Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Birileri koşacaksa! (rum tarafı koşsun arkamızdan!)

Kıbrıs’la ilgili en büyük gaflet, sorunun 1974 Barış Harekâtıyla başladığı görüşünün  müzakere masasına taşınması oldu!

Nitekim rahmetlik Denktaş’tan öte bir lider tanımadım ki masada, karşısındaki Rum lidere, “bu sorun sizin Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek ideanızdan doğmuştur” desin! Ve eklesin:

“Eğer kafanızdaki megali idea saplantılı Enosisi söküp atmaz, Kuzey’de bir Türk devleti olduğunu  kabul etmezseniz, ne çözüm bekleyin ne de huzur…” Bu konuyu biraz daha açalım: Mesela:

ÇOK yakınımızdaki Kıbrıs tarihine bir göz atalım:  1899 da Limasol’da Enosis gösterileri yapıldı… Türk tarafı 1902’de Rum’un Enosis isteğini protesto ederken 600 imzalı bir muhtıra hazırlayarak İngiliz Sömürge İradesine gönderdi… Kavanin Meclisinde Enosis karşıtı gösteriler yapıldı…

HEMEN sonrasında Rumlar dört büyük şehirde Enosis mitingleri yaptılar, Türkleri protesto ettiler ve yeniden  Enosis kararı aldılardı!..

…1906 da bir Yunan savaş gemisi Larnaka limanına geldi, “yaşasın ilhak yaşasın enosis” sloganlarıyla karşılandı.. Bu arada bazı karma köylerde Türk ahali taşlandı, horlandı…

NEDEN hatırlattım? Eğer bu adada Rum halkının ne istediğini ne için   nasıl mücadele ettiğini anlamışsak, artık kovalandığı yerde kedinin yutacağı bir fare olmaktan kurtulmamız gerekir.. Çünkü tarihle belgelidir bu adada Rum iki asırdır enosis için mücadele etmektedir!

BİZE gelince: Türkiye’nin desteğine, tüm güvencesine rağmen, Rum’un “büyük ideali” dediği Kıbrıs’ı tümden yutma amacına karşın biz sadece kendimize acıyoruz!                 Yat kalk Allah  “battık, mahvolduk, ne olacak bu hallerimiz, yok mu bizi kurtaracak” feryatlarıyla zamanları yerken;  toplumca hep birlikte hünkürerek sanki adanın tek sahibi imiş gibi Güney Rum’una dönüp, “ne olursun gel kır şu inadını da bize çözümü bahşet” diye yakarıyoruz!  (Yalan mı?)

Oysa, eğer bu adada birileri birilerinin ardından koşacaksa onun da Rum liderliği olması gerekir! Bakalım bir gün becerebilecek miyiz bunu!                                                                                                                                                                                                                     **********

NİÇİN “BAŞKANLIK SİSTEMİNE” GEÇİLMELİ?

Senfoni orkestrasını büyük bir ciddiyetle yöneten maestro gibiydi Başbakan Erhürman.. Sadece konuşmuyor, ağzından çıkan  kelimeleri ayni zamanda her iki eliyle de  havada  yazıyordu ki sadece beyinlere değil,  kalplere de  nüfuz etsin…

Ve anlıyorduk: “Beş aylık bir hükümetten çok şeyler bekledikti. Ne var ki seçim öncesi “bekleyin göreceksiniz” diyen  kendileriydi!  Ve iktidar olduktan sonra göre göre gördüğümüz, “acı reçeteleri” oldu! Çünkü:

“DÖRTLÜ koalisyonu” oluşturan  siyasi partiler böyle bir “hükümet oluşumuna”  hazır değillerdi.. Nitekim  “olağan süreçler” düşünülerek hazırlanmış  plan ve  programları çok kısa sürede inisiyatiflerini aşıp rayından çıkarken yeni yeni anomaliler de doğurdular!

Kaldı ki salt “yasa değişiklikleri” yada yeni yasalarla  vaat ettikleri değişimleri gerçekleştireceklerini de sandılardı.. Oysa beş aylık sürede bu devlet kırk yıldır görmediği yeni sorunları da yığdı kamburuna! Ve anladık ki  devlet sadece “değişiklik yasaları” yada yeni yasalar yapmakla kurtulmaz, istikrar kesbetmez!

MESELA:  Düşünülmemesi büyük zafiyet olmalıydı!  Geçmişte iki üç kez KKTC maliyesiyle ekonomisini  yerle yeksan ettiğince  neden bir üçüncü döviz vurgunu daha yaşanmasındı?

Yada neden petrol fiyatları elektriği vurmasındı?

Mesela diyor ki Serdar Denktaş “tüm beklentilerin en önemli unsuru istikrardır…”

OYSA bu ülke “1974’den beridir “çözümsüzlüğü” yaşadığı ve sürekli “müzakere masalarından müzakere masalarına koştuğu için seferberlik ülkesidir..” Üstelik her yıl bir erken seçim yapacak kadar da istikrarsızdır!  Böyle bir ülkede  “olağan ekonomi” mi olur?  Yada istikrar mı sağlanır?

NİTEKİM    yıllardır periyodik aralıklarla  TC ile irili ufaklı “Mali ve Ekonomik reform protokolleri” yapıldı.. Fakat geçen zaman içinde bu  protokollerin sadece “uygulanamaz” oluşlarını tartıştık!  Hatta dedik ki “bizim bünyemize uymazlar!”

O ZAMAN  neden bu mali ve ekonomik programları yapıp  yeni ekonomik arayışların da önünü tıkadık?  “Yani ne yaptık ne  yaptırdık” demek istiyorum!

Nitekim daha geçen hafta TC büyükelçisi Kanbay yana yakıla diyordu ki iki yıl önce terör yasasının meclisten geçmesini istedikti. İki yılda üç hükümet görev yaptı fakat maalesef yasa Meclis’ten hâlâ geçmedi!”

Yakınma nedeni  tabi ki KKTC’de FETÖ’cü olarak tespit edilen bazı kişiler karşısında kanunların  çalıştırılamaması!

UZUN lafın kısasına gelince:  Pek çok sorunumuz vardır.. Anlıyoruz ki “devlette kalıcılık” olmadığı için her iktidara gelen her  hükümet, gerçekten de  enkaz devralmaktadır!”

Son sözümüz de şu olmalıdır: “Biz de Başkanlık sistemine  geçmeliyiz!

**********

KISACA TAKILDIĞIM:  (HAYDİN GÜNEYE!)

“Gözümüz aydın” dediklerinde, “aydınlıkta olun” dedik cevaben!    Güney’de ilk kumarhane mesleği icraatına başladı! Kuzey’den de “Kıbrıslı Türk oyuncular” davet ediyorlar! Üstelik Güvenlik de  misafirperverlik de bedeva imiş.. “Yeter ki diyorlar (ne biçim kumarhaneyse bu) “para kazanmak için oynanmasın!”

Kısaca: Alın size bir dert daha! Sosyal yaralardan delik deşik olmuştuk, şimdi Güneyin kumarhanelerine taşınıp kalbura döneceğiz!