Sorgulama ve yargılama “düşünen insanın” doğasında vardır. Bu nedenle “geleceği” geçmişinin yargılanıp sorgulanmasından soyutlayamazsınız. Nitekim Pazar günleri ne zaman klavyenin başına otursam, döner, “geçen haftaya” bakarım, “nasıl gelip geçti” sorgulamasında. Ve mırıldanırım “neydi en önemli olay?..”
Geçen hafta en önemli olay “ben” ve “sağlığımdı!” Kısaca takılıp düştümdü! En azından torba gibi düşüp de her tarafımı kırıp dökmemek için sağ elimi gayriihtiyari öne uzatıp, yerden aldığım destekle vücudumu kurtardıydım ama bileğimi hayır! Fena halde zedeledim ki işte son iki gündür eğer “Köşem” rölantiye yatmışsa nedeni buydu, çünkü parmaklarım tuşlara basamayacak kadar sızlıyordu! Tabi bir kez daha anladım. “İnsan için sağlığın afiyetin ne kadar önemli olduğunu.” Ne var ki değerini ne kadar biliyor sağlığımızı ne kadar koruyoruz belli değil hatta bonkörce harcıyoruz! Diyelim ve geçen haftaya bakalım:
*****
“TEMİZLİK” DÖNEMİ Mİ REFORM MU?
GEÇEN Hafta Dörtlü koalisyon hükümeti şu mesajı mı vermek istedi? “Önce devletin iskelesini kuracak sonra restorasyonunu yapacağız.. Büyük icraatlar, için reformist yasaları çıkarmamız gerekir.. Ki bundan sonra inşa edeceğimiz yeni devlet, öncesindeki gibi yapılanları yıkılmasın!
BAKANLARA, milletvekillerine kadar uzanan “temizlik” hareketini de kapsamına alan “dokunulmazlıkların kaldırılması” bu nedenle mi gündeme getirildi henüz bilmiyorum..
Ancak Aytaç Çaluda odaklı “dokunulmazlıkların” kaldırılması olayı geçen haftanın gündemini çok meşgul etti bundan sonrası da devam edecek.
Aslında konu yeni değildir. Bir zamanlar TKP’nin başkanı iken Alpay Durduran da Mağusa Namık Kemal Meydanında o kendine özgü nutkunu atarken heyecanını yenemediği bir coşkulu anında, “bu meydanda sehpalar kuracağız, nereden buldun diye soracağız” diyordu!
SONRASINDA “yolsuzluk” iddiaları toplumun gündeminden hiç eksik olmadı. Ancak hep dedikodularda kaldı hiçbir zaman “iddiaların” ispatına gidilecek yasal girişimler yapılmadı. Bu kez de yine öyle olacağını sanıyorum! Çünkü ortada “devleti zarara uğratmak” gibi bireysel hesaplaşmaları aşan “yönetim zafiyetleri” de var! Ki eski defterler karıştırılsa bir orduluk “bakandan milletvekiline” kadar hesap vermesi gerekecek politikacılar, iddialarla soruşturmalara cevap vermek için dizi dizi yargıç karşısına dizilecekler!
PEKİ “dörtlü koalisyon hükümeti” yada “KKTC efkârı umumiyesi” bu “yolsuzluk-dolandırıcılık” soruşturmalarına hazır mı? Veya bazı “bakanların devleti zarara uğratmak” gibi yönetim beceriksizliklerinden kaynaklı araştırma ve soruşturmalara siyasi partiler ve halk ne kadar hazırdır? Ki yukarıda da vurguladık. 1974’den beridir olagelen “yolsuzluklardan” söz ediyoruz. Ve kişisel görüşümüzle diyoruz ki ”artık” bir yerden başlamak gerekiyorsa” başlanması gerekir çünkü hiçbir suç mahkeme’i küpraya kalmaz! Temiz toplum istiyorsak önce “kendimizi” temizleyeceğiz! *****
GEÇEN hafta “çocukları” da konuştuk, 14 haftaya çıkarılan kürtajı da.. Ne mecliste ne ilgili doktorlarla, kamuda bir Uzlaşıya varılamadı ama! Bazan bir insanlık faciası haline gelen kürtaj olayını geçen hafta ben de yorumlamak gereğini duyarken, artık gizlilikten çıkarılıp devletin bilgi ve denetimine geçmesi, dahası bizzat devlet hastanelerinde gerçekleştirilmesi” gerektiğini yazmıştım.
TABİ ki istenmeyen hamileliklerin nedenlerini anlatmak hele henüz bekar kızlar yönünden kolay olmadığı gerçeklerde, devreye “özel kiniklerin girdiği” de bilinen bir başka gerçek. Zaten sorun da bu aşamada başlar.. Astronomik operasyon fiyatlarından, 14 ayı da aşacak vakalara kadar!Çözüm, özel kliniklerden önce “devletin inisiyatif yüklenmesidir!”
ÖTE yandan geçen hafta “çocuklarımız” karnelerini aldılar. Medyaya baktım, yetkili eğitim ve öğretim camiasından çıt çıkmadı. Mesela 2017-18 ders yılının eğitim ve öğrenimine ilişkin başarı ve başarısızlık oranları ve diğer sorunları açıklanmadı.
BİLİYORUZ en başarılı okullar devlet kolejleridir de beni mesela Lefkoşa’nın Atatürk, Mağusa’nın Cambulat ilkokulu, köylerdeki oklularımız çok daha fazla ilgilendirir! Çünkü geleceğin KKTC’sini olumlu ve olumsuz, siyasi ve sosyo ekonomik yönleriyle asıl etkiyecek olan bu okulların öğrencileridir. Onlar “orta ve alt sınıf ailelerin çocuklarıdır..”
Sn. Akıncı’nın da vurguladığı gibi okullarda “ayırıma” tabi tutulan “biz ve siz “ gibi kökenler sorunlarının devam ettiği okulların öğrencileri!
NİTEKİM geçen günlerde “köşemden” yakınıyordum: Eğer 43 yılı devlet oluşumuzun geçmişi olarak toplumsal değer yargılarımızın mihengi taşı olarak kabul ediyorsak, diyeceğiz ki “bu uzun yıllar içerisinde eğitim öğrenimden geçmeyen tek çocuğumuzun bile kalmadığı gerçekte, bugün aynalarda yansıyan KKTC’nin insanlar ve olaylar sicili neden bu kadar bozuktur? Niçin uyuşturucu, trafik faciası, çevre pisliği aldı başını gidiyor?
Çocuklarımızı iyi yetiştirmedik mi diyelim? Evet ama, öyle!
*****
KISACA TAKILDIĞIM: (LÜTFEN BİR DAHA DÜŞÜNÜN!) Güney nihayet “kumarhanesinin” temelini attı. Hedef bölgenin en büyük kumarhanesine sahip olmak?
Şimdi birleşik Kıbrıs efkârında hemen çözüm isteyenlere bir hatırlatma yapayım. Güney’deki bu kumarhane biraz da Kuzey’deki kumarhanelere akan Rumların önünü tıkamak için inşa ediliyor… Ki şimdilerde Güney’in bir diğer kuşkusu da KKTC’nin gitgide artan turist sayısıyla potansiyeli!
Peki federal bir çözümde kumarhanelerimize bile tahammülü olmayan, turizmimizin gelişmesinden tedirgin olan Güney ile sosyoekonomik ilişkileri hangi dostluk ve kardeşlikle çözeceğiz? Federalciler bir daha düşünün lütfen!
































