Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Niye Rahatsız Etti..?

Milletvekili dokunulmazlığı nedir diye bir baktım.

Anayasa’nın Yasama Dokunulmazlığı başlıklı 84. Maddesi iki çeşit dokunulmazlık düzenlemiş.

Birincisi mutlak dokunulmazlık ki, hiç bir surette kaldırılamıyor…

O da milletvekillerinin, Cumhuriyet Meclisi çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, bunları dışarıda tekrarlamaktan veya açığa vurmaktan sorumlu tutulamayacakları konusu….

Ancak nisbi dokunulmazlık ikinci fıkrada. “Seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen milletvekili, Cumhuriyet Meclisinin kararı olmadıkça tutuklanamaz ve yargılanamaz”… 

Böyle bir durumda, dokunulmazlığın Meclis’in kararıyla kaldırılması mümkün.

Şimdi UBP milletvekili Aytaç Çaluda’nın bu ikinci kapsamda, dokunulmazlığın kaldırılması konusunda bir Komite kuruldu.

Meclis’te muhalefetin savunma yaparken, yeri göğü inletmelerine bakmamak lazım. Demokrasi ne kadar yasama ve yürütmeyse, o kadar da yargıdır…

Ve Çaluda’nın olayında, dokunulmazlığın kaldırılması talebi Başsavcılık’tan gelmiş.

Hakkında “görevi kötüye kullanma”  iddiasıyla tam 47 ayrı dosya varmış Başsavcılık’ta.

Erhan Arıklı, “Sadece birilerine yardımcı olmuş, kimseyi kırmamış bunun için dokunulmazlık kaldırılmaz” falan dedi Meclis’te.

Pek öyle görünmüyor.

Tam 47 ayrı dosya… 

“Ön izinsiz  çalışma izni çıkartma” suçundan bahsediliyor.

Ve hepsi de 15 Mayıs-31 Mayıs 2003 tarihleri arası hakkında.

Tam da genel seçimler öncesinde.

O dönem Özel Kalem Müdürü olan Çaluda’nın bunu kendi aklıyla yaptığını pek sanmam.

O bakımdan, azmettiricileri ve de “ricacıları”nın da ortaya çıkması lazım.

Yoksa, Çaluda’ın günah keçisi ilan edilmesinin gerçekten de kimseye bir faydası yok.

Aynen Başbakan’ın imzasını sahteleme olayının,  tek başına Başbakanlık eski Müsteşarı’na yüklenip, gerisinin karanlıkta kalması gibi…

Meclis’in tümünün böyle bir iddianın, hem de Başsavcılık’tan talep gelen bir iddianın açığa çıkmasını istemesi beklenirdi.

Ben olsam, grubumda böyle bir şaibenin aydınlanmadan kalmasını kabul etmezdim doğrusu…

Her ne olmuşsa ortaya çıkmasını isterdim. Sonuçta demokrasinin, adaletin yerine gelmesi için oturmuyorlar mı o Meclis koltuklarında..?

Ben mi yanlış biliyorum..?

Başsavcılık yargılanma isteyecek, suç isnat edecek, sen “linç” diyeceksin.

Milletvekilliği her türlü suça zırh mıdır?

Dahası, “kaldırın dokunulmazlığımı” demesi gerekmez miydi?

Özgürgün, “Halkın iradesi sorgulanıyor… Milletvekilleri tartıştırılmamalı… Bu iş rejim değişikliğine gider” falan diyor ya, tam tersine…

Birincisi, halk yargı görevi yapmaz. Mahkeme kurmaz. Demokrasinin özünde, seçimlerin suçları aklaması diye bir şey yok. Seçimler kimseyi aklamaz.  Sadece yargı, sadece mahkemeler yapabilir bu işi….

Bu söylemi, bir süre önce yine kullanmıştı. Yanlış olduğunu bile bile…

İkincisi rejim değişikliği ne demek..?

Şu anda temsil ettikleri rejimin gereği yapılıyor.

Anayasa’nın, Meclis içtüzüğünün ve en önemlisi hukukun gereği yerine getiriliyor.

Ve demokrasinin kurallarına göre işlemesi, adaletin yerine gelmesi, kendilerini neden bu kadar rahatsız ediyor?

