Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Empati…

 

 

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, önce bir empati yapmaktan, sonra da samimiyet testinden söz etti.

Herkes kendince empati yaptı, iş sonunda yine karşılıklı suçlamalara döndü.

Özersay’ın dediği şu; “biz acaba Kıbrıslı Rumların yerine kendimizi koysak o şartlarda biz çözümü ister miydik?” …

Mesela, adanın tümünü temsil eden, AB’ye üye olan, doğal kaynakları çıkarmanın eşiğinde olan  taraf biz olsaydık, Rumlar da bizim yerimizde olsaydı, biz çözüm ister miydik?

Böyle düşününce, hak veriyor insan…

Ama Özersay bunu ne için söylüyor?

Gelmek istediği; Rumlara bu hakları adaletsiz bir şekilde veren uluslararası taraflar kendini sorgulamalı…

Buna da ‘samimiyet testi’ diyor.

Çözüm istiyorsanız, yaptığınız adaletsizlikleri, taraflı olmanızı gözden geçirin, suçlarınızla yüzleşin.

Empati yapan bir diğer grup… Rumların kayıplarını -sanki Kıbrıs Türkünün hiç kaybı yokmuş gibi- sıralayıp da, “hadi empati yapalım” diyenler…

Üçüncü bir taraf, her türlü empatiyi reddedip, sadece karşı tarafı suçlama seviyesinde kalanlar…

Basit, sığ, saldırgan bir mantıkla…

Baktım sosyal medyada bunun tartışması var.

Entellektüel düşünce, sorgulayan, başkalarının da sorgulamasını isteyen düşünceye karşı, dogmalarla hareket edenler…

Düşünmeye ne gerek var ki canım.

İki iki daha dört, o halde, çözüm şu…

Teslimiyetçi, retçi…

Ne yazık ki bu düşünce tarzı, -daha doğrusu hareket tarzı demek lazım, çünkü içinde fazla bir düşünme payı yok- adanın iki tarafında da mevcut…

Ve yine ne yazık ki, bu fast food gibi fast çözümler çok daha yaygın bir şekilde benimseniyor artık.

“Ayrılalım bitsin… Gidelim Türkiye’ye bağlanalım”…

Ya da, “Ne istiyorlarsa verelim, bitsin… Eski ‘güzel’ günlere dönelim”…

Bu iki düşünce şeklini savunanların hepsi de, kendilerinin ve gelecek nesillerinin neler kaybedeceğinin farkında bile değil.

Kolaycı, mücadeleden uzak, sinik, kişilikli olmayan düşünce tarzları…

Her ikisinde de kendi kimliğini reddedip, başka bir kimliğe bürünme çabası var.

Esas acı olan da bu…

Ve tabii bir de sırf muhalefet etmiş olmak için muhalefet edenler… Kendi partisinin tezine uygun olsa da, acele bir açıklama yazıp, muhalefet edenler.

Bunların çoğu, kısa vadede kendini bir yerlerde görmek isteyen fırsatçılar…

Bir sözde çaresizlik, bir kadercilik…

Özersay’ın bence çok doğru olan mantık yürütmesi de, bu tür bağnazlıklar ve fırsatçılıklar arasında kaybolup gidiyor…

 

YERİN KULAĞI VAR

GÖZLER ÇAVUŞOĞLU’NDA:

BM Temsilcisi Lute ve ardından Çavuşoğlu’nun KKTC ziyareti, önümüzdeki günlerde Kıbrıs konusunda yeni adımların atılacağının işareti. Özellikle Türkiye kanadının müzakere süreciyle ilgili “yeni bir yol haritası” düşüncesi ve artık federasyon yerine konfederasyonu telaffuz etmesi, Akıncı ile aralarının limoni olmasına neden olmuşu. Şimdi gözler Lute’un ne söyleyeceğinden çok, Çavuşoğlu’nun ne söyleyeceğine çevrildi…

 

AKIL KOYMAYACAKLAR:

