Uçakla 3 bin kilometreye yakın yol kat et!..
Daha uçuş yorgunluğu ile saat farkının şaşkınlığını üzerinden atmadan BM’ler binasına git!.. Ve Genel sekreter Guterres’le sadece 25 dakikalık bir görüşme yap!..
Üstelik o 25 dakikanın sonunda desin ki Sn. genel sekreter, “zaten müzakerelerin başlaması için henüz karar veremeyiz, çünkü özel temsilcim Lute’un temaslarını bitirip raporunu hazırlamasını bekleyeceğiz!..”
…VE beklediğimiz Sn. Akıncı Guterres görüşmesi gerçekleşti. Sadece 25 dakika! Bunun beş altı dakikası zaten hoşamedilerle geçti. Ki önce Guterres sordu: “Nasılsınız Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı? Sn. Akıncı, “eh işte iç güveyisinden halliceyiz… Dünyanın dingilinin kopmasından olacak bu yaz Kıbırıs’ta çok sıcak oldu!..”
Sonra Sn. Akıncı sordu Guterres’e: “Ya siz nasılsınız Sn. Genel sekreter. Umarım sağlık afiyettesiniz…”
…Derken Guterres, elini alnına vurarak, “ha sahi dedi şu Kıbrıs’la ilgili müzakereleri yeniden başlatmayı konuşacaktık. Eee ne diyorsunuz bu konuda Sn. Cumhurbaşkanı?”
Sn. Akıncı koltuğunda şöyle bir dikilirken, “bak Sn. Guterres dedi. Eğer bu müzakerelerin ucu yine açık olacaksa hiç başlamasın daha iyi!”
Ve ekledi: “Müzakereler başlayacaksa sonuç odaklı, takvimli, ve stratejik bir paket olmalı. Hatta sizin de bu müzakerelere dahil olmanız çok önemli…”
Guterres ise zaten özel temsilcisi olarak göreve atadığı danışmanı Lute’nin da henüz raporunu tamamlamadığını bu nedenle rapor kendisine iletildiğinde, “ışığında,” Sn. Akıncı ve Anastasaiadis’le yeniden diyaloga geçeceğini” söyledi!
Tabi Sn. Akıncı cevabi konuşmasında “Sn. Guterres madem henüz rapor hazır değildi dolayısıyla müzakerelerin başlaması konusunda karar veremeyecektin, neden bana onca yolu katettirdin” demedi!
YA ne dedi? “Müzakerelerin elli yıldır devam ettiğini.. Türk Tarafının hep yapıcı olduğunu.. Annan planına evet dendiğini.. Son Crans Montana konferansında da masayı berhava edenin Türk tarafı değil Rum tarafı olduğunu.. Söyledi ve hatırlattı: “Türk tarafı her zaman çözümden yana ve uzlaşıcı davrandı…”
Zaten Sn. Akıncı’nın açıklamalarından da öğreniyoruz ki Türk tarafının bu yapıcı siyasetinin Guterres de farkındaymış!
HA sahi Sn. Akıncı doğal gaz konusunu da gündeme taşıdı ve dedi ki “hidrokarbon Kıbrıs sorunundan izole edilemez. Kıbrıs Türk halkının da doğal gazda hakkı vardır…”
25 dakikalık görüşmenin ardından Sn. Akıncı ayrılırken Guterres, “kusura bakmayın dedi Sn. Akıncı’ya. Sizin başınızda bir dert benim başımda 200 ülkenin dedi! Anca bu kadar zaman ayırabildim size. Yeniden görüşmek üzere…”
**********
GEÇEN HAFTANIN “KÖTÜLERİ VE İYİLERİ!”
Geçen hafta Kıbrıs siyasi sorunu New York’a taşınırken, kendi içimizde de kendimizle hesaplaşıyorduk!
Çünkü artık “devletimizin gidişinden” memnun değiliz! Bugüne kadar yabancısı olduğumuz pek çok “kanunsuzluklarla” tanışıyoruz! Reformlarını yapamadıkları için hâlâ hantal ve sorunlu yapılarıyla siyasi iktidarların işlev ve iradelerini olumsuz etkileyen kurumlarımızdan şikâyet ediyoruz..
Mesela en güvendiğimiz kurum olması gereken polisimizde bir tutuklu hücresinde kendini asarak intihar ediyor, “poliste de mi tedbir kalmadı” diye şaşıyoruz!
Tavuk-et kavgası yapıyor, Mağusa belediyesinin davullu zurnalı, “evet iflas ettik” açıklamasıyla “al sana bir büyük sorun daha” hayıflanmasında üzülüyoruz!
Bunlar yetmezmiş gibi “yılların müzmin sorunlarından Kıb-Tek’i manşetine çeken Havadis gazetesi, kurumun devleti nasıl milyonlarca liralık zarara uğrattığını ayazlatıyor, neden bu durumlara düştük diyoruz!..
Lefkoşa’da bir veli Şh. Ertuğrul İlkokulunu basıyor öğretmelere “hepinizi öldüreceğim” diye tehditler savuruyor (her halde yeniden okulu bassın diye) tutuklandıktan sonra polis tarafından serbest bırakılıyor!
PEKİ ama geçen hafta hiç mi “iyi işler olmadı, olumlu kararlar alınmadı. Hiç mi “karamsarlığı” az biraz izale edecek hayırlı haberler işitilmedi.. Olmaz mı?
İlk kez yerel kaynaklarımızdan elde edilen su 8 bin hektarlık bir alanı sulamak için toprağa salındı..
İlk kez ve yıllar sonra Lefkoşa’daki mezbaha devreye girecek şekilde yeniden restore edildi.
İlk kez turizmde 865 milyonluk gelire ulaşıldı..
İlk kez aylar sonra dövizde hafif de olsa düşüşler başladı.
Fakat ille de devletin çarklarını çeviren “kamu görevlileri yasasını” yeniden düzenlemek! **********
KISACA TAKILDIĞIM: (ARTIK ŞARTTIR!)
Geçen gün bir kitap ararken karton kutulardan birini açmak zorunda kaldığımda baktım 1979’dan kalma bir “Kamu Görevlileri Yasası.”
Tabi 1982’den 1989 yılına kadar olan sürede 16 değişiklik yasalarıyla birlikte…
Sayfalarını karıştırıp merak ettiklerimi okudum. Ve dedim ki kendime, “vallahi hiç de fena değil, adam gibi uygulansaydı, bugün ne “yenilerine” ne “değişikliklerine” gerek duyulurdu.. (Tabi değişen koşullarda değişen özlük hakları açısından değil..)
Kaldı ki çok iyi biliyoruz. Yasaları çalıştıramadığımız için değiştiriyoruz! Popülizm olsun diye değiştiriyoruz!
Seçimlere giderken değiştiriyoruz ki oya tahvil olsun!
Ona buna rant sağlamak hatta ihalelerle bile oynamak için değiştiriyoruz!..
Tabi haliyle ne oluyorlar? Kokuşuyorlar! Bu kez tu baştan değişiklik! Ki yine gündemde!
































