosyal felaketlere yol açacak.
Statüko seviciler kapının arkasında, son dönemlerde yeniden seslerini yükseltmekteler.
Böyle bir devrimi yaparsa bu hükümet yapar…
Niye böyle söylüyorum, çünkü hükümet programlarından, parti programlarına kadar verdikleri sözler var.
Biz de sadece bunları hayata geçirmelerini bekliyoruz.
Yaşadığımız ortam onları böyle bir karara zorluyor.
Ya yapacaklar, ya da diğerilerinin yanında yerlerini alacaklar…
Göstersinler o cesareti.
Hem bilindik muhaliflerine, hem kendi içlerindeki “aman suya sabuna dokunmayın partiye oy kaybettirmeyin” direnişine rağmen….
YERİN KULAĞI VAR
BİZE DEĞİL, ANASTASİADİS’E SÖYLEYİN:
AKEL Genel Sekreteri Kiprianu ile DİKO Başkanı Papadopulos, Konfederal bir çözüme karşı olduklarını ve iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon tezinin en doğru çözüm modeli olduğunu söylediler. İyi de gidin bunu kendi lideriniz Anasatasiadis’e söyleyin. Hava durumuna göre fikir değiştiriyor. Yıllardır federasyon temelinde bir çözüm istediğini söylerken, aniden aniden fikir değiştirip desantarlizasyonu savunuyor. Aslında ona kalsa kırk yıl daha bu adada bir çözümün olmasını istemiyor…
GÜNDEM EMİRNAME:
Günlerdir tartışıp duruyoruz, emirname iyi mi, kötü mü diye. Hükümet kanadı, çevreciler ve bazı odalar emirnameye destek verirken, özellikle de iş çevreleri ve üç belediye emirnamenin bölgedeki gelişmeyi engelleyeceği iddiasıyla geri çekilmesini istiyorlar. Toplum ikiye bölündü, halbuki bu bir “taslak emirname”. Yani tartışıp varsa yanlışlarını düzeltmek yerine toptan karşı çıkılmasına anlam veremiyorum. Dün de yazdım, bağırıp çağırmak, bunu siyasi malzeme yapmak, toplumu germek yerine, oturun ve konuşun…
DAHA NE BEKLİYORSUNUZ:
Yaşanan adli olaylar için sıkça “burası Teksas oldu” diye nazire yapardık ya. Artık bu işin şakası kalmadı. Soygun yaptıklarından şüphelenilen iki kişi Terminal binasından koşarak kaçmaya çalışırken polisin ateş açması sonucu yakalandılar. Ülke olarak sözün bittiği yerdeyiz. Buraları sorma gir hanına çevirenler, hırsızın, uğursuzun bu ülkeye girişine bilerek engel olmayanlar ve karşı oldukları halde engel olamayanlar. Geçmiş olsun. Buradan çıkış yok.
DÜNYADA EŞİ BENZERİ YOK:
Öyle bir ülke düşünün ki, kendi nüfusunun çok üstünde yabancı bir nüfusu barındırıyor. Dünyada eşi benzeri yok. Ve ne yazık ki bu ithal nüfus gelmeye devam ediyor. İşveren ucuz işgücü, ev sahipleri döviz karşılığı kira taleplerinden vazgeçmediği, hükümet bu gelişlere kesin bir çözüm bulamadığı takdirde çok yakında bu toprakların yerlileri olarak yok olup gideceğiz…
AYIP YAHU:
Camideki ışıklandırma, bir çelişkimizi daha yüzümüze vurdu. Ozanköy’de yaşayan Pakistanlılar, mevlit kandili için kendi kültürlerindeki gibi camiyi ışıklandırmak istemişler. Din İşleri Dairesi de onay vermiş. Kıyamet koptu. “Camiye bak, noeli kutluyor” falan. Bunu yapanların da öyle aşırı muhafazakarlar değil, kendini dünya insanı olarak lanse edenler olduğunu gördük. Sırf sosyal medyada birkaç tık fazla alsınlar diye, Türkiye medyasına düşürdüler memleketi. Onlar da “skandal” başlıkları attılar. Ne tahammülsüzlük. Biz ne ara böyle olduk?…
NAYLON MEDYADA HER ŞEY MÜBAH: Eskiden medya etiği denen bir şey vardı. Yazılı ya da sözlü medyaya düşen yazıdan künyede adı olanlarsorumlu tutulurdu. Bu da yalanı, iftirayı, kişisel hesapları bir ölçüde engeller, kamoyunun yanıltılmasını önlerdi. Şimdilerde, her köşede bir sözde haber sitesi türedi. At iti, it izine karıştı. Mevcut yasalar yetişmiyor anlaşılan. Bu da bir asayiş sorunu, hem de en ciddisinden.
ZİRVEDEKİLER
Muhammed Hüseyin Şehriyar(Şair): “Köyde bir horoz vardı, her sabah bağırıp dururdu. Birgün sesi kesildi. Sahibine, “Horozun sesi neden gelmiyor?’ dedim, ‘cemaat şikayet etti, bizi uyandırıyor, bırakmıyor ki uyuyalım, ben de kafasını kestim.’ O gün anladım ki, halkı uyandırak isteyenlerin başını kesiyorlar”…
DİPTEKİLER
Günlük Haberler: Mezarlık hırsızı yakalandı…Uyuşturucuya 10.5 yıl hapislik… Ayağını ve belini kırdı… Can güvenliği kalmadı… Araç fareleri yakalandı… 6 kişi tutuklandı… Vurdu kaçtı yakalandı… Direkleri söke söke gitti… Babasına iftira attı… Ercan’da hapla yakalandı… Ziynet eşyası satarken yakalandı. Evinde 368 hap bulundu… Lefkoşa’da silahlar patladı. Ve bu
