Her görüşme süreci toplumları birbirinden daha da uzaklaştıryor. Alın size en taze örnek.Lefkoşa Üniversitesi/IMR tarafından, gerçekleştirilen ankete katılan her 4 kişiden 3’ünün(yüzde 76), Türkiye’nin tutumunu değiştirmemesi durumunda Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başlamaması gerektiği yönünde görüş beyan ettiği belirtildi. Görüşmemek için bahane hazır. Bir kere de siz tutumunu değiştirmeyi deneseniz, kıyamet mi kopar be gumbarolar…

 

NASIL ANLAŞACAĞIZ:

Bizdeki ve Türkiye’deki siyasiler, “garantiler kırmızı çizgimizdir” derken, Rum ve Yunan tarafı ise “garantiler ve asker” konusunda diretiyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı Kocias, “garantiler muhafaza edilemez” diyerek, yeni müzakerelerin kendileri açısından “daha iyi şartlarda başlayacağını” iddia etti. Onlar için iyi, bizim için kesin kötü olur…

 

TÜKETEREK KÜÇÜLÜYORUZ:

Hatırlayacaksınız Başbakan Erhürman seçim döneminde “üreterek büyüyeceğiz” sözünü çok kullanıyordu. Benim de çok hoşuma gitmişti bu söz, zaten doğrusu da buydu. Ancak, istatistiklere baktığımızda ithalatımız ihracatımızın neredeyse yirmi katı. Yani üretmiyor sadece tüketiyoruz. Sizin anlayacağınız, üreterek büyüyeceğimize, tüketerek küçülüyoruz…

 

İŞTE KANITI:

KKTC Üniversitelerinde kalite sorunundan bahsediliyor ya, işte kanıtı. Türkiye’den lise mezunlarının yurt dışında üniversiteye gittikleri ülkeler listelenmiş. İlk 10’un içinde yokux… İngiltere’yle başlıyor, sonra ABD geliyor, Ukrayna, İspanya, Avusturya’yla bitiyor. Araştırmayı yapan ve yayınlayan Cumhuriyet gazetesi. Hadi bunu da inkar etsinler… Linki de verelim, meraklısı okusun; http://www.cumhuriyet.com.tr/amp/haber/egitim/1034296/Gencler_ulkeden_kaciyor.html?__twitter_impression=true

 

KENDİMİZE KIZALIM:

Çevre kirliliği konusunda kimseye kızma hakkımız yok. En büyük suçlu yine biziz. Çıkın ve adanın herhangi bir bölgesine gidin, etraf pislikten geçilmiyor. Yolların durumu da aynı, yol kenarları poşet ve pet şişelerle dolu. Yediğimizi içtiğimizi etrafa atmaktan adeta zevk alıyoruz, nasıl olmasa birileri temizler düşüncesiyle. Kendimizden utanmıyorsak, ziyarete gelenlerden utanın diyeceğim ama, nerede bizde o surat…

 

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Genç Sporcularımız: Voleyboldan yüzmeye, satrançdan tenise şampiyonluklarla geliyor gençlerimiz. Burada yetişiyorlar, ama tümü de ya Türkiye adına, ya başka ülkeler adına yarışıyorlar. Kıbrıs sorununun bence en acı taraflarından biri bu… Bu çocuklara söyleyecek bir şey bulabiliyor muyuz? Yok! Sadece uzaktan bakıp kutlayabiliyoruz…

 

DİPTEKİLER

Et Konusu da Statüko: Bakan Şahali, toplu tüketim yapan yerler için et ithalatı yasaklarını gevşetebileceklerini söyleyince, malum lobiler harekete geçti. Bir yanda karşı çıkan üreticiler, ki tehdit etmeye de başladılar, diğer yanda kaçak etle hem sağlığı tehlikeye atan, hem de haksız kazanç sağlayanlar. Bunlar sadece kaçakçılar değil, kaçak eti memnuniyetle alıp müşterisine sunan işletmeler… Et ithali konusu da, popülizmin kurbanı olma yolunda…

 

“Bedis Silver Beach arası, Salamis harabelerinin kıyıları… Kaplumbağa üreme alanı… Ama bakın, sanki de dört çekerlerin ralli alanı… Kamp yapanlar, yarış yapanlar. Koruma altında değil miydi oralar? Bu memlekette bir Çevre Bakanlığı olduğunu duyan turistler hayretler içinde…