Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Sağduyulu bir tartışma ortamı yaratılmalı

Hepimizin dilinde dolaşa dolaşa, doğu bölgesi emirnamesi, kendi anlamından başka şekilde tartışılır oldu.

Bir kamplaşma, bir kutuplaşma…

Kimi inşaat yaparak gelir elde edenler ve onların destekçileri, kimileri de sırf hükümeti yıpratma adına siyasi yaklaşımlar.

Sonuçta sağlıksız bir tartışmaya dönüştü…

Açtım, taslağa baktım. Bir imar planı hazırlanırken neye bakılırsa, onlar kriter olarak alınmış. Kamu yararı, ekolojik denge, sulak alanlar, eski eserler, bütünsel yapılaşma, kentin yaşanabilirliği, gelecekteki gelişmelere açıklık v.s….

Buna sağlıklı kentleşme deniyor. Girne gibi olmayan yani. Son derece lüks bir villanın dibine 20 katlı bina yapılmasın diye. Kıyıların halkın kullanımını engellemeyecek şekilde kullanımı ve daha bir çok hususun korunması.

Deniyor ki, “Emirnameden vazgeçilsin, derhal İmar Planı çıkarılsın”…

Ne değişecek?

Ha bu arada yapanın yanına kar mı kalsın? O mu denmek isteniyor?

Bunları görünce insan ‘bu tartışma rayından çıktı’ diyor ister istemez.

Bu bölge de bir Girne olmasın, bir Limasol olmasın diye çırpınıyor Şehir Plancıları, Çevre Örgütleri.

Ancak yine de iş insanlarının bu kadar haşin olabileceğini düşünmek istemiyorum. Geleceği bu kadar kolay harcayacaklarını da…

Kentin yaşanabilir olmaktan çıkması, bozulması ne kadar önemliyse, toplumda çıkan bu kutuplaşma da o kadar önemli bence. Bugüne kadarki sert tartışmaları bir kenara bırakıp, daha diplomatik, karşılıklı anlama yolu denenmeli artık. Ve bu sağduyulu yaklaşımın ardından çıkacak sonuç geçerli olmalı.

Çünkü süreç hoş ilerlemiyor. Yarın bir başka hükümet gelip, emirnameyi ellerse, -aynen Girne’deki gibi- daha kötü olacak…

Kentsel dönüşümler dünyanın her yerinde sancılı olmuş. Bunu biliyoruz da, bozulmamasını, sürdürülebilir olmasını da sağlamak lazım…

BU ÖNLEMLER HAYATA GEÇEBİLECEK CİNSTEN…

Polisin “Kadına Karşı Şiddete Müdahale Şubesi”,  kurulmasından sonraki 3 gün içinde tam 9 mağdur kadından şikâyet almış.

Bunların arasında biri tecavüz, biri ise boşanmak isteyen eşine şiddet uygulayan iki kişi tutukluluk talebi ile mahkemeye çıkarılmış. Bu korkunç bir rakam. Şiddetin nasıl yaygın olduğunu gösteriyor. Hele de bu kadar küçücük bir ülkede.

Geçen yıl 116 ve bu yılın ilk on ayında 205 kadın, şiddete uğradığı gerekçesiyle Sosyal Hizmetler Dairesi’ne başvurmuş. Bence bu rakam gerçeği yansıtmıyor. Çünkü özellikle bizim kültürümüzde şikayetçi olma konusunda bir çekinme var. Bu durumda başvurmayanların sayısının çok daha fazla olduğunu söylemek yanlış olmaz. 16 yılda 36 kadın cinayeti gerçekleşmiş. Bu bile başlı başına bir kanıt.

Ama yine de olaya sadece polisiye önlemlerle yaklaşmak mümkün değil.

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı da artık bu ülkenin bir gerçeği haline gelen kadına şiddeti önleme konusunda kafa yormuş, yapılması gerekenleri belirlemiş…
* İnsan Haklarına uygun adli yardım sistemi geliştirilmeli
* Okullarda toplumsal cinsiyet eşitlik temeline dayalı eğitimlerin teşvik edilmeli
* Kadına yönelik şiddetin kayıt altına alınmalı ve veriler toplanmalı
* Kadına yönelik şiddetle ilgili devlet tarafından finansal kaynak ayrılmalı
* Kamu görevlilerine yönelik eğitim bilinç yükseltici çalışmaların yapılmalı
* Yasa taraması yapılarak, yasalarda gerekli tadilatların yapılmalı…

