Evet, dünya “yüz yıl savaşlarını” da gördü haçlı seferlerini gördüğünce..
Birinci ikinci dünya savaşlarını da yaşadı savaşların en kanlıları oluşlarıyla..
Kısaca var olalı beridir Adem ile Havva insanlar savaşmaktadırlar.. Ancak, bitmesi ve bitirilmesi gerektiği yerde, bir müzakere masasında toplanıp, yüz gün bile değil, yüz saatte, sonucu ne olursa olsun anlaşmasını da bildilerdi hâlâ bildiklerince!
BİZSE “doyamadık müzakerelere!” Barış Harekâtının birincisi iki gün sürdüydü! İki gün de ikincisi!
Tam 42 yıldır “o dört günlük savaşın müzakerelerini sürdürüyoruz bu adada! Hem de “zafer bayramını” kutladığımız 1974 Barış Harekâtına nanik çeken “mağlup ve mazlum Türk toplumu” olarak!
NİTEKİM “müzakerelerin yeniden başlaması olasılığı” nedeniyle gene kanımız kaynadı! Dünyada hiçbir siyasi sorunu çözemeyen Amerika ile Rusya’nın uydusu BM’ler Genel Sekreteri Guterres’e bile heyecan bastı! Durum vaziyetleri tespit etmek için özel temsilci tayin ettiği bayan Lute’i adaya gönderdi. Programa göre dün akşam Sn. Akıncı ile görüşecekti de merak bu ya “Sn. akıncı Lute’a ne dediydi?”
Bir: “Müzakerelerin başlamasını ancak bu koşullarda kabul edebiliriz” diyerek, istek ve önerilerini bircik bircik Lute’nin önüne mi serdi? Öğrenip anlaması için tabi?”
İki: “Eğer müzakereler başlarsa “ucu açık olmayacak” kararlığında, yoksa sürecin takvime bağlanmasını” mı istedi?
Üç: “Guterres planı mı yoksa, “artık o köprülerin altından çok sular aktı” diyerek yeni bir planı görüşme teklifinde mi bulundu? (Tabi öyle bir plan varsa eğer!)
Dört: Yoksa daha dün Fransa’ya bile Güney’de üs tahsis eden, “Türkiye’nin garantisi asla kabul edilemez” diyen Anastasiadis’e, “belki olabilir” hükmünde o garantilerin sağını solunu yontarak, Güney’e batmasın diye sivri uçlarını temizleyerek, yeni bir öneri mi götüreceğini ima etti, müzakerelerin önünü açmak için?..
BİLMİYORUZ! Bildiğimiz Kıbrıs Türk halkı arkasında Türkiye olduğu için belki bir Filistin olmadı ama; savaştan muzaffer çıktığı halde hâlâ “mağlubu” yaşamak zorunda kalmakta! Çözüm arayışları denilen ve artık nesilden nesile miras bırakılan “müzakerelerle oyalanıp zamanı boşa harcamak kaderini de hâlâ kıramadı! Desek ki “Eee, yetti artık, bu son olsun!” Kıymeti harbiyesi olacak mı?
**********
KENDİ KENDİMİZİN GÖZÜNÜ ÇIKARTIYORUZ!
Hangi sorundan başlayalım, “hangisi öncelikle önemlidir” diyelim?
Hemen çözüm bekleyenleri bir liste haline mi getirelim?
Plan programları bu listelere göre mi yapalım?
BİLİR misiniz 1967’lerden sonra oluşturduğumuz ve “yönetim” dediğimiz o günlerin idari yapılanmalarında sadece “yıllık” değil, “beş yıllık planlar da vardı. O dönemlerde henüz muteber gazeteci olduğum için o planları hatta günlük Rum basınını Mağusa’daki adresime ulaştıracak kadar da ciddi bir hizmet anlayışı vardı Yönetim kadrolarında.
HER zaman yazarım. Bu devlet “hamaset nutuklarıyla oluşmadı. Bir devlete gerekli olan idari örgütlenmelerle (velev ki eksik ve yanlış) fakat heyecan ve inançla oluştu!
1974 sonrasında “kökleşip büyümesini” bekledik ama olmadı! Nitekim artık devlet plan ve programlarının ne “makro”su kaldı ne “mikro”su!
ÖRNEĞİN: Eğer bir tarım politikası olsaydı bugün “denetimli” et ithalatından söz eder miydik?
Ki “et” deyip geçmeyin. Artık bir kasaplık hayvanın bırakın “postunu derisini! Etinin yağı ile letsasından bile türlü çeşitli gıdaların katkısı olarak faydalanılıyor ki hayvanların dışkıları bile para etmekte!
PEKİ ama “etinden, sütünden, postundan, yağından, letsasından, ciğerinden bağırsağından gübresinden bile “para kazanılırken” neden bu altın kadar değerli “hayvanları” “ihtiyaca cevap verecek kadarıyla yetiştiremiyoruz? Nedir olay?
“Küçükler” büyük besiciler tarafından saf dışına itilirken, yoksa tekelleşmeler mi vardır?
SORULARA cevap verme devletin görevidir ama gitgide büyüyen “et sorunun” cevabını şu anda “ithal edelim” biçiminde işitiyoruz! Bu da gösteriyor ki devlet “ancak böylesi palyatif tedbirler kadardır..”
Nitekim geçen hafta KKTC’e pahalıya mal olan “Kıb-Tek”in yanı sıra, elektrik sorununu da tartışmak istedikti.. Bizzat Bakan Nami’nin de TC’den kabloyla elektrik akımı sağlanmasına sıcak baktığı gerçekte, beklerdik ki siyasi mülahazalar dışında “TC’den aktarılacak akıma, “olur-olmaz” tartışmalarıyla değil, “olmalıdır” kararının görüşlerinde yaklaşılsındı..
FAKAT hâlâ “Türkiye ile işbirliği güç birliği” olayına şaşı bakan kesimlerin varlığıdır ki KKTC’nin çoktan gerçekleştirmesi gereken “yatırımlarla reformlar” savsaklanırken, bıçak kemiğe dayandığı halde olması gerekenler de dinamitlenmek isteniyor!
Nedir amaç? KKTC’i TC’den uzak tutup Güney’i Kuzey’e yaklaştırıp çözümü bu yolla sağlamak mı? Olacak iş değil ama KKTC’de bu sapkınlık bile olabiliyor işte!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (HEYECANLI HABERLER!)
Hakkını yemeyim. Turizm Bakanı Ataoğlu her ne kadar sektörü hâlâ kalkınmanın “lokomotifi” yapamamışsa da kendileri lokomotif gibi önde koşuyorlar.
Nitekim şimdi de bırakın “düşüncesini” hatta “start verildi” diyor: “Yeni hava yolu oluşumu” için tabi!
Hatırlardadır bir süre önce de İsrail’den Mağusa’ya direkt turist gelecekti, müjdesi kendilerine aitti…
Neyse zaman zaman böylesi heyecanlı haberlere de ihtiyacımız vardır.. Ataoğlu bu işi iyi götürüyor..
































