Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yoksa? (devlet olmaya layık değil miyiz?)

Uluslar tarihlerini “geçmişten geleceğe” yürürlerken yaşar ve yazarlar. Tabi bu süreç ne o kadar kolay ne basittir. Bazıları kana boğulur, bazıları ateşlerde yanar.. Ve doğan fırsatlarla birlikte belki   yeniden doğarlar küllerinden!

HER yıl Temmuz ayının bugünlerine vardıkta, Kıbrıs Türk halkının adadaki tarihi kader yürüyüşünü, sevinçle üzüntüyü, umutla hayal kırıklığını çelişkilerle yaşarım.

Fakat  beyinlerini  aptalca bir fanatizmin dondurduğu  “Eoka”cıların, enosisi gerçekleştirmek için  Yunan cuntasıyla  birlikte Makarios’a yönelik kanlı darbe girişimini ayrı bir yere koyarım.

ÇÜNKÜ 15 Temmuzun o kanlı darbe girişimidir ki sadece Rum halkının değil; geçmişten geleceğe yürürken Türk halkının da adadaki  mâkûs talihini değiştirdiydi..

Ve 1873’den sonra  ilk kez Kıbrıs adasında  ulus devlet oluşumuzu kutladıktı 20 Temmuz Barış Harekâtıyla…

SEVİNDİKTİ, umutlandıktı, “Türkiye dışında kendi bağımsızlık ve egemenliğimizde bir Türk devleti oluşumuzun” kıvancını gururunu yaşadıktı..

İlk kez bu adada Rumlar kadar hak sahibi, özgür ve egemen olduğumuzu gördüktü.. İlk kez Kuzey vatanında “aidiyet duygularıyla” sarıldıktı topraklarımıza..”

Hem de TC entellerinin  biz  Kıbrıs Türk halkına atfen, “küçük çatanaların büyük tekneleri çektikleri çok görülmüştür” deyişlerinde yüceltilirken, gururumuzu da yücelten iltifat ve takdirlerinin kıvancında..

FAKAT!  Ne Türkiye’yi bile çekip götürecek bir “çatana” olabildik ne kendimize yar! Aksine 1974’lerden beridir bizi “güvencesi” altına alıp çekip götüren  Türkiye oldu! Elimizi bıraksa Rum’a hap olacağız!..

Temmuz ayının böylesi günlerini ki yakında 20 Temmuz Barış Harekâtı yıldönümünü de törenlerle kutlayacağız, hatırladıkça “sevinçle hüznü” birlikte yaşarım..

SEVİNİRİM şükür ki hâlâ kendimize “devlet” diyoruz.. Üzülürüm, kendimize devlet olmayı çok görmüşüz, ilga edip yerine Rum’un bizi yöneteceği federal sistemi koymaya çalışıyoruz!

Yoksa diyorum. “Biz bu adada özgürlük ve egemenliğe layık bir toplum değil miyiz?”

**********

SİYASİ AHLÂKA DA İHTİYACIMIZ VARDIR!

Biz seçim kampanyalarında  “size hamam da yapacağız” diyen bir ahvadın evlatları oluştan geçerek geldik bugünkü seçimlere! Oy verme hakkına sahip olduğumuzdan bu yanadır  da kesintisiz seçimlerden seçimlere koşuşturuyoruz..  Tabi bu “yurttaşlık  görevimizi” göğüslerimize  takılacak madalyalar uğruna değil, devleti yaşatmak için yapıyoruz..

FAKAT tutun ki yarım asırdır bu ülkede “yerelinden geneline” milleti seçimden seçimlere koşturtanlar; sandığa “yurttaşlar” olarak girip  “milletvekili, belediye başkanları” olarak çıkanlar, artık devleti yaşatmak gailesinde değillerdir!

Doğrusu şu ki bu “varoluş” davası çok eskilerde bir “tatlı hatıra”  kaldı!  O eski  liderlerimiz  ”halka verebileceklerini veren politikacıydılar.” Devleti de kurdular, Kuzey’i  de vatan yaptılar…  Ki son yıllarda bir zamanlar işte o  “verilenlerle   yapılanların” artıklarıyla yaşıyor bu memleket!.. Öylesi bir kısır döngü içine girdik!

NEDEN? Çünkü toplumu şaşkın ördeklere çevirdiler:

Bir yanda en iyi çözüm federasyondur denirken, öte yandan “iki ayrı devlettir en iyisi” çatışması, memleketi sadece “ulusal dava ikilemine değil, şaşkınlıkla kararsızlığa da itti!”

Bir yanda Türkiye ile çok iyi ve yakın ilişkiler savunulurken, öte yandan “Türkiye çek git” dendi!

Bir yanda seçim öncesi hesapsız kitapsız desteksiz vaatler yapıldı, öte yandan seçim sonrası sosyoekonomik ve siyasi gerçeklere toslanıldığında, “bunları tahmin etmediydik” dendi!

Bir yanda dört yıl süreyle on paralık iş yapmayan “yetkililer” sorumluluklarından kaçarlarken, öte yandan her seçim sonrası hiçbir şey olmamış gibi “bataklık” haline getirdikleri makamlarının yine “değişmez” yetkilileri olarak görev yüklendiler…

UZATMAYA gerek yoktur. Bu topluma “yön” duygusunu da kaybettirdiler dava anlayışını da!

Oysa biliniyor. “Ahlâksızlık” sadece göbek altı olayları için  değil, verilen sözlerin yerine getirilememesi için de kullanılır! Ve bu ülkenin artık siyasi değerler açıcından ahlâki değerlere çok ihtiyacı vardır!”

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (SEÇMENİ KANDIRMAK DA MODA!)

Seçimlerden önce söylenenlere bakın, bir de sonrasına.. Hükümeti geçtik.. Ya yerel yönetimler?

Bırakın öncesindeki “yapacağız edeceğiz” vaatlerinin yalanlarını ki ortada göz göre batırılan, borcun altına sokulan “belediyeler” gerçeği vardı! Seçimlerden sonra beklerdik ki kendilerine yeniden seçilme fırsatı verilen  belediye başkanları, “herkesi kör alemi sersem” yerine koymadan sarılsınlardı işlerine… Oysa öncelerden kalma “işler” bile mayna etti!

VE en çok            “kandırılmak” koyuyor insana! Köprüyü geçene kadar seçmene dayı diyenler, şimdi yeniden seçilmenin rehavet ve sorumsuzluğunda ayni seçmene nanik çekiyorlar! Nasılsa önlerinde bir dört yıl daha olduğunun vurdumduymazlığında!

Artık öylesi bir siyasi anlayışın toplumu olduk!  Gel de sorma: “Q vadis?”