1960 da Majeste Kraliçe (İngiltere) “Özel Konseyin” (Privy Council) tavsiyesi ile kendisine bahşedilen yetkileri kullanarak 3 Ağustos 1960 da “1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Emirnamesini” çıkarıyor ve bu “emirname” 10 ağustos 1960’da meriyete kazanıyordu.
İngiltere’nin adadaki son valisi Hugh Foot idi.
Foot İngiliz idaresinin “son günü” saat 7’deki akşam haberlerinden sonra halka bir veda konuşması yapıyor, karşılıklı işbirliği ve anlayış sayesinde Cumhuriyetin başarılı olacağından kimsenin şüphesinin olmamasını vurgulayarak eski kara günlere (yani Eoka terörüne) dönülmeyeceğini söylüyordu…
16 Ağustos sabahının erken saatlerinde Kıbrıs’ın bağımsızlığının resmi töreni yapılıyor, Vekiller Konseyi binasındaki boş bayrak direklerinden birine merasimle Kıbrıs bayrağının çekiliyordu. Bu bayrak Çekme töreni ile Kıbrıs adası, tarihinde ilk kez “bağımsız bir Cumhuriyet devleti” olarak dünyadaki diğer devletlerin yanında yerini alıyordu…
(YUKARIDA yazdıklarımı, Allah kendisine sağlık afiyetler versin dileklerimle Kıbrıs Türk tarihine boyumu aşan kitaplarıyla çok büyük katkılarda bulunan Ahmet Gazioğlu’nun 1960 yılında yayınladığı “İngiliz İdaresinde Kıbrıs” adlı kitabından özetle aktardım..)
GEÇEN gün Güney Rum Yönetimi “1 Ekim’e çektiği Kıbrıs Cumhuriyetinin kuruluş yıldönümünü tek başına laf ola beri gele kutladı!”
Söz konusu 1959 yıllarında ben lise son sınıftım. Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulması için süregelen çabalara dudak büküyor ve bazı öğretmenlerimle sınıfta kıyasıya tartışıyordum.
Onlara göre “yapılan anlaşma çok mükemmeldi. Türk askerinin adaya gelmesi bir tarihi olaydı…”
Ben tabi o yıllardaki dogmatik düşüncelerimle olmalı, “biri Cumhurbaşkanı Makarios, diğeri yardımcısı Dr. Küçük’ün gerçekten bu cumhuriyeti yürütebileceklerine mi inanıyorsunuz” diyor ve tutun ki bugün hâlâ ispatı vücut bulduğu için söyleye geldiklerimizi o gün de söylüyorduk! Yani Rumun Adada Enosisi gerçekleştirme ideallerinden Türkleri kovmak için elinden geleni yapacağına kadar…
TOPLUM da o yıllarda ikiye bölündüydü. Tabiatıyla iyimserler “cumhuriyet yürür” derken kötümserler “yürümez” diyorlardı.
Oysa olayın “iyimserlik yada kötümserlikle” ilgisi yoktu. Makarios Enosisi gerçekleştirmek için yemin etmiş bir kilise papazıydı ve amacından asla vazgeçmeyecekti.. Nitekim öyle oldu. Cumhuriyet zaten birinci yılından sonra çöktü! 1963’de ada kan gölüne döndü!..
…BUGÜNE dönmem gerekir mi? Film aynen ve kaldığı yerden devam ediyor. Bir farkla: Henüz Kıbrıs’ta Rum’un istediği birleşik Kıbrıs’a dayalı Türkiyesiz bir federal sistem oluşmadı. Bunu başardığı gün bu adada ikinci bir Kıbrıs Cumhuriyeti vakasının gerçekleşeceğini hep beraber göreceğiz! **********
DEVLET: (KÖTÜ GÜNLERE DE HAZIR OLANDIR!)
Her halde bir hükümet için en büyük talihsizlik olmalı. O da sekiz aylık Erhürman hükümetine isabet etti!
Tabi hükümeti vururken KKTC’i de felç ettiği söylenen “döviz vurgunundan” söz ediyorum. Doğrusu “olağanüstü” bir durumla karşı karşıyayız ama biz “olağanüstü durumları” bile meri hale getirecek devlet refleksine sahip değiliz dolayısıyla şaşkın ördeklere döneriz!
Örneğin iki sendika yollarda yürüse, hükümet telaşından bir haller olur! Kaldı ki ortada bizim olmayan paranın döviz karşısındaki değer kaybından doğan anormal duruma müdahale edebilecek tedbirler alına!
NİTEKİM yaz rehavetinden sonra ilk toplantısını yapan Meclisimize baktık, sanırsınız Kudüs’teki Mescidi Aksanın ağlama duvarı!
Ki ilk gözyaşlarını Sn. Erhürman koyuverdi: “Kayıp dedi çok büyük! TC’de kurlardan dolayı 8 aylık enflasyon yüzde 12.29 bizde 24.29.”
Tabi öyle olacaktı çünkü akaryakıt, elektrik gibi enerjiler yanı sıra süt fiyatlarıyla da oynanırsa kaçınılmaz zamlar birbirini tetikleyecekti. Buraya kadar her şey olağan. Yarattığı durum ise olağanüstü ama!
ŞİMDİ gelelim Maliye Bakanı Denktaş’a. Gitgide ve eskidikçe tecrübe kazanıyor. En azından devlet yönetmenin çocuk oyuncağıyla oynamak olmadığını artık iyicene idrak etmiş ki diyor ki örneğin, “böylesi döviz vurgunları gibi olağanüstü durumlarda kullanılması gerekecek Fiyat İstikrar Fonundaki paralar seçim var diye harcanırsa işte böyle ayazda kalınır!”
Hep ayni sorun. Şu “gidi” seçimler! Her yıl bir seçim yaparsanız “FİF”i de yiyip bitirirsiniz memleketin istikrarını da! Sonra ver elini Ankara, “aman biraz daha para!”
BELKİ maliyecilerin, ekonomistlerin bu sorunlarla ilgili kitap yazacak kadar anlatacakları vardır ama “esas” şudur:
Allah göstermesin deprem olur, seller basar, sıcaklar kavurur, kuraklıklar vurur.. Allah’ın işi dersiniz çaresiz..
Fakat Devleti yönetenler için böyle düşünemezsiniz. Nitekim Serdar Denktaş’ın FİF ile ilgili uyarısını, “böyle düşünmememiz” gerektiğini söylediği için Köşeme aktardım.
VE bir kez daha: KKTC baştan aşağı değişim istiyor. Başkanlık sistemini ciddi ciddi düşünerek! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (NEEDENİ BASİT!)
Eğitim Bakanı Sn. Cemal Özyiğit Meclis’te sordu: “Neden bu toplum üretimden koptu? Cevabı basit? Siz politikacıların sayesinde değil mi?
Ki hiç unutmadık: Bu memlekete dünyada ilk kez deniz altından döşenen borularla su akıtıldığında “istemeyiz” feryatları ayyuka çıkıyordu! Oysa susuz tarım susuz ülke mi olurdu!.. Sesleriniz hâlâ kulaklarımızda çınlıyor!
































