Her halde dünyadaki siyasi sorunların arasında en uzun süre vizyonda kalanı Kıbrıs’takidir! 1950’lerden beridir süren ve sahneden hiç inmeyen bu sorunla ilgili oynanmadık tuluat, oynamayan politikacı kalmadı! Ki Eide gibileri de üzerinde “siyasi felsefe denemesi yaptılardı!”
BM’lerle adadaki Türk Rum siyasileri tarafından maskaralığa dönüştürülmüş, araya siyaset sahnesinde tutunamadıkları için üç beşinin bir araya gelerek oluşturdukları sivil toplum örgütleriyle “barışçı çözüm” yanlılarını sokuşturdukları bu “Kıbrıs siyasası” geçenlerde bir başka “tuluatla” açtı perdelerini!
DEĞİL mi ki iki toplumu birbirlerine yaklaştırarak çözüm sağlayacaklar! Bir süredir “Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı” (AGİT) her iki yakada da “ortak kabul göreceğine inandığı” yeni bir “barış dilli sözlük oluşturdu!
Bu “sözlük” “Türkleri tatmin etmek için hazırlandı” deniyor! Amaç Rum tarafınca Kuzey’e yöneltilen “işgal rejimi,” “işgal,” “faşist” gibi medyalarında çok sık kullanılan kelimeleri yumuşatmak, iki halkın birbirini bu sivri uçlu kelimelerle incitmesinin önüne geçmek!
YANİ görüyorsunuz! Kıbrıs sorunu nereden nereye geldi! Bu kelimeleri de “barışa” irca ettiklerinde artık kimse “çözümü engelleyemeyecek!”
Ne var ki kanında “muzırlık ve fasarya” tohumları taşıyan Güney’deki komşumuz her zamanki gibi bu olaya da taktı!
NİTEKİM Rum Gazetecilik Etik Komitesini (GEK) çoktan topun ağzına koydular, “KKTC’i tatmin edecek kelimeler içeren bir sözlük hazırlamakla suçluyorlar!”
DİKO gibi partileri de GEK’i Kıbrıs’taki Türk suçlarını unutturma ve çarpıtma çabasına alet edilmekle suçluyor, sana bu yetkiyi kim verdi diyerek feryatlar koyuveriyor!
Ne var ki önümüzdeki günlerde hazırlığı tamamlanmış, yayınlanma aşamasına gelmiş bu “sözlük” artık Rum-Türk gazetecilerin yazılarını yazarlarken kaynak kitapları olacak!
MESELA “Kuzey’deki işgal rejimi” yerine her halde denecek ki “Kuzey’deki Türk askeri ile yerleşiklerine sıcak bakmayan ve sık sık artık adayı terk edin diyen Kıbrıslı Türklerden oluşan Yönetim!”
Yada “işgal” kelimesi yerine, “çözüm olduğu anda Kuzey’i terk edecek olan askerler” denecek!
“Korsan Devlet” yerine de “çözüme kadar geçici olarak kurulan Kuzey’deki idari mekanizma” deyip ekleyecekler: “Yoksa güney Rum Devleti ile Kuzey’de nefes alamayan Türkler barış içinde birbirlerinin bölgelerini ziyaret etmeye, alışveriş yapmaya devam etmektedirler…”
Doğrusu çok seviyorum bu Kıbrıs siyasi sorununu! **********
TELEKOMÜNİKASYON NEDEN BATTI?
Yıllarca “kurumlarımızın özelleştirmelerine” karşı çıkanlardandım! Tek bir nedenden dolayı: “Çünkü gerçekleştirilen ve gerçekleştirilecek olan özelleştirmeler, “özelin” kendi sermaye ve yatırımlarıyla gerçekleşmiyordu! Usulsüzlüklerle şaibeli işlemler ve “peşkeş çekme” politikalarıyla devletin zararına gerçekleştiriliyordu! Ki hemen hepsinden, devletin arazi tahsislerinden kredilendirmelerine kadar pis kokular savruluyordu! Ve o zaman da sorulası soru geliyordu akla:
TÜM sermaye ve araziler kendinde iken, devlet, cebinden bir kuruş çıkarmayan özel sektöre neden kurumları beleşinden peşkeş çeksindi ki? İyisi mi zararda da olsalar varsın öyle kalsınlar!
Fakat devlet Rumdan da intikal eden elindeki bu ekonomik ve turistik sektörleri “kurumlaştırıp” topluma kazandırmak yerine; bir mirasyedi bonkörlüğü ile Allah ne verdiyse bin bereket versin kabilinden, kârlarını kuruşuna kadar yiyip tüketmek bir yana, iliğine kadar da sömürüverdi!
TELEKOMÜNİKASYON’un özelleştirilmesi olayı da bu dönemlerde geldi gündeme. Telsim’in Turksel’in rekabetine dayanamadığı yerde kendini yenilemeye çalışmışsa da o hantal ve merkeziyetçi devletçilik politikası nedeniyle başarılı olamadı.
O yıllardan beridir de ne zaman TC ile Mali ve Ekonomik protokoller imzalansa, “özelleştirilmesi kaydı” yeniden tazelenir..
O yıllarda büyük sermaye Telsim’le Turksel’e çoktan gebe kalan devletimizle bir kısım medya organlarımız; bircik bircik raporlar hazırlayarak “telekomünikasyonu” (AVEA yani Devletin telefonu) olarak pekala da GSM şirketleri karşısında güçlü hale getirmenin mümkün olduğunu belgelerle ortalara sermelerine karşın, olaya hiç ilgi göstermedilerdi! İŞ başa düştükte bu belgeleri Halkın Sesi gazetesindeki “Köşemde” yayımlayıp yorumlayan da ben olmuştum.. (Neden hatırlatıyorum bunları? Aslında çok teknik konular olduğu için haberleşme etrafında olagelen bu türlü çeşitli yayımları anlamakta zorlanıyordum. Ancak o günlerde bazı yürekli insanların feryat ve önerilerinin haklılığını da anlayabiliyordum.
Dolayısıyla gazetedeki “köşemde” yayımladığım bana gönderdikleri o raporlarla önerileri dikkate alsalardı, bugün Telekomünikasyon kurumumuz üçüncü bir GSM olurdu inancım hâlâ devam ediyor..
Aşağıda o yıllardaki “rapordan” bir bölümü sütunuma aktarıyorum.
*****
…1989-1990 yılında Telekomünikasyon dairesi bir master plan çerçevesinde yeniden yapılandırmaya gider. O günkü “teknoloji” her haneye telefon ulaştırmak parolasıyla KKTC’ye getirilir. Bunun için kredi alınacaktır. Kredinin geri ödemesi, Telekomünikasyon Dairesinin sadece bir kısım geliri ile kredi alınan bankalara ödeme yapması yoluyla yaklaşık 4 yılda ödenecektir. (Proje ve plan helal denecek şekildedir.)
Nitekim süreç iyi başlar. İki yıl kadar krediler ödenir. Ne var ki Maliye Bakanlığı kendi bütçe planlamasını tutturamayınca Telekomünikasyon Dairesindeki gelirlerden bankalara ödenen borçları durdurur! (Tabi anladınız gelirleri başka kalemlerde harcar!..)
…DAHA fazla anlatmaya gerek yok! Zaman içinde milyonluk borç milyarlara dönüşür! Bugün durum nedir bilmiyorum ama biz kurumlarımızı işte böyle batırdık!
































