Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

GALİZ KÜFÜRLERİ SAVURANLAR

Hade konunun ortasından başlayalım ve okuyucunun da kafasını karıştırma pahasına tarihi gerçeklere değinelim.

Birbirlerine ağıza alınmayacak en galiz küfürleri savuranlar, birbirleri için “eşimin mallarına konmak için  ölmesini bekliyorlar” türünden lafları, buralarda değil de Türkiye medyasında yayınlatıp kaybettiği paraları geri alınmak amacıyla  operasyonu yapanlar.

Kardeşinin eşini en galiz bir şekilde gazeteden kovup da “kene gibi yapıştı” diye gün 24 saat konuşanlar.

Şimdi sözde birlik olmuşlar, karşımıza geçip de bize ahlak dersi vermeye kalkışıyorlar.

Hoooop orada durunuz.

Sizin kim olduğunuzu ciğerinize kadar biliyoruz.

Yok öyle üçüncü şahıslardan falan değil.

Yıllarca kızkardeşiniz ve eniştenizle ilgili günün her saatinde dinlediklerimizi biz biliyoruz.

Veya gelininizle ilgili.

Sadece biz değil.

O toplantılarda söylediklerinizi bir elin parmaklarından fazlası gazeteci dinlemişti.

Her defasında da “aman tanrım bunlar nasıl aile ilişkileridir” demişlerdi.

Ahmed’i medi.

Yılların vazgeçilmez tetikçisi.

Rahmetli Akpınar “attır bir milliyetçi yazı” dediğinde 10 dakika sonra esas duruşta hazırdın.

Bugünkü gibi kimliksiz ve kişiliksiz bir tetikçiydin.

Ben gazeteye geldiğimde çok uğraşmıştım “artık ismiyle yazsın” diye.

İsminle yazıp bir hiçe dönüşmüştün.

Açtırmayın bana eski defterleri.

Henüz o konumda değilim, yazdırmayın bana meslek anılarımı.

Emin olunuz ki kaçacak delik arayacaksınız.

Her dönemin muteber tetikçisi Ahmedi medi (bu ifade Mustafa Doğrusöz’e aittir) şöyle yazmış benim hakkımda;

“Bugün de Havadis’in genel yayın yönetmenliğini yapan kişi, şimdilerde küs ve kavgalı olduğu eski yazı işleri müdürünü sorumlu tutarak, söz konusu haber için “Yazı işleri müdürü yayınlamamızı istedi” deyip, kendi dava arkadaşını dahi satmıştır. Üstü kapalı sorumluluktan kaçmak, daha düne kadar kader birliği yaptığı kişiyi sorumlu tutmak da ayıptır… Üstelik de genel yayın yönetmenlerinin her şeyden sorumlu olup, gerektiğinde yazı işleri müdürünü de dinlemeyeceğini gazetecilikten anlayan herkes biliyorken…”

Bre alçak;

Sen ne anlarsın benim Hüseyin Ekmekçi ile aramızda olanları.

Herşeye rağmen o benim oğlum kadar değer verdiğim, kardeşim kadar koruduğum birisidir.

Satılık kalemin bu ilişkinin arasına bile giremez.

 

***

Birkaç lafım da bizim Eşref Çetinel’in saptamasıyla “geçkin yaşına rağmen ergen tripleri yapan” Şener Levent’e olacak.

“Ben da ben” ego girdabında sürüklenip duruyorsun.

Yunanlı faşistlerin sosyal medyada çoğalttığı, “kimin yaptığı” meçhul sayılan bir utancı “iktibas ettim, düşünce özgürlüğüdür” diye savunuyorsun.

Mahkemede duruşması süren bir davaya müdahale etmemek adına düşüncemi şimdilik saklı tutuyorum ama Türkiye Cumhurbaşkanı’nın başına işeyecek kadar fantezilerin gelişmişse bunun bedeline de katlanacaksın.

Senin yaptığın iktibası “basın özgürlüğü” bizim yaptığımız iktibası zem ve kadih sayan eski yargıç müsveddesi  de kurtaramayacak seni.

Nankörün önde gidenisin.

Rahmetli Rauf Denktaş’a “anası Fransız Yahudisidir” diye hakaret ettiğinizde ve davayı kaybedip  de bilgisayarlarını ve masalarını haciz ettiklerinde  bizden destek bulduğunda biz çok iyi insanlardık.

Şimdi biz “muz gazetesi” ha.

Leventgiller familyası yine ağlaşmaya hazırsınız anlaşılan…