Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

İstediğimiz çözüm, işte bu…

Bir süredir Türk ve Rum bölgeleri arasında, Kıbrıs siyasi sorununu olumlu  etkileyebilecek ticari ilişkiler yoğunluğu yaşanıyor.

Bizi vuran döviz krizine karşın vakta ki Güneyi de petrol fiyatları vurdu, iki halk arasında hiçbir siyasi etki tepki söz konusu olmadan “inisiyatifi bir refleksle” ilk kez Güney, daha ucuz olduğundan  arabalarının akaryakıt ihtiyaçları için Kuzey’deki istasyonlara yöneldi..

Yanı sıra Rum yönetimi Kuzey’den sebze meyve alımlarını da serbest bıraktı..                  GEÇEN hafta haberleri birlikte izledik. Sınır kapılarında uzun kuyruklar oluştu. Zaten TL.nin euro karşısında   yüzde 70’lere varan değer kaybından sonra Güney insanının Kuzey’deki çarşı ve akaryakıta bigane kalması beklenemezdi.  Nitekim istatistiki veriler Güney’den Kuzey’e geçen Rumların sayısında yüzde 80’lere varan artış olduğuydu..

Buna karşın  bizden Güney’e geçişlerde   yüzde 14 düşüş yaşanmış

BAŞA dönüyorum: Öteden beri siyasi sorunu didiklerken çıkış startını, “ayni adayı paylaşan Türk ve Rum halklarının kadersel olarak  birbirlerine ihtiyaçları olduğu” gerçeğinden veririm.

Çözümü iki ayrı devlet esasında oluştursak da  ister resmi anlaşmalarla ister Kuzey ile Güney’deki Türk Rum halklarının kendi inisiyatifleriyle olsun, türlüsü çeşitlisiyle ilişkiler bugün de olduğu gibi  devam edecektir…

BU gerçek yaşanırken ve gelecekte de asıl “barışın” mihengi bu iki toplumlu kaçınılmaz ilişkiler olacakken, masada Kuzey’deki Türk devletini delik deşik etmek pahasına yaratılmak istenen “ucube çözüm modelleri” peşinde koşmak,  çok akıllıca bir arayış olmuyor!

Hatta çözüm masasına bile gerek yoktur!  Rum tarafının Kuzey’deki devleti tanıması “bizatihi” çözüm olacaktır. (Ha mal mülk meselesi ne mi olacaktır? Müzakereler zaten bu ve benzeri sorunlara kayacak iki toplum verecek-alacak-mahsuplaşacak…)

SÖYLEDİĞİMİZ şudur. Siyasi soruna ve siyasilerle, masadaki başarısız müzakerelere karşın  görüyoruz ki  Rumların Kuzey’e Türklerin Güney’e gelip gitmeleri, alış veriş yapmaları çok olağan ekonomik ve insani ilişkiler içinde devam ediyor..

Bundan daha güzel bir “barış” ve “çözüm”  olabilir mi? İki halkı neden Kuzey ve Güneydeki  yurtlarında tarumar edecek,  yeniden kavgaya sürükleyecek “çözümlerin peşinde koşturuluyor?”

Dahası Guterres dünyada hangi siyasi sorunu çözdü ki şimdi  benim sorunumu çözsün?

**********

ELBET BU GÜNLER DE GEÇECEK!

Olağanüstü günler yaşıyoruz  ve bu zor günlerin ne zaman sonlanacağını bilemiyoruz.                                                                                                                                              Bu nedenle “TL’nin durumu nedir” merakında sürekli  Türkiye’yi gözlüyoruz. Açıklamalar mali krizin 2019’lara sarkacağını haber veriyor. Kaldı ki istikrar hâlâ çok uzaklarda. Çünkü Türkiye’nin sadece bir yıl içinde döndürmesi gereken kısa vadeli dış borcu 179 milyar dolardır  deniyor.. Ve ekleniyor: “Oysa  Türkiye’nin 230 milyar dolar seviyesinde olan dış finansman ihtiyacı vardır..”

BUNLARA karşın Erdoğan umut pompalıyor. Ancak sadece “laflamayla” kalmıyor. Zaten yıllardır aklında olduğu halde uygulamasına geçemediği formülü devreye sokuyor. Konut alım satımlarından ötesi emtiaya kadar dövizi dışlarken, yerine  Türk lirasını ikame ediyor.. Ve kısa sürede Türkiye iktidarı muhalefetiyle “Türk parası kullanacağız” düşüncesini ulusal slogan yapıyor…

ANCAK TC’deki gelişmeler her zamanki gibi yine bizi ters köşeye yatırıyor! Artık medyamızın manşet haberlerinde “ne olacak bu pahalılık” yakınmaları var.

HER gün bir günlük gazetemiz daha satışını 5 TL’e çıkarıyor. İlk kez artık gazete satın alamayacağımı, gazetesiz nasıl gazeteci olabileceğimi düşünüyorum! Çünkü Gazete’lerin önüme serdiğim o mürekkep kokulu kağıt sayfalarının keyfi ile yararını internette asla bulamıyorum!

Öte yandan çarşı Pazar yangın yerine döndü. Cayır cayır yanarken elleri de yakıyor…

VESSELAM felâket tellallığı yapmak istemiyorum ama durum vaziyetlerimiz felâket!

Ve dönüp hükümete bakıyorum. Bu koşullarda yapacağı tırnaklık “icraat,” yerine getireceği “vaat” olamaz! Buna karşın TC’de olduğu gibi tedavüldeki “döviz” yerine Türk parasını ikame edebilir diye düşünüyorum..   Nitekim artısını eksisini bilemiyorum ama dıştan gelen üniversite öğrencileri de yakınmaya başladılar. Ev kiraları hâlâ dövizle diyorlar. TL’ye geçilirse mevcut ekonomik koşullara uygun  daha açık seçik bir “kira” imajı oluşur ki her halde sterlin yuro kadar yakmaz!                                                                                                                                                                                                                                                                           *****

KISACA TAKILDIKLARIM: (ASKERİ KANTİNLER VE ÇEVRE TEMİZLİK DERKEN!)      

Ta yıllar ötesinden gelen bir sorun!  Nitekim sivillerin yine askeri kantinlere  yönelmesi, sorunu debreştiriverdi, şikâyetler ayyuka çıkıyor.

Oysa olay basit:  Bu kantinler  “asker  aileleri” için oluşturuldu.. “Siviller alış veriş yapamaz” demek için sadece yetkili ve sorumlu makamların iki dudağının açılıp kapanması yeter, o kadar basit. Oysa biz sorun üretmeye bayılıyoruz askeri kantinler de  çiçeği burnunda tazesi oluyor!

…HER kadar artık  memlekette Pazar’ları  “çöpleri toplama  günü” haline geldiyse de dün gerçekten “Dünya Temizlik Günü”ydü..   Çevreci örgütler yine pisliklerin peşine düştüler! Yine çöpleri topladılar! Yıllardır topladıklarınca!

Amma  kimilerinde varken bu pislik aşkı, pöö! Daha çok temizlersiniz  pisledikçe bu pisler!