Vakıf bu temel düzenlemelerin takibini de yapacağını vurguluyor. Bir kadın İçişleri Bakanımız, sosyal devlete, kadın haklarına inandığını sürekli tekrarlayan bir hükümetimiz var. Bu tedbirlerin alınmasını beklemek hakkımız…

 

YERİN KULAĞI VAR

KİPRİANU’DAN İTİRAF:

AKEL Genel Sekreteri Kiprianu  Ankara’da görüştüğü Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun kendisine “pek çok ve ilginç şey” söylediğini ve bunların bir gün gün ışığına çıkmasını umut ettiğini belirterek, “görüşülmekte olan alternatif çözümün bölünme olduğunu” söyledi ve Anastasiadis’i, “iki devletli çözümü görüşmekle” suçladı. Zaten federal bir çözümü hiçbir zaman istememişti ki…

 

YANINA KAR KALMADI:

Haber ilk kez Havadis gazetesinde yayınlanmış ve bayağı da ses getirmişti. Bir de inkarlar falan vardı tabii… KIB-TEK’te Haziran 2016-Ocak 2018 tarihleri arasında kurum eski Genel Müdürü Gürcan Erdoğan ve makam şöförü, mevzuata aykırı biçimde ödenen ek mesailerden sorumlu tutuldukları 80 bin lirayı geri ödediler. “Devlet malının deniz” olmadığını, haksız kazançların peşine düşüldüğünü ve sonuçlandığını görmek bile, ilerisi için umut veriyor…

 

GÜCE TAPANLAR:

Kurultay öncesi Ersin Tatar’a karşı ortak bildiri yayınlayan ve “önce parti tüzüğünü öğren” gibi ağır ifadeler kullanan UBP’nin İlçe Başkanaları,  “Biz tabanı ve tavanıyla, milletvekili, genel başkanı, ilçe başkanları ile biriz, beraberiz”diyerek Başkan Tatar’a destek vermişler. Rahmetli Demirel zamanında boşuna dememişti, “dün dündür, bugün bugündür” diye…

 

GÖNÜLLÜ OLMUYOR, YAPTIRIM ŞART:

Devlet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, özellikle turizm sektöründe yerli istihdamı bir şekilde engelleniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Zeki Çeler, Bafra bölgesindeki otellerde tam 40 KKTC’li gencin işten atıldığını, işten durdurma yapan otellere veya o bölgelerden ön izin talep edenlere ön izin vermeyeceklerini söyledi. Çare bu… Devlet gücünü gösterecek. Başka yolu yok…

 

BAŞBAKAN ÇAĞRI YAPIYOR:

Başbakan Erhürman, emirnamenin kalıcı olmayacağını, herkesin İmar Planı’na yönelik görüşlerini bir an önce vermesi halinde, emirnamenin yürürlük süresinin kısıtlanabileceğini söylüyor. “İmar Planı çıksın” diyenler, gerçekten samimi iseler, bu tartışmaları bir kenara bırakıp, plana yönelik görüş vermeliler. Aksi taktirde bu sonuçsuz tartışma kimseye fayda sağlamayacak…

 

ALDIĞIMIZIN YARISINI VERİYORUZ:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Çeler, ülkede çalışan yaklaşık 50 bin yabancı işçinin, yurt dışına yılda 150 milyon dolar gönderdiğini söyledi. Bu bir anlamda Türkiye’nin her yıl bize katkı olarak gönderdiği paranın neredeyse yarısı. Bu giden paranın yurt içinde harcandığını düşünün, ekonomimiz uçar resmen…

 

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Eğer insanlarımızın ‘50 katlı bina’ dikme heyecanları varsa, bana göre Ercan Havaalanı’na gitmeden sol ve sağ taraflarda geniş araziler vardır ve oraya dikebilirler. Kimse de sesini çıkarmaz. Fakat ortada şöylesi bir garabet vardır. Benzer kavgaları ve ‘icraatsızlığı’ Girne’de de yaşadık ve Girne’nin bir bölümünü kaybettik. Çünkü Girne’yi bilimsel planlama yöntemiyle değil, rant ekonomisiyle şekillendirdik”…

 

DİPTEKİLER

Bunlar Daha iyi Günlerimiz: Suçları önlemede ne yazık ki yetersiz kalıyor, önünü alamıyoruz. Şiddet artarak devam ediyor. Karısını, sevgilisini darp edenlerin, tecavüz edenlerin haberleri hergün gazete sayfalarında yer alıyor. Bunlar öylesine azıttılar ki, karakol basıp polisi bile darp etmeye başladılar. Yeni açılan “Kadına Karşı Şiddete Müdahale Birimi”ne son 3 günde 9 ihbar yapılmışsa eğer, durumun vahametini artık siz anlayın…