Esas soru bu işte…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

SÜREÇ İŞLEMEYE BAŞLADI:

Ulusla Birlik Partisi Milletvekili Aytaç Çaluda’nın dokunulmazlığının kaldırılması isteminin incelenmesi için Meclis’te bir komitenin kurulmasına oy çokluğu ile karar verildi. Çaluda, hakkındaki Başsavcılık iddiaları için, “Benim alnım açık başım dik” diyerek, tüm milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması çağrısı yaptı. İster vekil olun, ister bakan, hatta başbakan, bileceksiniz ki o dokunulmazlık zırhı arkasına saklanıp, yasal olmayan işleri yapmayacaksınız. Sonuç ne olur bilemem ama, bundan sonra attıkları her adımı iki kere düşünmek zorunda kalacaklar…

 

AMAN DİKKAT:

Yerel seçimlerde adaylar belli oldu ve propaganda dönemi dün resmen başladı. Adaylara tavsiyem ne söylediklerine çok dikkat etsinler. Yapamayacakları işlerin sözünü, boş vaatleri bir yana bırakıp, gerçekçi projelerle seçmenin önüne çıksınlar. Yıllardır bıktık bu boş vaadlerden. Atıp, tutmaya gerek yok, gerçekçi olsunlar yeter. Göreceksiniz vatandaş boş vaatlere değil, gerçekleri söyleyenlere oy verecek. E, sütten ağzımız yandı bir kere…

BİR AYLIĞINA KAPATIN:

Size tavsiyem sosyal medya hesabınızı 24 Haziran’a kadar kapatın. Çünkü herkesin sayfası adayların ve partilerin “işgali” altında. Hani şöyle bir girip memlekette ne var ne yok diye bakmaya kalksanız, onlarca adayın ve partilerin propaganda yağmuruna tutulup vazgeçersiniz. Ben denedim, insana iyi geliyor…

BU GÜZEL HABER:

Seçimlerden sonra Girne antik limanı için ihaleye çıkılacağını söyledi Turizm Bakanı. Umarım işletme için çıkılır. Yoksa, temizlik, tertip, bakım gibi, devletin ve belediyenin yapabileceği kozmetik işler için değil. O liman, adına ve tarihine yakışacak bir hale gelmeli, çehresi toptan  değişmeli. İçindeki işletmeler aynı kafada devam edecekse, bir işe yaramaz. Teknik ihaleden önce, limana nasıl bir görünüm verileceğine, neyin nasıl yapılması gerektiğine bilimsel destek alarak karar verilmiş olmalı…

HEPTEN YASAKLANMALI:

Bizdeki yönetmeliğine göre okullara cep telefonu getirmek suç değil ancak derste kullanmak yasak. Son günlerde Avrupa’nın da gündeminde olan konu, bizde de tartışılmaya başlandı. Benim fikrim, okullara cep telefonu getirmenin yasaklanması, hiç olmazsa ilkokul öğrencilerine bu yasağın getirilmesi yönündedir. 8-9 yaşlarındaki çocukların ellerinde 3-5 bin liralık cep telefonu ile okula gelmesinin nasıl haklı bir yönü olabilir. Bırakın disiplini, sosyal açıdan da yanlış bir davranış olduğunu düşünüyorum. Unutmayın ki, alan var alamayan var…   

GÜVENLİK SORUNU:

Bu ülkeye normal yollardan da kaçak olarak gelenler de biliyorlar ki, ülkede bir güvenlik zaafiyeti var. Zaten öyle olduğunu düşünmeseler ceplerinde uyuşturucu ile ülkeye giriş yapmaya kalkarlar mı? Malzeme getirdiğini sandığınız gemilerden kaçak eşya, hatta son zamanlarda kaçak insan çıkıyorsa, bu ülkenin güvenlik konusunu masaya yatırmasının zamanı geldi de geçiyor bile…

ZİRVEDEKİLER

Serkan Mesutoğlu ( Avukat): Seçilmiş veya atanmış olmak, kimseye hukuka aykırı hareket etme keyfiyeti yaratmaz. Aksine yüklenilen görevi hukuka uygun ifa etme konusunda en fazla ihtimamı gösterme sorumluluğu yaratır. Seçilmişlik veya atanmışlık ele geçirilen gücün hukuka aykırı bir şekilde kullanılması için zırh değildir. Böyle olmadığını savunan, başta UBP Başkanı Hüseyin Özgürgün ve aynı zihniyette olan kim varsa artık bunu öğrenmek zorundadır.

 DİPTEKİLER

Nikos Anastasiadis: Anastasiadis, Kıbrıs sorununa tüm “Kıbrıslıların” endişelerine yanıt verecek yaşayabilir ve kalıcı bir çözüm sağlanmasına, derinden ve samimi bir şekilde bağlı olduğunu ifade etmiş. Artık ona değil biz, kendi insanları bile inanmıyor. Selvi ağacı gibi rüzgara göre eğilmekten bıkmadı usanmadı. Samimiyetine, kimse inanmadı…