Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Güney’deki siyasi hezeyan hiç bitmiyor!

Güney’de, gün geçmiyor ki Kuzey üzerine yeni bir senaryo yazılmasın! O kadar ki şimdilerde bazı Rum üniversitelerinin bazı öğrenim görevlileri, Crans Montana’dan altı ay sonra Güneydeki “göçmen Rumlarla-göçmen olmayanların” çözüm olasılığına nasıl yaklaştıklarının araştırmasını yapmışlar.

Çıkan sonucu çok enteresan buluyorlar!  Çünkü olası bir referandumda yüzde 29.9’u çözüme evet, 17.3 de hayır diyeceklermiş!

Araştırma sonucunda görülmüş ki “göçmen Rumlarla-olmayanların” çözüm için yapılacak referandumda “evet ve hayır” oranları yüzde 20 – 21 aralığında çıkmakta.

Buna karşılık “kararsız olan göçmen Rumlarla” “kararsız olan Güneyli Rumların” çözüm konusundaki “kararsızlık” oranları ise yüzde 58-66 aralığında görülmekte…

BU minval üzere devam eden anket ve sonuçlarından anlıyoruz ki Rum tarafı hem olası bir “çözümü” hem de “Kuzeyi” aklından çıkarmamış!

Hiç şaşmıyoruz çünkü onlar için “ana, oğul, kutsal ruh” neyse “Kıbrıs” da o kadar kendileri için kutsaldır! Nitekim söz konusu araştırmadan öğreniyoruz ki “iki ayrı devlete dayalı çözümü Rum halkının yüzde 70.8’i reddediyor!”

KISACA Rum tarafında “Kıbrıs çözümü ve Türk azınlığa hangi hakları hangi federe devlet statüsünde verebilecekleri tartışılıyor. “Dönüşümlü başkanlıktan kaç Türk bakana cevaz verileceğine kadar!”

FAKAT bravo! İpin bir ucunda onlar diğer ucunda biz! 1958’lerden beridir “onlar” çekti “biz” çektik! “Biz” çektik “onlar” çekti! Henüz kimse kimseyi yerlerde sürükleyip “çözümsel bir sonuca varamadı! Tabi varmak için uğraşılıyor da yine aramızdaki o “mefkûre” farkı diyeceğiz! Ki onlar ne Kıbrıs’a egemen olmak sevdalarını saklıyorlar ne de bu uğurda mücadeleden vazgeçiyorlar!

Bizse ne diyoruz? Asırlardır Rumlarla bu adada kardeş kardeş yaşamışsak, bundan sonra da neden yaşamayalım! Dam başında saksağan vur beline kazmayı!

 

**********

İŞTE BELEDİYELERİMİZİN GELECEKTEKİ SAHİPLERİ

İnsanı “kuruntularla umutsuzluklar” yer bitirir! Bir tahta kurdu gibi beyinleri kemirirlerken, iflah olmaz can sıkıntılarında çıkar canınız! İnsanın doğasında vardır, sevinmek kadar üzülmek, gülmek kadar ağlamak!

 “Umutsuzlukları” çok yaşadık hâlâ yaşarken! Fakat ne diyordu o İngiliz atasözü? “Gecenin en karanlık anı güneş doğmadan öncesi an’dır!”

SON günlerde işte bu karanlık anı delen güneş huzmeleri gibi  beyin hücrelerime giren aydınlık ferahlığı hissediyorum..

Nitekim bu kadar genç insanı, gencecik kızlarımızı bir arada görmedimdi. Hatta çocukları bile! KAÇ gündür yeni adaylar olarak belediye seçimlerinin propaganda maratonunda koşuşturuyorlar. Hepsi dal gibi üniversite mezunu genç kız ve erkekler… Ellerinde tomar tomar seçim bildirgeleri, tanıtım broşürleri, resimleri… Aralarında tek bir “suratsız, meymenetsiz, yaşlı insan yok… Kalantor enseli burjuva bozuntusu politikacı da yok…

VE en güzeli ne bilir misiniz? Bu genç insanlar geleceğin Mağusa’sına kentlerine Mağusa’ya sahiplik koyuyorlar. “Biz yaparız, başarırız” diyorlar. Mahalle mahalle, kapı kapı dolaşıyorlar..

İşte “yarınlarımız” diyorum. Umutlanıyor, tüm “karaları” silkip atıyorum kafamdan.. Ki bugünün KKTC’sini yaratan da dünün böylesi genç insanlarıydı.. 1960’lardan sonra Türkiye üniversitelerinden mezun olup küme küme geliyorlardı memlekete.. Ve devleti kuruyorlardı hem de İngiliz’e ve Rum’a karşı!

BUGÜN o yılların heyecanını görüyorum. “Memleketi kentlerimizi biz aydınlatacak biz hazırlayacağız yarınlara” diyen bir genç kuşak yetişmiş.. Hem de bu kez kendi üniversitelerimizden.. Bunun ne büyük bir toplumsal devinim olduğunu, bir varoluş mücadelesi olduğunu kesinlikle görmemiz alkışlamamız, kutlamamız gerekir…

****

GELELİM “yerel yönetimler” seçimlerine. 190 bin 754 seçmen oy kullanacakmış. Bu sayı ayni zamanda nüfus artışımızın da ispatı. 500 yüz bin kişilik bir “ulusal halk” oluyoruz. Rum tarafı bu nüfus artışını görmek istemese de biz görmek zorundayız. Çünkü diğer tüm sorunlarda olduğu gibi bu nüfus artışına uygun bir makro ekonomik plan program henüz yapılmadı. “Kader kısmet” tevekküllünde “yaratan Allah rızkını da verir” diyoruz! Sanki mevcutlara vermiş gibi!

BELEDİYELER bu yönden de önemlidirler. Çünkü bu artan nüfusa “yaşanabilir,” altyapı yönünden güvenilir dolayısıyla huzurlu “yerleşim olanakları sunmak zorundadırlar. “Temiz ve tertipli… Aydınlık ve düzenli… Güzel ve faydalı…” Oysa belediyelerin asli işleri olan bu hizmetler gitgide “hayalhanelerde” bile yaşatılması mümkün olmayan uzak erişimler haline geldiler.. Ve maalesef artık belediyelerimiz (Allah bundan da razı olsun dediğimizce) haftanın rutin günlerinde kapı önlerinden çöplerimizi toplayan “çöpçülere” dönüştüler!

YENİDEN göreve gelecekler yahut göreve devam edecekler gitgide artan ihtiyaçların nasıl üstesinden gelecekler bilmiyorum… Ancak yeni kuşak bu gençlere güveniyorum…

 

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (BUGÜN ARİFEDİR)

Her bayram yazarım: Hıristiyanlık dünyasında dini bayramlardaki alışverişler sürümü de gözleyerek ucuzluk kampanyalarıyla sürer. Bizde “nasılsa bayramdır mecburi alacak” düşüncesinde paha üstüne paha eklenir! Bazen değişse de piyasa genelde hep pahalıdır! Ve tabi acıdır da Müslüman Türklerin dini bayramlarında da Güney’den alışveriş yapmaları!  Fakat çarşı pazarımız adeta mecbur ediyor, insanlarımızı Güney’e itiyorlar ama! Azıcık din iman insaf… Diyoruz!