Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KKTC’NİN KURULUŞUNU KİM İSTİYOR VE SAVUNUYORDU

Havadis gazetesi yazarı Mete Hatay’ın Facebook’ta paylaştığı KKTC ile ilgili bilgi ve belgelere ne kadar da çok insan şaşırmış.

Şimdilerde insanları “bunlar KKTC’ci” diye aşağılayan ve aklısıra hakaret ettiğini zannedenler KKTC ilan edilmeden önce bir numara KKTC’ciydiler ve ilan edildikten sonra da Rumlara çağrı yapıp “yeni bir kardeşiniz doğdu KKTC’yi derhal tanıyınız” demişlerdi.

Uzun süre de KKTC’yi savunmuşlardı.

Bu cümleler hayrete düşenlere ve yeni kuşaklaradır.

Tarihi öğrenmek aslında çok da iyi birşeydir, kimin ne mal olduğunu bilmek için.

 

***

Ve bu satırların yazarının kişisel KKTC anısı;

Kızılay’da Yenişehir postanesinin önünde uzun bir kuyruk oluşturmuştuk sabah sabah.

Filistinliler ve Iraklılar şaşırmıştı.

Çünkü “memleketle konuşacak olanlar” akşam saatlerinde kuyruğa girerlerdi.

İlk kez Kıbrıslılar sabahın ilk saatlerinden telefon kuyruğundaydılar.

Olağanüstü bir durum vardı.

Zaten telefonun başındaki görevli kadın da “Kıbrıs’la irtibat yok”  deyip duruyordu.

Biz inanmıyor ve bir kez daha denemesini istiyorduk.

Cep telefonuyla birlikte uyuyan yeni nesle anlatmak zor.

Ankara’da öğrencilik yıllarımızda Kıbrıs’la konuşacağımız bir tek uluslar arası telefon vardı.

O da Kızılay’da Yenişehir postanesindeydi.

Diğer yabancı öğrencilerle sıraya girerdik. Oradaki görevli memura numarayı verirdik.

Arar bağlantı kurar ve paraleldeki telefondan konuşmamızı sağlardı.

Tabi ki dinlerdi de.

Kıbrıs ayağı da başka bir zahmetti.

Köyde bir tek telefon vardı o da muhtarın evinde.

Birinci bağlantıda muhtardan ailemizi çağırmasını isterdik.

Sonra yine kuyruğa girer ve saatlerce beklerdik.

İkinci bağlantıda da aile ile konuşurduk.

O da sadece 3 dakika.

Telefon konuşması üçüncü dakikada otomatik kesilirdi.

Bu anlattığım dönem 1983.

Sonra askeri yönetim gitti Özal geldi.

Her köşe başı jetonlu telefonlarla doldu.

Okul kantinine de jetonlu telefon konmuştu ve bizim Yenişehir postanesi çilemiz de bitmişti.

 

***

KKTC ilan edildiğinde Ankara’daydım.

Üniversite öğrenciliğimin ilk aylarıydı.

Memlekette bir şeyle olduğunu duymuştuk ama ne olduğunu bilmiyorduk.

Telefon ve telgraf bağlantıları koparılmıştı ve ulaşmamız da mümkün değildi.

Yeni Yüzyıl’daki yıldız bloklarındaki 31 numaralı evde toplanmıştık.

Kısa dalgadan Bayrak Radyosunu bulmaya çalışıyorduk.

Çünkü o zaman sadece TRT vardı ve TRT de “ser veriyor sır vermiyordu.”

Bayrağın cızırtılı sesine ulaştığımızda sevinmiştik.

Parti yetkilileri konuşuyordu.

CTP ile TKP’nin tavrını merak ediyorduk.

CTP adına Naci Talat konuşmuştu.

TKP adına da İsmail Bozkurt.

Naci Talat bağımsızlık bildirisindeki “federasyona” atıf yapmıştı.

İsmail Bozkurt da benzer şeyler söylemişti.

Meclis’te oy birliği ile kabul edilmişti KKTC’nin ilanı ve hepimizin şaşırdığını anımsıyorum.

Çünkü bütün yaz duvarlara yazılan “ayrı devlet ilanına hayır/evet” şeklindeki sloganlardan ve kıyasıya tartışmalardan çıkıp gelmiştik.

Doğrusu oy birliğini beklemiyorduk.

Demek ki ortada “garip” bir uzlaşma vardı.

Bu “garip” uzlaşmaya nasıl varıldığını daha sonra öğrenecektik.

***

Aradan 35 yıl geçti.

KKTC’nin kuruluşu ve sonrası her yönüyle tartışıldı.

Aslında en çok tartışılan da yapısı oldu.

Kendi kendine yetecek bağımsız bir devlet diye ortaya çıktı ama egemenliğini devreden, yürütmede kesik, ekonomide bağımlı ve protektera  bir yapı oluşturuldu.

Bu yapı hala devam ediyor.

Tartışılması gereken de bu yapıdır.